Çok Geç Olmadan Yerimizi Netleştirelim..

Bölgemizdeki olaylar farklı boyutlarda gelişmeye devam ediyor. Trump’ın abuk sabuk hamleleri aslında yalnızca bir şovdan ibaret değildir; daha büyük bir fitnenin temellerini oluşturmaktadır. Bu fitne, kimler tarafından bilindiği hâlde, paralarıyla satın aldıkları medya aracılığıyla gizlenmektedir. Kendilerini İslamcı gibi gösteren tefrikacı ve fitneci şer odakları üzerinden bu süreç yürütülmektedir.

Bugün BAE, Katar, Mısır, Suudi Arabistan ve Bahreyn gibi ülkelerde etkili olan yönetimler, siyonizme biat etmiş odaklar hâline gelmiştir. Bu durum yalnızca dış politikada değil, devletlerin önemli kurumlarında da etkisini göstermektedir.

İsrail neyine güvenerek bölge ülkelerine yönelik saldırı planlarını açıkça ilan edebilmekte ve bunları gerçekleştirebilmektedir?

Çünkü siyonist ideoloji, bölge ülkelerinin içinde, devletlerin en hassas organlarına kadar nüfuz etmiş yapılar, buna iktidar & yönetim dahil bulunmaktadır. Bu yapılar, yöneticilere rağmen siyonizme hizmet eden bir mekanizma hâline getirilmiştir. Bunun en açık örneklerinden biri Amerika yönetimidir. MAGA adı altında ortaya çıkan neo-muhafazakâr çevreler ve İngiltere krallığı içinde siyoniste hizmetkarı bankalar, aslında küresel çıkar savaşlarının önemli aparatları & ana kaynağıdır.

Körfez ülkeleri ise büyük ölçüde Batı destekli oluşturulmuş proksi yapılardır. Petro-dolar sistemi sayesinde Amerika’ya hizmet eden ve onun korumasıyla zenginleşen bazı Arap aileleri, bugün bölgedeki düzenin temel aktörleri olarak sunulmaktadır. Oysa bu yapıların büyük kısmı, Amerika’nın bölgedeki askerî üsleri gibi hareket etmektedir. İsrail’den farkları yoktur; aynı hedef ve strateji doğrultusunda hareket etmektedirler.

Türkiye, İran, Pakistan ve Mısır ise farklı tarihsel köklere sahip devletlerdir. Özellikle Türkiye ve İran, tarihte derin izler bırakmış güçlü devlet geleneklerine sahiptir. Bu nedenle bölgede yaşanacak büyük kırılmalarda belirleyici rol oynayacak ülkelerin başında gelmektedirler.

Siyonizm*, resmi olarak İngiltere’de temelleri atılmış bir ideolojik yapıdır. Tarihsel ve mistik referanslarla şekillenmiş, küresel güç ve hâkimiyet anlayışını merkezine alan bir sistem hâline dönüşmüştür. İsrail rejimi ise bu ideolojinin somutlaşmış merkezi durumundadır. Ancak bu yapı yalnızca İsrail’le sınırlı değildir; dünyanın birçok ülkesinde siyaset, medya, finans ve askerî sanayi gibi kritik alanlarda etkili konumlara ulaşmıştır.

*(Hârut ve Mârut Hz. Süleyman döneminde Babil’de insan şeklinde ortaya çıkan, insanları “küfür”e düşmemeleri, kötülük için kullanmamaları şartıyla insanlara sihir öğreten, insanların bu yolla imtihan olmalarına vesile olan iki melektir. “Onlar, Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurup söylediklerine uydular. Gerçek şu ki Süleyman kâfir olmadı, fakat şeytanlar kâfir oldular; çünkü insanlara sihri, Bâbilde iki meleğe, Hârûtla Mârûta indirileni öğretiyorlardı. Hâlbuki bu iki melek, Biz ancak imtihan vasıtasıyız; sakın küfre sapma!” demedikçe hiç kimseye bilgi vermezlerdi. Fakat onlar bu iki melekten, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa Allah’ın izni olmadıkça onunla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Yine de kendilerine fayda sağlayanı değil zarar vereni öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu (sihri) satın alan kimsenin âhiretten nasibi olmadığını çok iyi biliyorlardı. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür, bir bilselerdi! Eğer onlar iman edip kendilerini kötülükten korusalardı şüphesiz Allah tarafından verilecek sevap daha hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdi!” (Bakara.102/103)

Ayetten de anlaşılacağı üzere, siyonizmin amacı kaos yaratmak ve insanlığı Yaradan’a karşı isyan etmeye kışkırtmaktır.

