Galibaf: Karşı Taraf Yükümlülüklerini Yerine Getirmezse Savaşa Hazırız

Galibaf, İslamabad Mutabakatı’nın ayrıntıları hakkında yaptığı açıklamada, söz konusu mutabakatın dijital ortamda nihai hale getirildiğini belirterek, “Şu anda İran ile ABD arasında yaşanan süreç, bu mutabakatın imzalanmış olmasıdır. Pakistan ve Katar ise kolaylaştırıcı rol üstlenmektedir. Biz de mutabakat zaptının 13. maddesinin hayata geçirilmesi amacıyla görüşme sürecini sürdürüyoruz.” dedi.

Galibaf, sözlerinin devamında, kıyı şeridinde yaşanan gelişmelere değinerek, İran’ın doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine kadar kara, deniz ve hava boyutlarının yanı sıra iç güvenlik tehditlerini de kapsayan topyekûn bir savaş yaşadığını söyledi.

Direniş ekseninin de Güney Lübnan’dan Yemen ve Irak’a kadar geniş bir coğrafyada bu savaşın içinde yer aldığını ifade eden Galibaf, savaşın sona ermesi ve ateşkesin kalıcı barış sürecine dönüşmesinin ardından uygulama aşamasında özellikle İsrail nedeniyle çeşitli sorun ve anlaşmazlıkların yaşanmasının doğal olduğunu belirtti.

Galibaf, mutabakatın birinci maddesinde ABD’nin, Lübnan’da savaşın sona ermesi, tüm askeri operasyonların durdurulması, halkın evlerine dönmesi ve Lübnan’ın ulusal egemenliğinin tesis edilmesini taahhüt ettiğini belirterek, bunun büyük bir zafer olduğunu ve mutlaka hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.

Mutabakatın uygulanmasını takip ettiklerini dile getiren Galibaf, buna rağmen zaman zaman Hürmüz Boğazı’nda İran’ın mutabakatın 5. maddesi kapsamında üstlendiği yönetim sorumluluğuna aykırı girişimlerde bulunulmaya çalışıldığını ifade etti.

Galibaf, “ABD de kendi taahhütlerini yerine getirmek zorundadır. Anlaşmanın ihlali anlamına gelecek herhangi bir adım atılırsa, ister deniz trafiğiyle ilgili olsun ister savaşın sona ermesine aykırı başka bir girişim olsun, mutlaka karşılık vereceğiz. Karşı taraf da doğal olarak tepki gösterebilir. Birkaç gece önce Bahreyn ve Kuveyt’teki ABD üslerinin hedef alınması da bu çerçevede gerçekleşti. Bu tür gelişmeler sürecin doğal bir parçasıdır ve mutabakata bağlı olduğumuzu göstermektedir.” ifadelerini kullandı.

Galibaf, mutabakatın uygulanma sürecine ilişkin değerlendirmesinde, “Şu anda görüşmeler devam ediyor. Ancak karşı taraf yükümlülüklerini yerine getirmek istemezse savaşa da hazırız. Gerekli karşılığı verir ve buna uygun adımları atarız.” dedi.

Lübnan’daki durumun farklı olduğunu belirten Galibaf, İsrail’in Güney Lübnan’ın bir bölümünü askeri olarak işgal ettiğini ve bölgede yoğun çatışmalar yaşandığını söyledi. Bununla birlikte, mutabakatın imzalanıp uygulanmaya başlamasından sonra çatışmaların şiddetinde önemli ölçüde azalma görüldüğünü ifade etti.

Galibaf, İran’ın faaliyetlerinin bir bölümünün sahada, diğer bölümünün ise diplomasi alanında yürütüldüğünü belirterek, diplomasi kapsamında mutabakatta yer alan beş temel şartın ya derhal uygulanması ya da belirlenen takvim çerçevesinde uygulanmaya başlanması için görüşmeler yürüttüklerini söyledi.

Amaçlarının, bu yükümlülüklerin zamanında ve eksiksiz yerine getirileceğinden emin olmak olduğunu kaydeden Galibaf, sahadaki ve diplomatik gelişmelerin gece gündüz hassasiyetle takip edildiğini ve mutabakatın her maddesinin uygulanmasının izlendiğini ifade etti.

İsviçre ziyaretine de değinen Galibaf, bu ziyaretin mutabakatın 13. maddesinin uygulanmasını takip etmek amacıyla gerçekleştirildiğini söyledi.

13. maddenin, mutabakatın toplam 14 maddesinden 1, 4, 5, 10 ve 11. maddelerin uygulanmasına ilişkin olduğunu belirten Galibaf, bu maddelerin ya uygulanmaya başlamış ya da tamamen hayata geçirilmiş olması gerektiğini ifade etti.

“Görüşme” ile “müzakere” arasındaki farka da değinen Galibaf, önceki müzakerelerin sonuçlandığını ve mutabakat metnine dönüştüğünü belirterek, artık aynı mutabakat çerçevesinde yalnızca uygulama sürecinin koordinasyonu için görüşmeler yapıldığını söyledi.

Bu yükümlülükler yerine getirilmeden sonraki aşamalara geçilmeyeceğini ifade eden Galibaf, Zürih’te ABD ile Katar ve Pakistan’ın katılımıyla dörtlü toplantı yapıldığını, tüm görüşmelerin mutabakatın ilk aşamasındaki beş maddenin uygulanmasını takip etmeye yönelik olduğunu kaydetti.

Son 2-3 ay boyunca İslamabad sürecinden başlayarak ateşkes ve müzakerelerin mutabakatın iki cumhurbaşkanı tarafından dijital olarak imzalanmasına kadar sürdüğünü belirten Galibaf, bu tarihten sonra müzakerelerin sona erdiğini ve artık yalnızca mutabakatın ilk maddelerinin uygulanmasına yönelik görüşmeler yapıldığını söyledi.

Galibaf, İsviçre ziyaretinin de bu uygulama sürecini takip etmek amacıyla gerçekleştirildiğini belirterek, ilk planın mutabakatın imzalanmasından yaklaşık bir hafta sonra İsviçre’ye gitmek olduğunu ancak sahadaki gelişmeler nedeniyle ziyaretin öne çekildiğini ifade etti.

Mutabakatın imzalandığı perşembe günü İsrail’in anlaşmayı bozmak amacıyla saldırılarını yoğunlaştırdığını savunan Galibaf, bunun nedeninin söz konusu mutabakatın ABD ve İsrail açısından bir yenilgi belgesi niteliğinde olması olduğunu söyledi.

Devamında, mutabakatın birinci maddesinde Lübnan’ın uluslararası kabul görmüş sınırları çerçevesinde toprak bütünlüğünün korunması, savaşın sona ermesi, askeri operasyonların durdurulması, halkın evlerine dönmesi ve işgal güçlerinin ateşkesten sonra ele geçirdikleri bölgelerden çekilmesinin öngörüldüğünü ifade etti.

İran heyetinin başmüzakerecisi, ABD yönetimi içinde mutabakatın uygulanmasına ilişkin görüş ayrılıklarına dikkat çekerek, “ABD’nin kendi içinde de bu konuda farklı yaklaşımlar var. Dikkat ederseniz, Marco Rubio bir çizgi izlerken, JD Vance farklı bir yol izliyor.” dedi.

Rubio’nun perşembe günü Bahreyn dahil Fars Körfezi ülkelerine yaptığı ziyarette mutabakatın hükümlerine karşı adımlar attığını ve Fars Körfezi ülkelerini yeniden Hürmüz Boğazı konusunda hassaslaştırmaya çalıştığını belirten başmüzakereci, bunun kendileri açısından şaşırtıcı olmadığını ifade ederek, “Onlar bizim düşmanımızdır. Ancak biz imzaladığımız mutabakata kararlılıkla bağlıyız ve uygulanmasını ciddiyetle sürdürüyoruz.” diye konuştu.

Rubio’nun aynı zamanda Washington Mutabakatı’nı da takip ettiğini söyleyen İranlı yetkili, söz konusu mutabakatın İbrahim Anlaşmaları’nı ilerletmeyi ve Lübnan’ın İsrail rejimiyle ilişkilerini normalleştirmeyi amaçladığını belirtti.

Buna karşılık İran’ın savunduğu mutabakatın Lübnan’ın bağımsızlığını ve ulusal egemenliğini koruduğunu vurgulayan yetkili, “Bu mutabakatın tam olarak uygulanmasını, bizim için bir onur belgesi olan bu metni, kararlılıkla takip edeceğiz.” dedi.

Başmüzakereci, deniz ablukasının uluslararası hukuk, insancıl hukuk ve ateşkes hükümlerine aykırı olduğunu belirterek, ablukanın kaldırılmasıyla birlikte İran ticaret gemileri ve petrol tankerlerinin Umman Denizi ile Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerinin yeniden açıldığını söyledi.

Bu gelişmenin petrol ihracatına somut katkı sağladığını ifade eden yetkili, “Deniz ablukasının kaldırıldığı günden bugüne kadar 40 milyon varilden fazla petrol ihraç ettik.” dedi.

İran Meclis Başkanı, mutabakatın Hürmüz Boğazı’na ilişkin beşinci maddesi hakkında yaptığı açıklamada, iki temel düzenlemenin kararlılıkla uygulandığını söyledi.

Metinde, deniz hizmetleri için alınan ücretlerin yalnızca 60 gün boyunca tahsil edilmeyeceğinin açıkça belirtildiğini kaydeden yetkili, bunun özellikle savaşın başlamasıyla bölgede mahsur kalan ve boğazın kapalı olması nedeniyle geçiş yapamayan gemiler için Körfez kıyı ülkelerinin talebi doğrultusunda kabul edildiğini ifade etti.

İran’ın ayrıca 30 gün içinde teknik engelleri, güvenlik sorunlarını ve bölgedeki mayınları temizlemeyi taahhüt ettiğini belirten Meclis Başkanı, bu sürenin yaklaşık 7-8 gününün geçtiğini, savaş öncesinde bölgede bulunan gemilerin güvenli geçişi için gerekli şartların hazırlanacağını ve bu hizmetler karşılığında 60 gün boyunca ücret alınmayacağını söyledi.

Mutabakatın en önemli bölümünün, İran ile Umman Sultanlığı’nın, uluslararası hukuk ve kıyıdaş ülkelerin egemenlik hakları çerçevesinde Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki yönetimi ve deniz hizmetlerinin sunulmasına ilişkin ortak düzenlemeler yapmasını öngördüğünü ifade eden yetkili, “Dolayısıyla Hürmüz Boğazı’nın egemenliği İran ve Umman’a aittir. Uygulama mekanizmaları da İran’ın belirleyeceği esaslara göre şekillenecektir. Elbette Fars Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerle de görüş alışverişinde bulunacağız ve varsa önerileri diyalog çerçevesinde değerlendireceğiz.” dedi.

“Hürmüz Boğazı’nın egemenliği ve yönetimi İran’a aittir ve bu husus artık mutabakat metninde de kabul edilmiştir.” diyen Meclis Başkanı, “İran hiçbir koşul altında bu konudan geri adım atmayacaktır. Burası bizim karasularımızdır ve kontrolü de bize aittir.” ifadelerini kullandı.

ABD’nin psikolojik operasyonlar ve propaganda yoluyla İran’ın Hürmüz Boğazı’nı askerileştirdiği ya da kapattığı algısını oluşturarak diğer ülkeleri, NATO’yu veya İngiltere’yi sürece dahil etmeye çalışmasına izin vermeyeceklerini belirten yetkili, İran’ın tüm uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde hareket ettiğini söyledi.

Umman’a yaptığı ziyarete de değinen Meclis Başkanı, İran ile Umman’ın boğazın iki kıyıdaş ülkesi olarak gerekli koordinasyonu sağladığını, Umman’ın da bunu kabul ettiğini ifade etti.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın