koyamayacağına inanmaya başladı. Ancak Batı’nın geri çekilmeleri, Amerika’ya
itaatsizlik yoluyla birbiri ardına gerçekleşti.
Amerikalı teorisyen ve filozof Fukuyama, 1992’de Berlin
Duvarı’nın ve Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından “Tarihin Sonu ve
Son İnsan” adlı kitabında “Tarihin Sonu” teorisini öne
sürdüğünden beri, bu teoriye birçok eleştiri geldi. Ancak bugün, bu teorinin
ölümünü ilan etmenin en iyi zamanıdır. Fukuyama kitabında liberal demokrasinin
ve onun özgürlük, bireycilik, eşitlik, küreselleşme ve ekonomik liberalizm
değerlerinin, halk tarafından kabul görmesi ve daha iyi bir alternatifin
bulunmaması nedeniyle dünyanın hâkim ideolojisi haline geldiğini söylüyor.
Bu teori şöyle diyor: ‘Tüm ideolojiler ve tüm medeniyet
savaşları tarihin sonunda sona erer, liberalizm ise her alanda ideolojik ve
kültürel denetimini sağlamlaştırır. Aslında, Huntington’ın ifadesi Hegel’in
görüşünü anımsatmaktadır. Hegel, uygarlığın doğudan batıya hareket eden güneş
gibi hareket ettiğine ve geri dönmeyeceğine inanıyordu, ama ben (yazar) dünyada
değişmeyen tek şeyin değişim olduğuna inanıyorum ve bu yasa Huntington’ın
düşüncesinin ürünüdür. Bu nedenle bu yazımda tarihin sonu teorisinin düşüş
nedenlerini basit ve hızlı bir şekilde anlatacağım.
Dünya düzeninin çöküşünün başlangıcı
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana Amerika Birleşik
Devletleri liderliğindeki Batı, neoliberal felsefesiyle dünya sahnesine hâkim
oldu ve tüm dünyanın polisi oldu. Batı, başka hiçbir ideolojinin neoliberal
ideolojiyle mücadele edemeyeceğine inanmaya başladı.
Ancak Batı’nın geri çekilmeleri, Amerikan polisine
itaatsizlik yoluyla birbiri ardına şu şekilde ortaya çıktı:
Avrupa
2022 yılının başında Rusya ile Ukrayna arasında başlayan
savaş dünya sisteminde birçok yapısal değişikliğe neden oldu. Rusya düzeyinde,
eski Sovyetler Birliği nostaljisine dayanan Moskova, onurları geri kazanmak,
küresel tek taraflılığı kırmak ve NATO tehdidini önlemek için doğrudan
mücadeleye girdi. Hiç şüphesiz, Rusya henüz siyasi, ekonomik ve askeri
kazanımlar elde edemedi, ancak Batı ile kırmızı çizgileri bir kenara bırakarak
Avrupa ve dünya düzeyinde kafa karışıklığına neden oldu, bu da dünyada enerji
ve gıda krizine yol açtı.
Ayrıca Batılı ülkelerde de kendi aralarında birçok ihtilaf
yaşanmıştır. Örneğin, enerji konusunda Almanya ve Fransa arasında ihtilaf
yaşanmıştır. Tek ihtilaf noktası bu değildir. Çünkü enerji dışında da sorunlar
vardır. Berlin ayrıca, savunmada “geleceğin hava muharebe sistemi”
olarak bilinen şeyi geliştirmeye yönelik Fransızların önerilerini de
reddetmiştir.
Öte yandan, enerji krizi nedeniyle Amerika Birleşik
Devletleri ile Fransa arasında yaşanan çekişmeden de bahsedebiliriz. Bu, Fransa
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Amerika Birleşik Devletleri ziyaretinde açıkça
görüldü. İtalya’da Georgia Meloni liderliğindeki aşırı sağın ortaya çıkması,
Almanya’da Neo-Nazilerin iktidarı ele geçirme girişimi ve son seçimlerde
Siyonistlerin radikal mezhebi bir koalisyonunun başarısı, Batılı ülkelerin
ihtilaflı konuları arasında yer almaktadır.
Aynı zamanda Koronavirüs de “neoliberal” sistemin ve
onun sağlık sektörünün kırılganlığını ve acımasız küreselleşmesini
göstermiştir. Bu hastalık, Avrupa ve Amerika’daki sağlık sektörünün ne kadar
kırılgan ve bu virüse karşı ne kadar güçsüz olduğunu kanıtladı. Bu durum
Batı’ya bağımlı ülkelerin kendilerine gelmelerine ve bu hastalığı kontrol
altına almak için özel hastaneler inşa etmelerine neden oldu.
Asya
Üç olay vardır: Bu olaylardan ilki, Taliban’ın ülkenin
kontrolünü ele geçirdiği ve Amerikalıların yaklaşık 20 yıllık savaştan sonra
kültürel düzeyde Afgan toplumuna nüfuz edemeden geri çekildiği
Afganistan’daydı. Çin ile ilgili olarak da Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Çin’in
kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak gördüğü Tayvan’a saldırma iştahını
kabarttı ve ABD hükümeti, Tayvan’ı olası bir işgal için gerekli teçhizatla
hazırlamaya karar verdi.
2008’deki mali çöküşün ardından Çin, bir kontrol ve yumuşak
saldırı yöntemi izledi ve Pekin, Amerikan modelinin eksik olduğu konusunda
emindi ve etkisini sert güçle dayatmaktan uzaklaştı ve stratejisinin bir
parçası olarak küresel ekonomik projeleri başlatmaya odaklandı. Bu da Pekin’in
Avrupa, Afrika ve Fars Körfezi’ndeki etkisini genişletmesini sağladı.
Türkiye
Türkiye konusunda ise, bu ülkenin NATO üyeliği sadece boş
bir söz haline geldi, bu ülke coğrafi konumunu kullanıyor ve batı veya doğu
kısıtlamaları olmaksızın kendini uluslararası arenaya dayatıyor. Ankara,
Batı’nın ve Amerika’nın görüşünü kabul etmeksizin Ukrayna savaşında tarafsız
bir rol izliyor.
İran
İran konusunda ise, bu ülke, ABD’nin her düzeyde geri
çekilmesi nedeniyle artık nükleer anlaşmayla ilgilenmiyor ve Batı’nın baskı ve
yaptırımları İran için önemli değil ve bu da Rusya’yı desteklemekle aşikâr hale
geldi.
Sonuç
Latin Amerika’da solun yükselişi gibi bu yazıda
sayamayacağımız birçok veri ve kanıt var. 2018’den bu yana, merkez sol adaylar
Arjantin ve Bolivya’daki başkanlık seçimlerini kazandı. Sonrasında da Şili,
Meksika, Peru, Kolombiya ve Brezilya’da kazandılar. Bu, ABD için bir şoktur.
Batı hegemonyası gerilemeye başladı. Bu da “Batı’nın Çöküşü”
kitabının yazarı Hasan Orid ve “Batı’nın Ölümü” (The Death of The
West) kitabının yazarı Patrick J.Buchanan’ın öngörülerini gerçekleştiriyor.
Amir
Ziyad Celul
(Lübnanlı Yazar)
