aldığı “Twitter Ordusu Ve Terör Tugayları: İran’daki Son ‘Devrim’ Gerçek
Yüzlerini Ortaya Çıkardı” başlıklı yazıyı siz kıymetli okuyucularımız için
çevirdik.
07 Ekim 2022 İran’ın
içindeki –ve daha önemlisi dışındaki– son isyanlar 22 yaşındaki Mehsa Emini’nin
yaklaşık iki hafta önce polis gözetimindeyken trajik bir biçimde ölmesiyle
patlak verdi. O zamanda bu yana Tahran ile diğer önemli İran şehirlerindeki
sokak isyanları sönmeye yüz tuttu. Ancak kargaşanın yol açtığı sisli hava ve
kalıntı temizlense de hadiselerin aslı ve etraflarındaki koşullar
belirsizliğini sürdürüyor.
Her şey nasıl başladı?
Emini’nin ölümünün ardından başlayan kural tanımaz
protestolar, onun polis gözetimi altındayken vahşice dövüldüğü şeklinde
temelsiz bir iddiadan beslendi. İddialar sosyal medyada büyük bir yaygara
kopardı ve daha İran hükümeti cevap vermeden ya da soruşturma yürütmeden
internet jürisinin kararı çıkmıştır: adli delillerle çelişse de bu olayda bütün
olarak İran devleti suçluydu.
Bu iddialar 16 Eylül’de yani Tahran’daki bir polis
merkezinde İslami giyim kuralları eğitimi alırken baygınlık geçirmesinden üç
gün sonra aniden ortaya atıldı. Ölüm sebebi kalp kriziydi. Onun ölümüyle ilgili
hikâyeyi ortaya atan, reformcu Şark gazetesinden Nilüfer Hamedi oldu.
Tahran’daki isyanları haber yapan muhabir ve bazı fotoğrafçılar şimdi isyana
dönüşen protestolarla muhtemel bağlantıları sebebiyle soruşturuluyor. Kürt
basını ile sözde “insan hakları” kurumları hemen hikâyeye sarıldı ve Emini’nin
Hakkani otobanı girişinde güvenlik güçlerince tutuklandığını ve Tahran’daki
Vezira gözaltı merkezinde dövüldüğünü iddia eden HANA İnsan Hakları örgütü gibi
platformlarla birlikte, onun bir hastanede beyin ölümünün gerçekleştiğinin
iddia edilmesinden önce bu hikâyeyi çarpıttı.
Kürt Basın Ajansı, 15 Eylül’de onun Tahran’da bir parkta
güvenlik güçlerine karşı koyup dövüldüğünü iddia ettikten sonra bilinç
seviyesinin “3’e düştüğünü” bildirdi. Bundan bir gün önce, Washington
Uluslararası Araştırma ve Değişim Merkezi IREX tarafından fonlanan ve Londra’da
faaliyet gösteren IranWire, kendi Instagram kanalından hikâyeyi olduğu gibi
yayınladı. Akabinde diğer birkaç gazete de çapraz kontrol zahmetine katlanmadan
aynı hikâyeye yer verdi.
IranWire ayrıca Small Media Foundation tarafında da
desteklenmekte ve Mesih Alinecad gibi şiddetli bir İran karşıtı ve açıkça
Amerikan ve İsrailli casusluk teşkilatlarıyla işbirliği yapan bir Voice of Amerika
muhabirine faaliyet zemini sağlamaktadır. Alinecad, ABD hükümet fonlarının
alıcılarından birisidir ve raporlara göre sadece bu yıl 95 bin dolar olmak
üzere son beş yılda ABD ile yaptığı federal sözleşmelerden 488 bin dolar gibi
yüklü bir meblağ almıştır. Emini’nin hikâyesi ne kadar trajik olsa da İran
karşıtlığında uzman olanlar tarafından arsızlıkla çalındı, manipüle edildi ve
saptırıldı.
Alinecad sadece bir gün sonra onun “ahlâk polisi tarafından
dövüldüğü” söylemine geçiş yapmadan önce yani 14 Eylül’de kalp krizinden
öldüğünü öne sürmüştü. Ancak Alinecad, ana akım Batılı medya kanallarında sık
sık görünse de Trump yönetimi ile açık ilişkileri, Amerikan ve İsrailli
casusluk şebekeleriyle yakın bağları ve İran nükleer anlaşmasına şiddetle karşı
çıkıp İranlılara yönelik yaptırımları savunması sebebiyle giderek daha faza
“sorunlu” bir figür olarak algılanmaktadır.
Alinecad hakkında sert bir yazı Soros destekli düşünce
kuruluşu Quincy Institute tarafından yayınlanmış, hatta liberal-emperyalist
gözlem evi Human Rights Watch ile ABD’li Demokrat senatör İlhan Ömer bile onun
güvenilirliğini açıkça sorgulamıştır. Alinecad yine de İslam Cumhuriyeti’nde
renkli devrim tahriklerinin tonunu ve yolunu ayarlamada önemli bir rol
üstlenmiştir. Bunların arasında kadınların örtülerini bir sopaya takıp
dalgalandırdıkları “Beyaz Çarşamba” kampanyası, en son hicab yakma ve saçlarını
kesmede tekrarlanan sembolik bir kampanya ya da 2014’te “Benim Gizli
Özgürlüğüm” adıyla gerçekleştirilen ve İranlı kadınları kendi hicabsız fotoğraflarını
yayınlamaya teşvik eden kampanya bulunmaktadır. İran hükümetini hedef alan
yabancı eylemlerin yoğunluk ve seviyeleri farklı olsa da isyancılara verilen
kayıtsız şartsız destek düşünüldüğünde, nihayetinde ideolojinin bir kenara
itilip araçların meşrulaştırılmaya çalışıldığı görülmektedir.
Aynı zamanda, 2009’daki sözde “yeşil devrim” gibi, eski İran
cumhurbaşkanlarından birinin isyanları kışkırtan kızının tutuklanması sonucu
elde edilen delillere göre, içerideki ve dışarıdaki İranlı reformcular bu çirkin
isyanların arkasındaki esas itici güçtü. Onlar ayrıca sosyal medyada esen
fırtınayı da faal bir biçimde destekliyordu ve bu fırtına sokaklardaki ölümcül
kaosun katalizörlerinden birisi olmuştu. Öte yandan Twitter’daki gelişmeler
birkaç gün gecikmeli başlamıştı.
BAE’da yaşayan eski İranlı futbolcu Ali Kerimi’nin 16
Eylül’den sonra attığı tweet’ler söylemi destekledi ve ardından sahte ve bot
hesap sayısında patlama yaşandı. 6 binden fazla hesap #OpIran hashtag’ini
kullanarak tweet attı. Kerimi’nin takipçilerinden Emini’nin ölümüyle ilgili
anlatılanları destekleyen hesapların önemli bir bölümünün sahte olduğu, onun
tweet’inden birkaç gün sonra oluşturulduğu veya hiç takipçileri olmadığı veya
bir takipçileri olduğu ortaya çıktı.
Fazla mesai yapan Twitter bot’ları sadece birkaç günde 462
bin hesabı kullanarak 76 milyon hashtag üretti. Bunu daha iyi anlamak için
İran’ın toplam nüfusunun 80 milyonun üzerinde olduğunu hatırlamak gerekiyor.
Öte yandan Fars haber ajansının araştırmasına göre Kerimi, ülkeden kaçmadan
önce mülkünü satmış ve kazancını yakınlarına devretmiş. Söylentilerin aksine
yargı, onun malvarlığına el koymak için şu ana kadar herhangi bir şey yapmamış.
Sembolizm
İsyanlarda kullanılan mevcut propagandanın başlıca odak
noktası, İran’da “rejim değişikliği” için yabancı destek yaratmaktır. Batının
askeri müdahale ya da güç kullanarak değil, İslami sistemi disipline edip
epistemolojik olarak düzeltmek için izlenecek Batılı liberal değerleri
dayatması için ideolojik bir zemin sağlamaktır. Liberal feminist klişeleri
kullanan, İslam’ın kutsallarını yakma gibi dini hedef alan eylemlerin
(Müslümanlara yönelik evrensel bir hakaret ve isyancıların sıkça kullandığı bir
eylem) dine değil devlete yönelik muhalefet eylemleri olduğunu iddia edenler
olsa da bir camiinin yakılması, İmam Hüseyin’in sancağının ateşe verilmesi ve
kadınların hicablarının zorla çıkarılması açıkça durumun başka türlü olduğuna
işaret ediyor.
Kanunsuz göstericilerin sözde liberal destekçileri, İran
devletinin İslam’ı temsil etmediğinde ısrar ediyorsa İslami sembollere
saygısızlık neden destek görüyor ya da meşrulaştırılmaya çalışılıyor? Bu
eylemler neden kesin ve net bir şekilde kınanmıyor? Bunların ışığında Batı’nın
kendi sembollerine İran’daki kargaşanın söylemini şekillendiren bir kutsal metin
gibi sahip çıktığını söyleyebiliriz.
Tiananmen meydanındaki meşhur görüntüyü andıran, yanan
araçların önünde hicabını çıkarıp sallayan kadınlar geçmiş yıllardaki gibi yine
görüldü. Sembolizm ve tiyatro, özellikle bir gerçeklik uydurmak zorunda kalındığında
Batılı – ve Batılılaşmış – izleyicileri için rıza üretmede kilit bir parça
olmayı sürdürüyor.
Politik bağlam
Bazı sosyal medya kullanıcıları, isyanları körükleyen viral
olmuş bir videoda açık saçlarını bağlayan genç kadın Hadis Necefi’nin Azeri
kökenli olmasının üzerinde durdu ve bu da ayrılıkçı söylemi besleyen başka bir
girişimdi. Emini’nin Komala Kürt terör örgütünün üyesi olan kuzeni IranicTV
kanalına verdiği bir röportajda, Emini’nin ölümünün bir “hareketi”
alevlendirmek için nasıl kullanıldığını anlatırken hükümeti de hikâyeyi örtbas
etmeye çalışmakla suçladı.
Hemen yayınlanan kapalı devre kamera görüntüleri, Emini’nin
ölümünün darp sonucu olmadığını açık ve net bir şekilde gösterse de İranlı
yetkililerin Emini’nin ailesine olay hakkında “basına ve dünyaya bilgi
vermemeleri konusunda” baskı yaptığını iddia ederek, memleketi Sakız
kasabasındaki “binlerce” insanın onun ölümüyle ilgili gösterilere katılmasıyla
övündü.
Trump yönetiminin 2018’de 2015 nükleer anlaşmasından tek
taraflı çekilmesinin ve meşhur “azami baskı kampanyası” altında İran’a sert
yaptırımlar uygulamaya başlamasının ardından örgüt, Washington DC’de resmi bir
lobi grubu olarak kayıt edildi. Daha on ay önce İran bu örgütle birlikte
çalışan bazı Mossad bağlantılı casusları yakalamış ve on kişiyi tutuklamıştı.
Komala, ABD ve Siyonist rejimle işbirliği içinde İran’da
terör saldırıları ile sabotaj eylemlerine karışmaktaydı. Azerbaycan’dan sevk
edilen silahların kullanılma niyeti ve bu silahların Sakız’da tespit edilmesi
dâhil örgütün kargaşalar sırasındaki sabotaj eylemlerine cevaben Devrim
Muhafızları Ordusu, Çarşamba günü örgütün Kuzey Irak’taki askeri hedeflerini
balistik füze ve kamikaze dronlarıyla vurdu. Irak ve Suriye petrolünün
çalınmasında esas aktörlerden birisi olan kuzey Irak’taki Kürt teröristler
Mossad ile işbirliği içerisinde İran’a sık sık saldırmaktadır.
Kim şiddet yanlısı?
Emini’nin ölümü üzerine medyada başlayan maskaralığın
üzerinden günler geçtikten sonra, 22 Eylül’de ABD Dışişleri Bakanlığı İran’a
ait yedi güvenlik ve savunma aygıtına yaptırım uygulamaya başladı. İran
hükümeti ile ona bağlı güvenlik kuvvetlerini, vatandaşlarına ve özellikle
kadınlara karşı şiddet kullandığı şeklinde tasvir edilmesi ve onun eylemleri
hakkındaki uydurma hikâyeler bir araya gelince İslam Cumhuriyeti’nin altını
oymayı hedefleyen son sözlü kampanya ortaya çıktı. Bu da 2015 nükleer
anlaşmasını diriltmeyi hedefleyen müzakerelere rastladı. Müzakereler Batı’nın
ağırdan alması ve ayak diremesi sebebiyle çıkmaza girmişti.
İran karşıtı, Batılı ve Batı tarafından fonlanan medya, İran
polisinin protestoculara şiddet uygulayıp onları öldürdüğü yalanını öne sürse
de ülkeyi yakıp yıkan, kamu mallarını ateşe veren, polisleri vahşice katleden,
kadınları aşağılayan ve tesettürlerini yırtan Batı destekli asilerdi. Bu
belgelerle desteklenmiş şiddet olayları İslam Cumhuriyeti karşıtı sosyal
medyanın sinsi gündemine uymadığı için onların dikkatini hiç çekmedi. Bu
söylemler anarşist asilerin vahşet ve şiddeti gerçeğini karartmak için
kullanıldı. Güvenlik kuvvetleri ve yerel polis vahşi saldırılara uğradı ve
kanunsuz çeteler gündüz vakti onların boğazını kesti.
Bu saldırılar sabotajcıların, örgütlü yabancı suçluların ve
diğer teröristlerin aniden kalabalık bir şekilde ortaya çıkmasını sağladı.
İran, ülkenin kuzeyindeki Mazendaran eyaletinde son isyanlar sırasında IŞİD ve
Komala üyesi işbirlikçileri ele geçirdi. Bakü’deki İsrail ve Türkiye destekli
birliklerin Ermenilere karşı sert bir savaş verdiği ve İran sınırındaki
tahriklerin arttığı bir dönemde isyanları kışkırtmayı ve daha şiddetli
gösterileri körüklemeyi hedefleyen silahların sızdırılması engellendi. ABD,
kanuni yaptırımları güçlendirirken yıllar önce Suriye’de izlediği taktik,
yöntem ve nihai hedefleri kullanarak İran gibi ülkelerin güvenlik ve
istikrarını bozmaya çalışmaktadır.
Büyük bağlam
Batılı devlet medyası ile sponsorlarının görmezden gelme
eğiliminde olduğu şey, ABD’nin on yıllardır süren acımasız yaptırımlarının İran
ekonomisi üzerindeki yıkıcı etkisi ve aralarında çocukların da bulunduğu
binlerce insanın ölümüne sebebiyet vermesidir. Batılılar ile yabancıların
İran’a yönelik yaptırımları tamamen kaldırması şu noktada yegâne meşru
taleptir. Tekrar söylemek gerekirse, bu adım seçici olmamalı ve her şeyi
kapsamalıdır.
Yani ABD’nin Elon “Kime İstersek Darbe Yaparızcı” Musk ile
İran’ın internet sistemine kolayca sızmasını sağlayacak şekilde yaptırımların
kısmen kaldırılması söz konusu olmamalıdır. Musk Twitter’dan, Starlink
sistemini kullanarak İran’ın radyo dalgalarına hâkim olmakla bile övünmüştü.
İranlılar hep bir ağızdan ABD’nin ölümcül yaptırımlarının
kaldırılmasını talep ettiğinde ya da anti terör komutanı Korgeneral Kasım
Süleymani ABD tarafından şeytani bir yöntemle katledildiğinde, bütün
şehirlerden ve bütün sosyal katmanlardan insanlar sel olup sokaklara aktığında
BBC bile kalabalığın çap ve ölçeğini inkâr edememişti. Ne zaman İranlılar
bölgedeki ABD-Siyonist müdahale ve işgalinin sona ermesi talebiyle bir araya
gelse ve protestolar sayıca ve İran halkını temsiliyet açısından baskın olsa,
işlerine gelmediği için görmezden geliyorlar. Bu da sıra İran’a gelince
Batı’nın ikiyüzlülüğü ve küstah çifte standardının başka bir göstergesidir.
kudushaber
