İmam Hüseyin’in (a.s.) kıyamı izzet hareketiydi; hakka, dine, imamete ve Hz. Peygamber’in ortaya koyduğu yola sahip çıkmanın izzeti. İmam Hüseyin (a.s.) izzetin sembolü oldu ve bu duruşuyla iftihar kaynağı hâline geldi. İşte Hüseynî izzet ve onur budur.
İmam Hüseyin’in (a.s.) matem günlerinin yaklaşması münasebetiyle KHAMENEI.IR internet sitesi, Şehit Devrim Rehberi’nin açıklamalarına dayanarak Aşura kıyamının “amacı”, “özellikleri” ve “sonuçlarını” ele alan bir dizi değerlendirme yayımladı. Bu bölümde, Aşura kıyamının hedefi ve temel özellikleri inceleniyor.
İhlâs
Hüseynî kıyamın en önemli özelliklerinden biri ihlâstır. İmam Hüseyin’in hareketi tamamen Allah, din ve İslam toplumunun ıslahı için gerçekleştirilmiş samimi bir harekettir.
İmam Hüseyin’in şu sözü bu gerçeği ortaya koymaktadır:
“Ben ne kibir, ne fesat, ne zulüm amacıyla kıyam ettim. Ben sadece dedemin ümmetini ıslah etmek için yola çıktım.”
Bu ihlâs, Kerbelâ kıyamının asırlar boyunca canlı kalmasının da temel sebebidir. İmam Hüseyin’in hareketinde en küçük bir dünyevî hesap bulunmadığı için bu kıyam kıyamete kadar yaşayacaktır.
Akıl ve Mantık
İmam Hüseyin’in (a.s.) hareketi tamamen akıl ve mantığa dayanıyordu. Emevîler, İslam’daki imamet sistemini saltanat ve krallığa dönüştürmüşlerdi. Böyle bir ortamda, ne ilmi ne takvası ne de İslamî değerlere bağlılığı bulunan Yezid’in yönetimi altında İslam toplumunun geleceği büyük bir tehlikeyle karşı karşıyaydı.
Bu nedenle İmam Hüseyin’in kıyamı, İslam toplumuna dayatılan büyük sapmaya karşı mantıklı ve meşru bir direnişti. O Hazret, Kerbelâ’da düşman ordusuna hitaben Hz. Peygamber’in şu sözünü hatırlatmıştır:
“Kim Allah’ın haramını helâl sayan, zulmeden ve Allah’ın hükümlerini çiğneyen bir yöneticiyi görür de söz ve fiiliyle ona karşı çıkmazsa, Allah onu kıyamet günü o zalimle aynı akıbete uğratır.”
İzzet
Kerbelâ kıyamının bir diğer temel özelliği izzettir. İmam Hüseyin’in hareketi, hakkın ve dinin izzetini koruma hareketiydi. O yalnızca söz söylemekle kalmadı; sonuna kadar sözünün arkasında durdu.
İmam’ın düşmandan bir gece mühlet istemesi de, “Bana yardım edecek kimse var mı?” diye seslenmesi de zillet veya çaresizlikten değil, izzet ve vakar makamından kaynaklanıyordu.
Gariplik ve Mazlumiyet
İmam Hüseyin’in kıyamı aynı zamanda garip bir mücadeleydi. Pek çok kişi haklı olduğunu bildiği hâlde onun yanında yer almaya cesaret edemedi. En yakın dostlarından bazıları bile destek vermekten çekindi.
Bu yalnızlık ve mazlumiyet, onun büyüklüğünü azaltmadı; aksine tarih boyunca onu daha da yüceltti. Kerbelâ şehitlerinin büyüklüğü, sayı üstünlüğüne sahip düşmandan korkmamalarında ve hak uğruna fedakârlık göstermelerinde yatmaktadır.
Maneviyat ve Kulluk
Kerbelâ kıyamının her aşamasında Allah’a teslimiyet ve kulluk açıkça görülmektedir.
İmam Hüseyin, kendisine binlerce davet mektubu ulaştığında da gurura kapılmadı; Kerbelâ’da düşman ordularıyla kuşatıldığında da en küçük bir korku veya telaş göstermedi. Her durumda Allah’a tevekkül etti ve ilahî iradeye teslim oldu.
Eşsiz Bir Hadise
Tarih boyunca birçok kişi kıyam etmiş, savaşmış ve hayatını kaybetmiştir. Ancak Kerbelâ hadisesi ve İmam Hüseyin’in kıyamı benzersiz bir konuma sahiptir.
Bu kıyam, ihlâs, akıl, izzet, mazlumiyet ve kulluğun eşsiz birleşimi sayesinde tarihte ayrı bir yer edinmiş; Kerbelâ şehitleri de İslam tarihinde kendilerine has ve erişilmez bir makam kazanmıştır.
Bu nedenle Kerbelâ’nın mesajı yalnızca bir tarih sayfasında kalmamış, nesilden nesile aktarılan canlı bir kültür ve özgürlük arayışının ilham kaynağı olarak günümüze kadar ulaşmıştır.
