Rasthaber – Türkiye'nin hali hazırdaki ekonomik durumunu AK Parti'nin kurucularından ve REFAHYOL Hükûmeti'nde Maliye Bakanı Abdüllatif Şener’le değerlendirdik. Şener, Tesnim Haber Ajansına verdiği demeçte önemli değerlendirmelerde bulundu.
Tesnim Haber Ajansı: Sayın Şener Öncelikle Türkiye'nin reel ekonomik durumunu nasıl görüyorsunuz?
Abdullatif Şener: Olumsuz gelişmeler var. Dışa açık bir ekonomisi var Türkiye'nin. Özellikle dış açık, Türkiye'nin en büyük sorunu. Dış açık dediğimiz şey toplam döviz girdisi ile döviz çıktısı arasındaki farkı kastediyoruz. Cari açık dediğimiz şey de budur. Bu açık arttığı sürece dolar yükseliyor, döviz milli para karşısında değer kazanıyor. Bu da Türkiye'nin ekonomisini olumsuz yönde etkiliyor.
Sonuçta bu durum enflasyonu artırıyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin faiz artırımı ile ilgili kararları, önümüzdeki 3 yıl boyunca artırıma devem edileceğine işaret ediyor. Bunun anlamı şudur, ABD dışındaki doların Türkiye'ye girişi anlamına geliyor, buna bağlı olarak da bizdeki sıcak paranın dışarıya çıkışı manasına geliyor. Bu da dövizi yükseltecektir.
Neticede Türkiye cari açık sorunu ve doların yükselme baskısını yaşıyor. Özellikle Eylül ayına kadar doların Türkiye'ye girişi çıkışına göre daha fazla, ama şimdi çıkışı daha fazla. Merkez Bankası'nın rakamlarından da anlaşılıyor. Bu da şu demektir, orta vadede programı hükümet yine açıkladı ama bu orta vadedeki programda, hükümetin öngördüğü hedeflerin hiçbirinin tutmayacağa işaret ediyor. Ne döviz kuru ne enflasyon oranı, ne de büyüme oranının gerçekçi olmadığı anlaşılıyor.
Fakat bu yıl önümüzdeki dönem açısından Türkiye yükselen döviz baskısı dışında, bir de bütçe açığı yaşıyor. Yani daha önceki yıllara göre bu da iç açık anlamına geliyor. Bütçe açığı dediğimizde, devletin gelir ve giderleri arasındaki farkı anlatmaya çalışıyoruz. Bu fark açıldığı takdirde, devlet finansman açığını karşılamak için, daha çok borçlanma zorunda kalıyor.
Bu açığı karşılamak için de ek gelir kaynaklarına başvuruyor, vergileri artırıyor. Son torba kanundaki vergi artışının sebebi bütçe açığının yüksek seyretmesi nedeniyledir. Daha önceki yıllara göre büyük bir bütçe açığı ile karşı karşıyayız.
Tesnim Haber Ajansı: Efendim size göre hükümetin ekonomik politikasındaki temel yanlışları nelerdir?
Abdullatif Şener: Ekonomi iyi gidiyor söylemine bakmayın. Hükümetin performansına baktığımızda şunu görüyoruz; şu anda kişi başına düşen milli gelir, benim bıraktığım döneme dahi ulaşamamıştır. Benim dönemimde 10 bin dolara yaklaşmıştı kişi başı milli gelir. Hükümet 8-9 senedir hükümet milli geliri artırmamıştır aksine düşmüştür. Ekonomik performans açısından da kötü sinyaller veriyor. Yani Türkiye doksan yıldır yüzde beşin üzerinde büyüyen bir ülke. 8 yıldır mevcut hükümetin milli geliri büyütememesi hatta düşürmüş olması, Cumhuriyet tarihinin en kötü performansıdır bana göre. Bu nereden kaynaklanıyor? Bir kere başından beri ekonomi ranta dayalı olarak işliyor.
Şunu demek istiyorum, hükümet ranta çok fazla itibar ettiği için işadamı – siyasetçi bağlantısında da bu rant gelirlerini teşvik etmiştir. Aynı şey gayrimenkul içinde söz konusudur. Dolayısıyla da küresel ekonomi içinde de Türk ekonomisinin iyi olabilmesi için, enflasyonun düşmesi, işsizliğin azalması için küresel rekabet gücünün artması lazım Türkiye’nin. Yani daha çok küresel ürün satabilmesi lazım ki burada istihdam alanlarının genişlesin, ülkenin performans alanları artsın, büyüme rakamları artsın. Böyle bir şey yoktur.
Yani işadamlarında şöyle bir refleks gelişmiştir, dünyanın yatırımını yapacaksın. Bin bir zorlukla bir organizasyon hazırlayacaksın, burada üreteceksin. Dünyanın dört bir tarafındaki benzer malı üreten firmalarla rekabete çıkacaksın, kaliteli malı üreteceksin, zaten istikrarsız yönetiliyor sonunda bir ekonomik kriz dalgası geldiğinde de batacaksın.
Bu kadar riski üstlenmek yerine böyle bu kadar riski üstlenmek yerine siyaseti siyasetle dirsek temasına giriyor, kamu kaynaklarıyla beslenen çok büyük kar marjları olan işleri alıyor siyasetle ortak bir şekilde ve köşeyi dönüyor. Yani daha yüksek kar marjıyla çalışıyor. Dolayısıyla küresel rekabete özendirmiyor piyasayı. Doğrudan doğruya rantları teşvik ediyor. Bu da ekonomik birimlerdeki refleksi bozuyor.
Ekonomiyi etkileyen diğer bir unsur dış politika. Dış politikada yapılan yanlışlar da ekonomiye maalesef zarar vuruyor.
Tesnim Haber Ajansı: Sayın Şener, muhalefet partileri ekonomide yaşanması muhtemel bir krizden bahsediyorlar, bu olası bir durum mu?
Abdullatif Şener: Ben rakamlara inanmıyorum. Şimdi rakamları kim açıklıyor, TUİK. TUİK eskiden Başbakanlığa bağlıydı şimdi ise ekonomi Bakanlığı'na bağlı. Dolayısıyla bağımsız yargıyı, bağımsız basını talimatlarıyla yönlendiren bir iktidar var. Kendisine doğrudan, bir bakanlığa bağlı kurumun hazırladığı rakamlara müdahale etmediğini ben düşünemem.
Dolayısıyla resmi ilan edilen rakamların inandırıcı olmadığını düşünüyorum. Ama halen elde de başka veri olmadığı için devlet tekelinde bu verilerin hazırlanması ve yayınlanması söz konuş. Herkes de buna dayanarak yorum yapıyor.
Hatta uluslararası reyting kuruluşları bile o rakamları hesaplama konusunda, ikinci bir alternatif yönteme geç emiyorlar. Bu veriler olduğu gibi devlet kontrolünde olduğu için, özellikle piyasaların anlattıkları çok sıkıntılı, bu sıkıntıların da çizdiğimiz çerçeveye göre devam edeceğine işaret ediyor
Tesnim Haber Ajansı: Sayın Şener, hükümetin birçok önemli projeleri var, köprüler, yollar, havalimanları gibi. Bunlardan biri de Osmangazi Köprüsüydü. Bu köprünün zarar ettiği ve zararın devlet kasasından ödendiği hatta buradaki zararın 22 yıl boyunca devletin kasasından çıkacağı dillendiriliyor. Diğer yandan Arap sermayesine güvenerek adımlar atıldığı söyleniyor, öte yandan komşularla olan ekonomi potansiyelinin AK Parti hükümeti tarafından olması gerektiği gibi değerlendirilmediği de konuşuluyor ne dersiniz?
Abdullatif Şener: Evet dediğiniz doğru, devlet kaynaklarını hükümet ranta çevirme veya devlet gücüne dayalı laflar öncelikli olduğu için işte o hazine garantili kredilere dayanan borçlanmalarla özel sektörün yaptığı zannedilen şeyler köprüler ve havaalanları gibi, bunlar sürekli kamu maliyetine arttırıyor, bütçe açıklarını etkiliyor, kamunun borçlanma temposunu artırıyor. Bu da neticede vatandaşın ödeyeceği bir maliyet haline dönüşüyor. Bu süreç artık kontrol edilemez bir hal almış ve yanlış bir mecraya ya da girilmiştir. Bunun sıkıntısını ekonomi de önümüzdeki yıllarda da yaşayacaktır. Bana göre dış politikada uygulanan yanlışlar maalesef Türkiye ekonomisini derinden etkiliyor, etkilemeye de devam edecek.
Bir kere herkesle kavga ederek yaşadığınız takdirde, ekonomi zaten allak bullak olur istikrar önemli. Şimdi bir gün küsüyorsun, öbür gün kavga ediyorsun, ertesi gün barışıyorsun, sonra tekrar kavga edip tekrar küsüyorsun böyle bir ekonomik tablo olamaz.
Özellikle Türkiye'nin sınırlarının içinde kalması lazımdı. Bence bu Arap baharı denilen Arap kara kışına hiç bulaşmayacaktı. Batı ile birlikte hareket etmeyecekti, komşularımızla iyi geçirmek zorundayız, komşuların hukuku kalıcıdır. Denizaşırı ülkelerden bölgeye bakış oldukça farklıdır. Sen onların davranışlarına, politikalarına öncelik veremezsin.
Şimdi Suriye, İran, Irak bu bölge Asya ve Afrika'ya açılan kapıdır. Ticarette bu kapıyı da kapatmışınız. Bu da ister istemez ekonomik kayıp anlamına geliyor. Bu da yabana atılacak bir hadise değil.
Tesnim Haber Ajansı: Türkiye'nin Amerika Birleşik Devletleri ile yaşadığı son dönemdeki krizin Türkiye ekonomisine kısa ve uzun vadede nasıl etkiler bırakır?
Abdullatif Şener: Kısa vadede yaşanan gerilim ekonomiye döviz fiyatlarının yükselmesiyle gösterdi. Ama aradan 3 gün geçtikten sonra ateşi de biraz düştü. Bu dış İlişkilerde ortaya çıkan patlamalar kısa dönemde Türk ekonomisini hızlı bir şekilde etkiliyor ama ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin başka kırılgan noktaları da var. Ben bu sıkıntının bir süre deve edeceğini düşünüyorum.
Ama şunu da bilmek lazım, geçmişteki politikacılardan farklı olarak Sayın Erdoğan çok hızlı bir şekilde pozisyon değiştirebiliyor. Yani büyük kavgaların olduğunu zannettiğiniz bir anda hemen tersine dönen bir pozisyona geçebiliyor.
Bu Rusya ile yaşandı, Irak Başbakanı İbadi ile olan ilişkiyi biliyorsunuz, hatta bir süre İran’la Suriye politikası yüzünden iyi olmamıştı. Şimdi ise İran-Irak Rusya sanki aynı cephede gibi görünüyor ama ben bu görüntülerin hiçbirini güvenilir ve istikrarlı bir tutum olarak algılayamıyorum. Çok hızlı pozisyon değiştiriyor Türkiye. Bu diğer ülkelere de güvensizlik veriyor. Arap baharına Türkiye ABD ile birlikte başladı, aynı politikaları uygulanmıştı. Kaç sefer gidip gelmişlerdi hatta Amerika'nın Suriye'yi vurması için Türkiye teşvik etmiştir.
Konuşmalarında niye gelip vurmuyorsunuz, neden müdahale etmiyorsunuz diye Amerika'dan daha ileri noktalarda bir söylem geliştirmişti. Ama son noktada da farklı bir yerde duruyor gibi gözüküyor ama şimdi bakıyorum ben yani yıllardır AB ile aramız çok iyiydi şimdi kavga ediyor Türkiye. Yani yarın da kol kola girmeyeceğinin garantisi yok.
Bugün ABD ile kötü gidiyor ilişkiler ama gerçekten öyle mi? Verilen demeçlere de çok fazla güvenemiyorum iki gün sonra tersine de dönebilir. Şu oluyor yani pozisyon değiştirme belki bir özellik olabilir ama bu pozisyon değiştirme dost olduğunuz dönemlerde bile o ülkelerde Türkiye’ye karşı güvensizlik duyma gibi olumsuz bir hava oluşturuyor. Yani dünyada dostunuz kalmıyor. Bence politikaları doğru uygulamak ve dostlukları daha istikrarlı bir hale sokmak gerekiyor.