Bu açıdan bakıldığında, Siyonist yapının küresel hedefi açık ve nettir. İsrail rejimi, Siyonizmin somutlaşmış hali ve merkezidir. Ancak bu yapı, dünyadaki her ülkenin devlet ve toplumsal yapıları içinde çok önemli konumlar ve roller edinmiştir. Kısacası, şu anda küresel siyaseti, sanayiyi, medyayı, finansı ve askeri-sanayi kompleksini kontrol etmektedir. İsrail’in, coğrafi ve nüfus açısından sınırlı bir yapıya sahip olmasına rağmen bugün dünyaya meydan okuyabilmesi, bu küresel destek mekanizmasından kaynaklanmaktadır. Gerçek gücü, uluslararası sistemde ve perde arkasındaki çıkar ağlarında yatmaktadır.

Bu şartlar altında Müslüman ülkelerin yapması gereken en önemli şey; birlik ve beraberlik içinde hareket etmektir. Türkiye’nin konumu bu noktada son derece önemlidir. Çünkü gelecekte yaşanacak savaşlar yalnızca milliyetler arasında değil; medeniyetler, değerler ve inanç sistemleri arasında olacaktır. Çünkü Siyonist yapı Dünyada kendinden başka güçlü bir yapı & devlet istememektedir, buna ABD, AB dahildir. Şuna ABD yönetimi Amerika halkından daha çok siyonizimi ön planda tutmakta ve Amerika’nın parçalanması onların bir projesi dahilindedir. Avrupa da ayni projeye dahildir ve yürüttükleri politikalarda bunu açık ve net görmekteyiz. Ne yazık ki Müslüman ülkelerin çoğu tam olarak siyonizmin proksisi olarak İslam karşı savaşmaktadır.

Bugün dünya iki kutuplu bir mücadele yaşamaktadır. Halk arasında “hak ile bâtılın savaşı” diye ifade edilen sürecin tam ortasındayız. İlahi değerlere bağlı kalanlarla, insanı maneviyatından koparıp yalnızca çıkar düzenine mahkûm etmek isteyen anlayışlar arasında büyük bir mücadele yaşanmaktadır.  Ne yazık ki birçok insan bunun farkında değildir. Irkçılık, mezhepçilik ve taassup üzerinden yönlendirilen toplumlar, kendi çıkarlarına aykırı projelerin parçası hâline getirilmektedir.

Hali hazırda yaşana İlahi inancı savunanlar ve şeytani inancı savunanlar arkasında ki savaşa tanıklık etmekteyiz Önümüzdeki büyük savaş; kendisini Hristiyan, Yahudi, Müslüman veya dinsiz olarak tanımlayan insanlar arasında değil, hakikati ve adaleti savunanlarla (TEVHID); çıkar, zulüm ve tahakküm düzenini savunanlar (SIRK) arasında gerçekleşecektir.

Türkiye olarak yerimizi; Tevhid inancını, adaleti ve insanlık onurunu savunan toplulukların yanında almamız gerekmektedir. Böyle bir duruş yalnızca ülkemiz için değil, bölgemiz ve tüm insanlık adına büyük katkılar sağlayacaktır.

Aksi bir tutum ise sadece bizi değil, bölgemizi ve insanlığı da büyük yıkımlara sürükleyecektir. Ancak her hâlükârda galip gelecek olanlar; hakikatin, adaletin ve Allah’ın tarafında duranlar olacaktır.

Bizler de her türlü taassuptan uzaklaşarak yerimizi hakikatin & TEVHİD’den yanında almalıyız.

TASPINAR MK

8 MAYIS 2026

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın