Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin grup toplantısında
konuşuyor. Erdoğan’ın konuşmasından satırbaşları şu şekilde:
İsrail vahşetini durdurmak için diplomasinin tüm imkanlarını
kullanıyoruz.
Netenyahu, iki tarafına birer bakan koymuş basın açıklaması
yapıyor ve zannediyor ki o bakanlar beni kurtaracak. Ama o bakanlar bile
Netenyahu’yla birlikte aynı istikamette yürümüyor. Netenyahu gidicidir. Bütün
mesele dünyada haklının yanında yer alacak olanların duruşudur. Bu konuda
maalesef beklenen gelişmeler oluyor mu? Hayır… Hala olmuyor. Amerika başta
olmak üzere batı, hep birlikte hala maalesef tersyüz olarak bu duruma bakıyor.
Fransa, önce farklı açıklamalar yapıyor, daha sonra bakıyorsunuz geri vitese
takıyor. Dürüst ol ya. Bir gün öyle bir gün böyle yapma. Aynen şu anda
Filistin’dekilerin durumu gibi.
Gazze’ye yönelik İsrail vahşeti de 7 Ekim’den beri
gündemimizin en üst sırasında yer alıyor. Amerika’nın ve batılı ülkelerin
sınırsız desteğini alan İsrail hükümeti, katliamlarına tam 40 gündür aralıksız
şekilde devam ediyor. Okulları, camileri, kiliseleri, hastaneleri, Pazar yerlerini,
binaları, sokakları kasıtlı olarak hedef alan İsrail, bir şehri içindeki
insanlarıyla topyekun yok etme stratejisi uyguluyor. Evlerini terk etmeye
zorladığı sivilleri yolda kasıtlı olarak bombalayan bir canilikle kelimenin tam
anlamıyla bir devlet terörü estiriyor. Ve ben şu anda gönlüm ferah, açık olarak
diyorum ki İsrail bir terör devletidir.
Hamas’ı terör örgütü olarak ifade ediyorsun. Hamas,
Filistin’de seçimlere girip seçim kazanan bir siyasi parti. Seçimi kazandıktan
sonra da hakkını, haklarını elinden aldınız. Kim aldı? Yine İsrail, Amerika,
birlikte aldılar. Bu gerçekleri görelim. Ama hala benim ülkemde bile Hamas’ın
bir siyasi parti olduğunu bilmeyen, anlamayanlar var. Bugüne kadar İsrail
tarafından katledilen 12 bine yakın Gazzelinin 3’te 2’sini çocuklar ve kadınlar
oluşturuyor. İsrail yönetimi, Gazzeli çocuklara, kadınlara ve sivillere karşı
insanlık tarihinin en kalleş saldırılarını düzenliyor. Gazze’de 40 gündür şahit
olduklarımızı anlatmak için savaş dahil tüm kavramlar yetersiz kalmaktadır.
Çünkü savaşın da bir ahlakı vardır, adabı, hukuku ve sınırı vardır. Savaş
hukukunun ilk kuralı ise çocuklara, kadınlara, yaşlılar ve hastalara
dokunmamaktır.
Kuvözdeki, kundaktaki bebekleri katledenler, evlerinden
kovdukları masumların tepesine bomba yağdıranlar, insanların suyunu, gıdasını,
yakıtını keserek ölüme mahkum edenler, 2 milyonu aşkın sivili atom bombasıyla
yok etmekten bahsedenler, buradan şimdi Netenyahu’ya sesleniyorum. Sende atom
bombası var mı, yok mu? Sıkıysa açıkla… Ama açıklayamaz. Ey İsrail, sende atom
bombası, nükleer bomba var, bununla tehdit ediyorsun. Bunları biz biliyoruz.
Artık ecelin geliyor, istediğin kadar nükleer bombaya sahip ol, neye sahip
olursan ol gidicisin.
İnsanım diyen hiç kimse Gazze’de yaşanan bu katliamları
onaylayamaz, mazur ve meşru göremez. İsrail yönetimini lanetlerken elbette bu
katliamlara alenen destek verenleri meşrulaştırmak için 40 dereden su
getirenleri de unutmuyoruz. İsrail’in işlediği insanlık suçlarına ses
çıkarmayanlar, en az failler kadar bu suçlara ortaktır. Gazze’de öldürülen
yavruların kanı, İsrail yönetimine silah, mühimmat ve istihbarat desteği
sağlayanların alınlarına utanç lekesi olarak yapışmıştır.
Düşünebiliyor musunuz? Her gün yüzlerce çocuk bombaların
altında can veriyor. AB’den ABD’sine hiçbiri çıkıp tek kelime etmiyor,
edemiyor. Gazze’deki vahşeti dünyaya duyuran gazetecileri, aileleriyle birlikte
İsrail katlediyor. Uluslararası basın kuruluşları tek bir açıklama dahi yapmıyor.
BMGK, bırakın Gazze’li sivillerin hayatını korumayı, teşkilatın kendi
çalışanlarına dahi sahip çıkamıyor. BM üyesi 121 ülkenin Genel Kurul’da
sergilediği irade, Güvenlik Konseyi’ndeki bir iki ülke tarafından resmen gasp
ediliyor. İsrailli bakanlar nükleer silaha sahip olduklarını kameralar önünde
itiraf ediyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı bununla ilgili harekete
geçmiyor. Kur’an-ı Kerim’i yakan alçakların eylemlerine fikir özgürlüğü diyerek
izin verenler, Gazze’deki katliama tepki gösteren vicdan sahibi insanları
gözaltına alıyor, tutukluyor, seslerini kısmak için her yolu deniyor. Daha
bunun gibi pek çok çifte standarda, omurgasızlığa ve vicdansızlığa şahitlik
ettik, halen de ediyoruz.
Hatırlayın Charlie Hebdo olayında 23 kişi ölmüştü ve
dünyadan devlet başkanları, başbakanlar, bizden de biliyorsunuz birileri
Paris’teki o yürüyüşe katıldılar, orada bulundular. Peki şimdi 13 bine yakın
insan öldü. Nerede bu dünyanın devlet başkanları? Başbakanlar nerede? Haydi
gelin bir de bununla ilgili yürüyün. Vicdanınız, insafınız yok mı? Olay
Haçlı-Hilal meselesidir. Olaya böyle bakıyoruz.
Gazze tüm dünyada maskeleri düşürmüş, cafcaflı kavramların
arkasına gizlenen gerçek yüzleri ortaya çıkarmıştır. Bu kriz sadece yurt
dışında değil, ülkemizde de bir turnusol işlevi gördü. Farklı siyasi görüşlere
sahip olsalar da milletimizin ezici çoğunluğu, Gazze meselesinde vicdanlı,
onurlu ve dirayetli bir duruş sergiledi. Çeşitli yöntemlerle hukuk ve demokrasi
zemininde İsrail’e tepki gösteren tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz.
Sosyal medya mecralarından gazete ve televizyona tüm iletişim araçlarını
kullanarak basın mensuplarını tebrik ediyoruz.
İsrail, Gazzeli masum çocuklara ve sivillere karşı yürüttüğü
savaşın medya cephesini, uluslararası basındaki tüm kontrolüne rağmen
kaybetmiştir. Londra’dan Madrid’e, Cakarta’dan İslamabad’a kadar dünyanın dört
bir köşesinde meydanları dolduran yüzbinler gösteriyor ki İsrail, insanlık
vicdanında da şimdiden mahkum olmuştur.
