Toplantısı’nda gündemin öne çıkan meseleleri hakkında değerlendirmelerde
bulunuyor.
Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Kanal İstanbul törenindeki ‘söke
söke alırlar’ açıklaması nedeniyle tepki
gösterdi. Akşener, “Senin görevin bu milletin olanı, söke söke almaya
kalkacakların yanında saf tutmak değil bu milletin hakkını-hukukunu söke söke
almaktır. Aklını başına al, kendine gel.” dedi.
Akşener’in konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:
“Geçen hafta devlet geleneğimizden bir türlü nasiplenemeyen
kahraman ecdadımızdan, bir türlü feyz alamayan şanlı tarihimizi de, zaten
bilmeyen Sayın Erdoğan Kanal İstanbul’a karşı durduğumuz için bu yanlışa ortak
olmayı düşünenleri, uyardığımız ve “iktidara gelince size tek kuruş
ödemeyeceğiz.” dediğimiz için çok sinirlendi ve dedi ki; “Boş konuşuyorlar.
Uluslararası tahkim yoluyla o parayı, sizden söke söke alırlar.”
Şuursuzluğa bakar mısınız? Beşli çetenin ve yabancı
şirketlerin avukatlığına soyunan şu sorumsuzluğa bakar mısınız? Bu ülkenin
Cumhurbaşkanı çıkıyor ve milletin gözünün içine baka baka “O paraları sizden
söke söke alırlar.” diyor. Sizden dediği kim? Milletin ta kendisi. İbretlik
gerçekten.
Dahası var. Sayın Erdoğan’dan sinyali alan küçük ortak hiç
durur mu? Elbette durmaz. Nitekim yine durmadı ve dünkü grup konuşmasında, hiç
utanmadan Türk Milleti’nin parasına çökecek firmaları, hukuki güvence altına
alalım dedi. Bu nasıl iştir arkadaş. Bu nasıl bir utanmazlık bu nasıl bir
vicdansızlıktır. Hatta açık açık ilan edeyim. Bu nasıl bir işbirlikçiliktir?
Yazıklar olsun.
Sayın Erdoğan tarafını seç. Milletinin yanında mısın, yoksa
5’li çetenin arkasında mı duracaksın? Bu ülkenin Cumhurbaşkanı mısın, yoksa
yabancı şirketlerin avukatı mı olacaksın? Milletin adamı mısın, yoksa lobilerin
adamı mı olacaksın? Bir karar ver.
İlk seçimde yolcu olduğunun farkına, daha yeni varmış
olabilirsin. Ama İsmet Özel’in şiirinde söylediği gibi “Tam düşecekken tutunduğun
tuğlayı, Rab bellemeyeceksin.”
100 yıl önce de, işgalcilerin avukatlığını yapmaya kalkan,
işbirlikçiler vardı. Sonra ne oldu? İşgalciyle birlikte, geldikleri gibi
gittiler. Tarihten ders al. Oturduğun makamın getirdiği sorumluluğun artık
farkına var. Adeta bir sömürge valisi ağzıyla abuk sabuk konuşarak sana bütün
makamları veren bu aziz millete, apaçık ihanet ediyorsun.
Senin görevin bu milletin olanı, söke söke almaya
kalkacakların yanında saf tutmak değil bu milletin hakkını-hukukunu söke söke
almaktır. Aklını başına al, kendine gel.
Sayın Erdoğan kendini kanal adı altında, otoyol viyadüğü
temeli atma etkinliklerinde dile getirdiği tahkim üzerinden, milletine para
ödetme fantezileriyle oyalayadursun uluslararası hukuka göre, kazın ayağı pek
de öyle değil.
Arkadaşın bol maaşlı danışmanları bunları bilmez o nedenle,
sorumlu siyaset anlayışımız gereği, kendisini biz uyaralım. Uluslararası
hukukta, “tiksindirici borç” diye bir kavram vardır. Bu kavram dış borç alan ve
bunu milletinin menfaatine harcamak yerine kendi kişisel ikbali için harcayan
liderler için kullanılır. Bu liderler, iktidardan düştükten sonra o borcun,
ülkedeki vatandaşlardan değil borcu alan liderlerin, kişisel harcaması olarak
kabul edilerek o kişinin bizzat kendisinden tahsil edilmesini söyler. Alexander
Nahum Sack tarafından geliştirilen doktrine göre bir borcun, “tiksindirici
borç” olarak kabul edilmesi için, 3 şart var. Bir, borcu veren kişinin
bilgilendirilmesi. Bu yapılmış mı? Evet. Biz, Millet İttifakı olarak, bu görevi
yerine getirdik. Her fırsatta, yerli-yabancı tüm kurumları uyardık.
İki, borcun halkın rızası dahilinde alınmamış olması. Bu
şart oluşmuş mu? Oluşmuş. Medya üzerindeki iktidar kontrolüne rağmen kamuoyu
araştırmaları, milletimizin büyük çoğunluğunun bu projeye karşı olduğunu
gösteriyor. Ayrıca, Kanal İstanbul için, ayrı bir referandum yapılmamış ve
halkın onayı da alınmamış. Yani milletin rızası alınmamış. Üç, borcun, halkın
menfaati için kullanılmaması. Mevcut ekonomik değerlendirmeler, Türkiye’nin
işsizlik, enflasyon ve kişi başına düşen milli gelir gibi parametrelerde kendi
sınıfındaki ülkeler arasında, en kötü performansı gösterdiğini söylüyor.
Peki Kanal İstanbul Projesi hali hazırda çalışan ve değer
üreten firmaları ayakta tutmayı veya milletimizin refah seviyesini yükseltmeyi
amaçlıyor mu? Hayır. Projenin, bölgede arsa kapatanlar ile, malum müteahhitler
dışında milletimizin refahına ve insani gelişmişlik düzeyine, yapacağı bir
katkı var mı? Yok. Dolayısıyla bu şart oluşmuş mu? Bu şart da oluşmuş. Ez
cümle, Sayın Erdoğan, hiç heveslenme, bu parayı milletimiz ödemeyecek.
“Tiksindirici Borç Doktrini’ne” göre milletimize inat olarak
yaptığını, bizzat kendin itiraf ettiğin, bu projeden doğan şahsi borcunu, eğer
paran varsa bizzat sen ödeyeceksin. Yani, şayet birisi, bir parayı söke söke
alacaksa hiç kusura bakma senden alacak. Nitekim, şimdiye kadar, söke söke
verdiğin kapitülasyon tadındaki nice tavize bakınca şimdiden para biriktirmeye
başlasan iyi edersin. Benden söylemesi.
Kanal İstanbul için avuç ovuşturan, projeye dahil olmak
isteyen yerli ve yabancı bütün finans kuruluşlarını ve müteahhitlik firmalarını
bir kez daha uyarıyorum. Bütün bu veriler ışığında bu tiksindirici borcu
milletimizden değil bizzat Recep Tayyip Erdoğan’dan isteyeceksiniz. Paranızı
onun şahsi hırslarına veriyorsunuz geriye de bir zahmet kendisinden
alacaksınız.
Geçmişte, Ekvador ve Haiti’de yaşanan benzer süreçlerin
nasıl sonuçlandığını incelemenizde, büyük fayda görüyorum. Kanal İstanbul’la
ilgili atacağınız adımları da bu gerçeğin bilinci ile atmanızı, özellikle
tavsiye ediyorum. Sonra siz üzülürsünüz. Uyarmadı demeyin.
Bu iktidarın milletimize verecek hiçbir şeyi kalmadı.
Milletimizin menfaatine kurdukları tek bir hayalleri memleketin geleceği için
koydukları en küçük bir vizyon bile yok. Onların tek derdi koltuklarını korumak
tek öncelikleri beşli çetenin kasasını doldurmak. Tek vizyonları da
milletimizin varlıklarını yabancılara peşkeş çekmek.
Nitekim milletimiz, ağır ekonomik kriz ve pandemi
şartlarında, zorluklarla mücadele ederken maalesef Sayın Erdoğan ve arkadaşları
bambaşka hesapların, bambaşka önceliklerin peşinde. Mesela, Haziran ayı
enflasyon rakamının açıklanmasıyla birlikte Temmuz ayında, memurlara ve
emeklilere yapılacak maaş artışları belli olacak. Biliyorsunuz, yıl başında,
yüzde 3 maaş artışı yapılmıştı. Kanun gereğince, memur ve memur emeklilerine
Ocak-Haziran döneminde gerçekleşen enflasyon ile yüzde 3 arasındaki fark kadar
enflasyon farkı artışı verilecek.
Ayrıca, SSK ve Bağ-Kur emeklilerine de ilk altı aydaki
enflasyon kadar maaş zammı yapılacak. Dikkat ederseniz çalışanlarımızın ve
emeklilerimizin maaşları sadece enflasyon kadar artırılıyor. O da maalesef
TÜİK’in makyajlı enflasyon rakamları esas alınarak yapılıyor. Burada iki sorun
var. Birincisi, maaş artışlarında, piyasa gerçekleriyle mutfakla hatta bu
konuda yapılan bilimsel çalışmalarla, hiç bağdaşmayan bir TÜİK enflasyonu var.
Maaş belirlemede bunun esas alınması çalışanlarımızı ve emeklilerimizi mağdur
ediyor. İkincisi ise, çalışanlarımıza ve emeklilerimize büyümeden pay
verilmemesi.
Madem ilk çeyrekte, Türkiye yüzde 7 büyüdü hatta ikinci
çeyrekte, yüzde 20’ler civarında büyüyecek diyorsunuz o zaman bu büyümeden
milletimize neden pay vermiyorsunuz? Milletimizin gelirine yansımadıktan sonra
yüzde kaç büyürsek büyüyelim.
Milleti zenginleştirmeyen büyüme, büyüme değildir. TÜRK-İŞ
Araştırmasının, Haziran 2021 ayı sonucuna göre Türkiye’de açlık sınırı 2864
lira. Ülkemizde bu rakamın altında maaş alan milyonlarca emekli var. Hal böyle
olunca emeklilerimiz hafta başında dertlerini anlatmak istedi ama maalesef
iktidarın artık alışkanlık haline getirdiği üzere onlara da terörist muamelesi
yapıldı. Biz sadaka istemiyoruz çalışırken prim yatırdık onun karşılığını
istiyoruz dediler ama basın açıklaması yapmalarına bile izin verilmedi.
Bir de üstüne, göz bebeğimiz polislerimiz ile karşı karşıya
getirildiler. Buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum. Böyle vicdansızlık olur mu?
Böyle duyarsızlık olur mu? Emeklilerimizin sesine kulak ver, onları açlığa
mahkûm etme. Ayıptır, günahtır.
Pandemi sürecinde, yarım yamalak da olsa, uygulanan kısa
çalışma ödeneği bu ay sonunda bitiyor. Milyonlarca çalışanımız bu haktan
yararlanıyor. Kısa çalışma ödeneğiyle birlikte, işten çıkarma yasağı da son
bulacak. Bu durum milyonlarca vatandaşımızı işsizlik tehlikesiyle yüz yüze
bırakıyor. Biz, İYİ Parti olarak, kısa çalışma ödeneğinin uzatılmasını talep
ediyoruz. Bu vesileyle, buradan iktidara sesleniyorum. Kısa çalışma ödeneğinin
tamamı işçilerimizin zaten hakkı olan İşsizlik Sigortası Fonu’ndan ödeniyor.
Ödemeler, yine aynı fondan yapılacağına göre işçinin parasını işçiden
esirgemeyin. Zorluklarla mücadele eden insanlarımızı, daha da zor duruma
düşürmeyin.
Sayın Erdoğan sen, milletten söke söke para alacakları
korumakla meşgulken milletimiz kan ağlıyor. Türkiye’nin her köşesinden aynı
şikayetler yükseliyor. İktidar medyasına göre, batı bizi kıskanıyor.
