‘İnkılap Yolunda Doğru Bir Şekilde İlerlemek İçin Gerçek Bir Yazılıma İhtiyaç Var’

rasthaber
Rasthaber – İmam Hamanei, “Ülkenin bilgisini ve ekonomisini, ülkenin
savunmasını ve güvenliğini güçlendireceğiz. Farklı görüş ve eğilimlerin
çeşitliliği kadar ulusal birlik ve bütünlüğe de riayet edilmelidir” dedi.

İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamanei, İslam İnkılabının
kurucusu İmam Humeyni’nin (r.a) vefatının 33. yıldönümü münasebetiyle bir
konuşma yaptı.

İmam Hamanei’nin konuşmasının önemli başlıkları şöyledir:

-İmam Humeyni, İslam Cumhuriyeti’nin ruhudur. Bu ruh İslam
Cumhuriyeti’nden alınırsa, sadece duvarda bir resim olarak kalacaktır.

-İnkılâbın şimdiki nesli, aziz İmam’ı (r.a) doğru dürüst
tanımıyor ve onun azametini bilmiyor. İmam, kelimenin tam anlamıyla müstesna
bir şahsiyetti. İmam’ı (r.a) ben gibilerle mukayese ediyorlar, oysa aradaki
mesafe çok büyük ve astronomik bir mesafedir.

-İmam’ı (r.a) genç nesle tanıtmak önemlidir çünkü onlara
ülkenin geleceğini en iyi şekilde yönetmeleri için yardımcı olur. İmam sadece
dünün imamı değil, bugünün ve yarının da imamıdır.

-Bu inkılâbın ikinci adımında milli ve devrimci sorumluluğu
alacak ve ülkenin geleceğine yön verecek olan genç ve akıllı neslimizin,
inkılâp yolunda doğru bir şekilde ilerlemek için gerçek bir yazılıma ihtiyacı
vardır.

-Bu, hızlandırıcı ve dönüştürücü olabilecek bu yazılımdır ve
bu, imamın konuşma ve davranışlarında bulunabilecek derslerdir.

-İmamla ilgili ilk nokta, inkılâplar tarihinin en büyük
devriminin lideri olmasıdır. Tüm devrimlerin en meşhuru 1789 Fransız Devrimi ve
1917 Sovyet Devrimi’dir. Ama İslam İnkılâbı bu ikisinden daha büyüktür ve bunun
çeşitli nedenleri vardır.

-Bu iki devrim (Fransa ve Sovyetler Birliği) halkın
desteğiyle kazanıldı, ancak ondan sonra halk hiçbir şey yapmadı ve bir kenara
itildi ve can ve başlarıyla ve sokaklardaki varlıklarıyla, yaptıkları inkılâbın
devamında katılım sahibi olamadılar ve sonuç olarak, bu iki devrim hızla asıl
yolundan saptı.

-Fransa Devrimi yaklaşık 12-13 yıl sonra tekrar monarşi oldu
ve Napolyon iktidara geldi ve 15 yıl iktidarda kaldı ve ardından onlara karşı
Fransız Devrimi’nin yapıldığı aynı aileler geri döndü ve ülkeyi ele geçirdi.
İnsanlar meydanda olmadığında sonuç bu olur!

-Sovyet devrimi de 12 yıl sürmedi ve Stalin ve halefleri o
kadar zorbalık yaptı ki, kendilerinden önceki saltanatlar bu zulmü
görmemişlerdi ve halk yine işe yaramaz hale geldi!

-Ama İslam İnkılâbı halkın varlığı ve canı ile kazanıldı ama
halk kenara itilmedi. ‌ Zaferden yaklaşık iki aydan kısa bir süre sonra ülke
çapında bir referandum yapıldı ve halk hükümeti seçti.

-Zaferden yaklaşık bir yıl sonra ilk cumhurbaşkanı halk
tarafından seçildi ve birkaç ay sonra ilk İslam-i Şura Meclisi halk tarafından
kuruldu ve bugüne kadar ülkede 50’ye yakın seçim yapıldı ve halk sahalarda
varlık gösteriyor. İmam (r.a) böyle büyük bir devrimin lideriydi.

-İnkılâptaki maneviyat, devrimimizin büyüklüğünün bir başka
yönüdür. 19. ve 20. yüzyılın Fransız ve Rus devrimlerinde ve diğer küçük
devrimlerde, insan varlığının temel ihtiyaçlarından biri olan maneviyat kaybolmuş
ve kimse buna dikkat etmemiştir. Ancak İslam İnkılâbı, insanın maddi ve manevi
yönlerine önem vermiştir.

-İmam (r.a), devrimle sonuçlanan bu hareketin lideriydi. Hiç
şüphe yok ki, devrimi halk kazandı ve onlar sahaya girmeseydi devrim
kazanamazdı. Ama bu okyanusu dalgalandıran güçlü el, o çelik gibi şahsiyet ve o
kendine güvenen kalp ve farklı kesimlerden milyonlarca insanı sahaya çıkaran,
sahada tutan ve umutsuzluğu ortadan kaldıran Zülfikarvari dil, büyük İmam, İmam
Humeyni’dir.

-Bu ülkede başka hiç kimse bunu başaramazdı. Bu ağır yükü
kimse taşıyamazdı ve bu sadece büyük İmam’ın (r.a) işiydi.

-İmam (r.a) farklı zamanlarda savaş alanını belirledi ve
halka, inkılâp döneminde ve inkılâbın zaferinin kanlı günlerinde meydanın
nerede olduğunu öğretti.

-Şah rejiminin, ABD’nin yardımıyla, halkın yokluğunda kökten
kazımak için Tahran’da askeri bir hükümet peşinde olduğu günlerde, İmam (r.a),
Allah’tan ilham alarak (ki İmam bunu daha sonra kendi de söylemiştir)
insanların sokağa çıkmasını istedi ve bu, ‌savaş alanını belirlemekti.

-İnkılabın ikinci ayındaki savaş meydanı, bir referandum
yapmak ve İslami hükümeti belirlemekti.  

devam ediyor…

İmam (r.a), Hemedan Hava Üssü’ndeki Amerikan darbesiyle
mücadelede de bir tür savaş alanı belirledi.

İmam, kararı kabul ettiği bildirisinde, halkın bundan ve
kendisinin gidişinden sonraki vazifelerini de açıklamıştır. İmam’ın ömrünün son
yılındaki önemli açıklamalarının tamamı, kendisinden sonraki dönemin savaş
alanını göstermek olmuştur.

İmam, kişisel özellikler bakımından seçkin bir insandı ve bu
özellikler çok az kişide ortaya çıkabilirdi ve tarihte bütün bu özelliklerin
bir arada bulunduğu kimseyi tanımıyorum.

İmam, her şeyden önce kelimenin tam anlamıyla pak ve
takvalıydı. İkincisi, o maneviyat ehli ve irfani halleri olan ince ruhlu
biriydi ve gençliğinde seher duasının şerhi gibi irfani kitaplar yazmıştı.

İmam (r.a), hamase ve irfanı bir arada toplamıştı. Hem hamaset
yaratıyordu hem de maneviyat ve irfan ehliydi.

İmam (r.a), asla umutsuzluğa kapılmadı ve kelimenin tam
anlamıyla dürüsttü. Hem Allah’a hem de insanlara karşı dürüsttü ve sözüne
bağlıydı.

İmam (r.a), çok düzenli ve dakikti, kelimenin tam anlamıyla
güvenilir bir insandı ve Allah’ın vaadine inanıyordu.

İmam’ın (r.a) mektebinin temeli “Allah için
kıyamdı” ve bu tür kıyamların sağlam bir Kuran-i kökleri vardır. Bu kıyam
her dönemde farklı şekillerde olabilir ve her zaman aynı olmayabilir, ancak
amacı her zaman adaleti sağlamak ve maneviyatı teşvik etmektir.

İmam (r.a) bir savaşçıydı ve bu, “Allah için kıyam” ve hak
ve adaletin sağlanması sahasında daimi bir varlık göstermek anlamına geliyordu;
Bu hedef, Pehlevi hükümetinin ve diğer herhangi bir bağlı hükümetin zelil
çatısı altında mümkün değildi ve bu nedenle İmam, bu zelil çatıyı bu milletin
başından kaldırmak ve meydanı onların hareketi ve ilerlemesi için hazırlamak
istedi.

İmam açık ve netti, insanlarla konuşur, onlara açıklama
yapardı.

İmamın en önemli özelliklerinden biri de ilk günden itibaren
insanlara güvenmesiydi. Savaşmak isteyen ama halk bizimle gelmez diyenler oldu
ama aynı yıl İmam, halka söylersek halk bu meydanı dolduracaktır dedi. İmam
(r.a), halkın mücadelesini iyi biliyordu ve halkın kalbini ısıtıyor, onların
umutsuzluğa düşmesine izin vermiyordu.

İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşu sırasında İmam’ın yol
haritası ve yeni planı, ülkeyi yozlaşmış geçmişinden tamamen ayırmaktı. Öyle
ki, ülkeyi yönetmek için önerilen plan, Batı kültürü, medeniyeti ve sözlüğünde
ve Batı’da “cumhuriyet” veya “demokrasi” denilen şeyin
altında değildi.

Bu nedenle İmam (r.a), İran İslam Cumhuriyeti’ni dönemin iki
yaygın ekolünden, yani sermaye temelli liberal demokrasi ve diktatörlük
merkezli komünizmden ayırmış ve İslam Cumhuriyeti için yeni bir model
önermiştir.

İmam’ın modelinde, daha önce aralarında çelişki çıkarılan
ikilemler birbiriyle uyumlu hale getirildi. Hem dini maneviyatı hem de halkın
iradesini bir araya getirdi. İlahi emirlerin uygulanması ile birlikte kamu
menfaatlerinin gözetilmesi de bunlardan biridir.

Servet üretimiyle birlikte düşkünlerin durumunu gözetmek ve
ekonomik adalette ısrar etmek de diğer uyumlu hale getirilen ikilemlerdendi.
Zulmü ve zulmü kabulü reddetmek de bunlardan bir diğeriydi. Biz ne kimseye
zulmediyor ne de zulmü kabul ediyoruz.

Ülkenin bilgi birikimini ve ekonomisini, ülkenin savunmasını
ve güvenliğini güçlendireceğiz. Farklı görüş ve eğilimlerin çeşitliliği kadar
ulusal birlik ve beraberlik de riayet edilmelidir.

Yetkililerin takva ve paklığı kadar uzmanlıkları ve
pratiklikleri de gereklidir. Uzmanlık ve söze bağlılık bir arada olmalıdır!

Bazıları bu altyapının ne kadar sağlandığını sorabilir?
Cevabımız, tüm bu alanlarda büyük başarılar elde ettiğimizdir ve kim bunu inkâr
ederse haksızlık etmiş olur. Tabii ki, ilerlemenin yanında birçok başarısızlık
da oldu.

Burada da İmam (r.a) bize yol gösterdi. İmam, ömrünün son
yılında şehit çocuklarına hitap ederek, “Sizin karneleriniz sizin çaba ve
mücadelenize bağlıdır” dedi.

Nerede millet ve yetkililer sahaya güçlü bir irade ile
girerlerse başarılı olurlar ve nerede irade zayıflarsa biz geri kalırız.

Mektep, plan ve yol doğrudur, yol doğru bir şekilde kat
edilmelidir. Her nerede doğru hareket ettiysek ilerledik, nerede yetersiz ve
tembel düştüysek geri kaldık.

Elbette, düşmanın rolü hafife alınmamalıdır. Düşmanın geniş
cephesi, devrimin ilk gününden itibaren sahaya girdi. İslam Cumhuriyeti’nin
zulme karşı çıkan tabii zatı, zalimi ona karşı ayaklandırdı.

Gençlerimiz, batılıların üç asırdır dünyayı yağmaladığının
farkına varsın! Doğu Asya, Endonezya, Filipinler, Nepal ve Hint Kıtasından Orta
ve Batı Asya’ya ve Kuzey Afrika’ya kadar üç yüzyıl boyunca yağmaladılar.

Bununla da yetinmediler ve Güney Amerika’yı ve sahibi olduğu
Amerika kıtasını çeşitli hilelerle yağmaladılar! Bir felaket yarattılar ve
öldürmeye, işkence etmeye ve köleleştirmeye başladılar.

Onlar bu üç yüzyılda cinayetle meşgulken, onların
düşünürleri dünya için insan hakları kanunu çıkarıyorlardı! Bu çelişki ve
onların söz ve fiillerindeki ikiyüzlülükleri Batı medeniyetinin bir başyapıtı
olmuştur.

İmam (r.a) bunları çok iyi biliyordu ve bu nedenle İslam
düşüncesi ve yaşam tarzı ile Batı sistemleri arasında bir mesafe ve sınır
oluşturmakta ısrar etti.

İmam’ın büyük bir ayrıcalığı da milleti direniş kavramıyla
tanıştırması ve İran milletini onlara direnişi aşılayacak şekilde
yetiştirmesiydi. Bu nedenle bugün İran milleti tamamen dayanıklı ve güçlü bir
millettir.

“Direniş” başlığı bugün dünya siyaset literatürüne
girmiştir.

Düşmanların bize karşı açgözlülükleri ve hayallerinin iki
kısmı vardır. Bugün düşmanın en önemli ümidi ülkeye darbe vurmak ve halk
protestolarıdır. Onların ümidi, psikolojik çalışmalar, sanal faaliyetler ve her
türlü hile ve paralı askerlerle insanları İslam sistemine karşı getirmektir.

Bu işin ikinci kısmı, düşmanın birçok hesaplamaları gibi bu
konudaki hesaplamalarının da yanlış olmasıdır.

Düşmanın 2000 yılı öncesinden altı ay öncesine kadar
inkılâbın devrileceğine dair verdiği altı aylık sözlerden bu yana İslam
Cumhuriyetinin o ince fidanı bugün bir ağaca dönüştü ve bugün İran milletini
İslami sistemle karşı karşıya getirebilecekleri düşüncesi yanlış bir hesaptır.

Onların bu hatayı yapmasının nedeni, onlara danışmanlık
veren hain İranlılardır! Bu hain danışmanlar kendi ülkelerine ihanet ediyorlar
ama aynı zamanda onlara da ihanet ediyorlar ve doğru bir bilgiye sahip olmadan
danışmanlık veriyorlar.

Bu yanlış danışmanlıklardan biri, İslami sistemle mücadele
etmek için İran halkına güvenin demeleridir!

Onlar (Amerikalılar) bu yanlış bilgiye güvenip senatolarında
konuşuyorlar ve içeride insanların dine ve din adamlarına inanmadığını söyleyen
saf insanlar var.

Halkın inancı ve dine ve inkılâba olan eğilimi, bugün
devrimin başlangıcından daha fazladır. Bunu anlamak isteyen varsa milyonların
katıldığı Şehit Kasım’ın cenaze törenine baksın.

O şehidin parçalanmış bedeni milyonlarca insan tarafından
uğurlandı! İslam Cumhuriyeti için canını feda eden bir devrimci ve mücahide
halk böylesine saygı gösterdi.

Merhum Ayetullah Behçet, manevi ve arif bir fakihti. Onun
cenaze töreni ve onu cennete uğurlamak için Kum halkı şehri doldurdu ve diğer
şehirlerden insanlar da Kum şehrine gittiler.

Politikacılar, sanatçılar ve sporcular da dahil olmak üzere
ülkenin farklı yerlerinde, kim öldüğünde insanlar ona karşı böyle duygular
hissediyor?!

Bu günlerde yayınlanan “Selam Komutanım” ve İmam Zaman’a
(a.f) bağlılık marşına halk ne kadar büyük bir coşku ve istekle eşlik ediyor!
Yaşlı, genç, çocuklar, erkekler ve kadınlar, hepsi farklı şehirlerde
bağlılıklarını dile getirdiler! Bu, insanların dinden uzaklaşmasının kanıtı mı
yoksa tam tersi mi?

22 Behmen (11 Şubat) ve Kudüs Günü yürüyüşleri kırk üç
yıldır büyük bir şevkle yapılmaktadır ve bu, halkın vefa ve direnişinin bir
kanıtı ve İmam’ın (r.a) dersinin onlarda yarattığı etkidir.

Devrimci, sosyal, politik ve ekonomik alanlardaki
aktivistlere bazı tavsiyelerim var. İnkılâp karşıtlarının ve düşmanın
devriminizi kimliksizleştirmesine izin vermeyin! Devrim gerçeğinin devrilmesine
izin vermeyin. Akıllı ve bilge gençlerin bunu düşünmesi gerekir.

İmam’ın (r.a) yâdının toplumda solmasına izin vermeyin. İmam
(r.a) bu devrimin ruhudur, İmam’ı (r.a) tahrif etmelerine izin vermeyin!

Gerici sınıfların ülkeye nüfuz etmesine ve kök salmasına
izin vermeyin! Gerici, siyasette ve yaşam tarzında Batı siyasetine ve yaşam
tarzına tabi olan kişidir! Böyle bir insan Fransız tişörtü, papyonu ve
kolonyası kullanabilir ama gericidir!

Düşmanın yalanlarını, aldatmacasını ve psikolojik savaşını
ortaya çıkarın. Bugün sosyal medya ve uydular gündemde ve yaygın bir psikolojik
savaş var. Bu psikolojik savaşın ülkeyi etkilemesine izin vermeyin.

Bu psikolojik savaşın bir örneği şudur: İran petrolü
Yunanistan kıyılarında çalınıyor, ardından İran İslam Cumhuriyeti kahramanları
bunu telafi ediyor ve düşmanın petrol tankerini ele geçiriyor ama düşman,
medyasında İran’ı hırsızlıkla suçluyor! Çalınan malı geri almak hırsızlık
değildir ki! ‌Hırsız sizsiniz!

Düzgün ve doğru işler üretmek için insanların iman sermayesini
kullanın. İnsanlarda iman vardır, bu iman salih ameller üretebilir ve büyük
İmamımız (r.a) bu amelin eşsiz bir üstadıydı.

İnsanların ülkenin çıkmaza girdiğini iddia etmesine izin
vermeyin. Bugün sosyal medyadaki bazı insanlar, ülkenin bir çıkmaza girdiğini
iddia ediyor, hayır! Ülke çıkmaza girmeyecek!

İmam (r.a), açıkça yetkililere teşekkür etti! Düşmanın
inkılabi yetkilileri yok etmeye çalıştığı günümüzde, inkılabi yetkilileri
takdir etme görevi daha zordur.

Aynı Abadan örneğinde olduğu gibi. Bir bakanın günlerce olay
yerine gitmesi veya sayın cumhurbaşkanı ve yardımcısının mağdurların ailelerini
ziyaret etmesi takdir edilmelidir. Tabi hem Abadan konusunda hem de buna benzer
herhangi bir olayda failler cezalandırılmalıdır.

Bugün, Hasan Humeyni’nin konuşması sırasında bazı insanların
protesto sesleri yükselttiğini duydum! Ben böyle şeylere karşıyım!

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın