Filistin Yönetimi İbrahim Camii Katliamını Meşrulaştırdı

rasthaber
Rasthaber –  İşgal altındaki Batı Şeria’da yer alan el-Halil şehri
Belediye Başkanı Teysir ebu Suneyne, Filistin Yönetimi’nin işgal rejimiyle
imzaladığı ‘Asker Konuşlandırma Protokolü’ olarak bilinen el-Halil
Anlaşması’nın, el-Halil’deki İbrahim Camii’nde işlenen katliamı
meşrulaştırdığını söyledi. 

Filistin gazetesine röportaj veren Belediye Başkanı ebu
Suneyne, işgalci İsrail’in 1994 yılından sonra camide yaptığı uygulamaların tek
taraflı olduğunu, 1997 yılında imzalanan anlaşmayla da bunun artık bir realite
haline geldiğini söyledi. 

25 Şubat 1994 tarihinde Ramazan ayının 15’inde, Cuma günü
sabah namazında, işgal ordusu ve bazı yerleşimcilerin himayesinde İbrahim
Camii’ne baskın düzenleyip cemaati otomatik silahlarla tarayan bir Siyonist, 29
kişiyi şehit ederken 150 kişiyi de yaraladı. Saldırıdan sonra cemaat tarafından
yakalanan saldırgan öldürüldü. 

Ebu Suneyne açıklamasında, İbrahim Camii’nde meydana gelen
katliamı bağımsız değerlendirmemek gerektiğini, geçmişle irtibatının olduğunu,
ırkçı rejimin Filistin toprakları üzerinde inşa edilmesinden sonra devam eden
katliamların bir halkası olduğunu hatırlatarak, katliamların işgalcinin
üzerinde inşa edildiği bir düşünce olduğunu, bunun ise Filistin topraklarında
Filistin halkını yok saymaya dayandığını söyledi. 

Neden İbrahim Camii?

El-Halil Belediye Başkanı ebu Suneyne devamla “Peki neden
İbrahim Camii? Çünkü İbrahim Camii Filistin’de Mescidi Aksa’dan sonra gelen
sembol bir camidir. Cami, işgal neticesinde tehlike altında olan Uluslar arası
İnsanlık Mirası listesine kaydedilmiştir” dedi.

Sözlerini şöyle sürdürdü:

“İşgalci İsrail, İbrahim Camii üzerinden  kültürel
mirası tezvir etmek ve kendisinin bu topraklarla ilişkisinin olduğunu
kanıtlamak için yıllarca yapmaya çalıştığı gibi, dünyayı yanıltmak ve ikna
etmek istiyor. Fiilen toprağın altını üstüne getirdi. Ancak bu topraklarla
ilişkisini kanıtlayacak bir esere rastlamadı. O nedenle bu kez dini mirasa
yöneldi ve İbrahim (a.s)’e kendini nispet etmeye başladı. Halbuki peygamberimiz
Hz. İbrahim onlardan ve yaptıklarından beridir.”

Katliamın Sonuçları

Ebu Suneyne verdiği bilgide devamla, “İşgal güçleri
katliamdan sonra İbrahim Camisi’yle El-Halil’in Eski Şehir kısmını altı ay
süreyle, katliamı soruşturma bahanesiyle kapattı. Tek taraflı olarak soruşturma
komisyonu kurdu. Komisyonun çalışmaları El-Halil şehrini ve halkını
cezalandırmakla sonuçlandı.”  dedi.

Sözlerini şöyle sürdürdü: 

“İşgal rejimi İbrahim Camii’ni fiili olarak cami ve sinagog
şeklinde ikiye böldü. Caminin tamamı ise yılda sadece on gün Müslümanlara, on
gün de Yahudilere açılıyor. Buranın Yahudileştirilmesi ve tamamıyla ele
geçirilmesi için Yahudilere buranın %60’ına hükmetme hakkını veriyor. Yine
şehrin ana caddelerini kapatan işgal rejimi, askeri talimatlarla buradaki 550
iş yerini de kapattı. Caddelerin kapatılması neticesinde vatandaşların
alışveriş yapamamaları nedeniyle kapatılan iş yeri sayısı ise 1500 civarında. Daha
önce burada üretici olan, kendilerine ve topluma katkı sağlayan buradaki esnaf
yardıma muhtaç hale geldi.”

İbrahim Camii katliamının Filistinliler tarafından neden
işgal rejimine karşı öne çıkarılmadığını garipsediğini belirten Belediye
Başkanı, “Bunun tersi oldu. Zira işgal rejimi bunu siyasi olarak kullandı.
El-Halil Anlaşması olarak bilinen protokolle Filistin Yönetimi’ne oldukça ağır
şartlar dayattı ve bununla caminin bölünmesini kabul ettirdi. Daha önce
söylediğim gibi şimdi de söylüyorum. İmza atan şahısların yerinde olsaydım,
El-Halil’in Ez-Zaviye kapısında idam sehpasını kurar kendimi asardım. El-Halil
Anlaşması’na imza atan bununla El-Halil halkının düştüğü musibet ve zararı
biraz hissetseydi kendini sorgular ve bunun neticesinde kendine ateş edip
intihar ederdi. Çünkü bununla insanlara verdiği zarar çok büyüktür. Bunun
telafisi asla mümkün değildir.” dedi. 

Siyonist işgal güçlerinin işgal altındaki Batı Şeria’da
bulunan El-Halil şehrinde konuşlandırılması için 15 Ocak 1997 tarihinde işgal
rejimiyle Filistin Yönetimi arasında Askerleri Konuşlandırma Protokolü adıyla
anlaşma imzalandı. Anlaşmayla şehir ikiye bölündü. H1 bölgesi olarak tanımlanan
ve El-Halil şehrinin %80’ini teşkil eden bölge Filistin Yönetimi’nin idaresine
bırakılırken, geri kalan ve H2 diye isimlendirilen %20’lik kısmı ise şehir
tamamıyla Filistin Yönetimi’ne bırakılıncaya kadar işgal güçlerinin otoritesine
bırakıldı. 

Protokolde Şehitler Caddesi’nin Filistin araçlarına
açılması, Merkez Hal’in açılması ve buranın perakende pazara dönüştürülmesi,
Filistin tarafının şiddeti önlemesi ve işgalci İsrail tarafıyla güvenlik
işbirliğini güçlendirmesi gibi maddeler de yer alıyordu. 

Felaket Getiren Anlaşma

El-Halil Anlaşması’nın şehrin kalbine yerleşmiş olan Yahudi
yerleşimcilerin varlığını koruduğunu hatırlatan El-Halil Belediye Başkanı Ebu
Suneyne, işgalcinin Yahudi yerleşimcilerin bulundukları noktaları kapatma
nedenlerinden birinin bunlar olduğunu, şehirdeki varlıklarının ise %35’e
dayandığını söyledi. 

Ebu Suneyne devamla, “Şehrin üçte ikisi anlaşma neticesinde
güvensiz hale geldi ve hükümetin kontrolünden çıktı. Çünkü burası işgalcinin
yetki ve otoritesine bırakıldı. Aynı şekilde anlaşma şehrin ekonomisini ve
ticaret hareketini de felç etti. Belediyenin vatandaşa sunduğu hizmetleri
aksattı. Bunun yanı sıra anlaşma bölünmenin çok derin bir şekilde yerleşmesine
neden oldu. İşgalcinin kontrolündeki bölge kanun kaçaklarının sığınağı haline
gelmiştir. Yine burası, şehrin geri kalan kısmı için silah ve mühimmat
kaçakçılığının kaynağı haline gelmiştir.” dedi. 

Anlaşmanın şehirde sosyal bölünmenin meydana gelmesine neden
olduğuna dikkat çeken Ebu Suneyne, işgalcinin kontrolündeki bölgelere
Filistinlilerin giremediğinden buradakilerle evlenemediklerini, bunun da
Filistin toplumu için oldukça tehlike arz ettiğini ifade etti. 

Anlaşmanın sebep olduğu zarar ve tahribatı saymaya devam
eden Ebu Suneyne, “El-Halil Anlaşması’yla Filistin Yönetimi’nin razı olduğu
maddeler ve uzlaşı Filistin halkının maneviyatını yıktığı gibi, gençlerde
direniş ve devrim ruhunu da yok etti. Filistin’de devrim ve intifada zamanında
hain ve işbirlikçiler, kendilerini gizleme ihtiyacı hissediyorlardı. Şimdi ise,
bunların komutan, lider ve yetkili olduklarını görüyoruz. İnsanları şahsi
çıkarları için kullanıyorlar. Bu ise büyük bir musibettir.” ifadesini
kullandı. 

Sözlerini şöyle sürdürdü: “Filistin Yönetimi El-Halil
şehrinin hiçbir bölgesinde gerek sivil alanda gerekse güvenlik düzleminde görev
ve sorumluluklarını yerine getirmemektedir. Allah halkımıza yardım etsin. Düşmana
karşı gerçek bir devrim ve savaşa girdi. Bu yolda binlerce şehit verdi. Ancak
bugün şehitlerin kanı üzerinde ticaret yapmak ve hızlı bir şekilde bundan
yararlanmak isteyenler var. Yine Filistin Yönetimi İbrahim Camisi’yle, kadim
belde ve El-Halil şehrindeki halkımızı koruma noktasında da kusurlu davranıyor.
Bu, Filistin Yönetimi’nin takip ettiği yöntemin bir sonucudur. İnsanların
düşmana karşı direnişlerini desteklemek, onların hayatını kolaylaştırmak ve
hizmet kalitesini yükseltmekle olur. Ancak bu şekilde onların direnişi
güçlendirilebilir. Bugün sosyal, psikolojik ve ekonomik zor şartlar nedeniyle
binlerce Filistinlinin isteyerek El-Halil şehrinden göç ettiğine şahit
oluyoruz.” 

Filistin Enformasyon Merkezi

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın