İran ile ABD arasındaki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan geçici anlaşmanın süresi Pazartesi günü doldu ve bu durum, çatışmaya diplomatik bir çözüm bulunması konusundaki belirsizliği artırdı.
“The New Arab” yayımladığı bir makalede şu ifadelere yer verdi:
İran ile ABD arasındaki savaşı sona erdirmeyi hedefleyen mutabakat muhtırasının süresi Pazartesi günü doldu. Bu durum açık bir çatışmaya geri dönülme riskini artırırken diplomatik bir çözüme ilişkin belirsizliği de derinleştirdi.
Mühletin sonuna yaklaşılırken Washington veya Tahran’da 60 günlük bu anlaşmayı uzatma ya da müzakere masasına dönme yönünde siyasi bir iradenin varlığına dair pek bir emare yoktu.
Bunun yerine iki taraf karşılıklı tehditler savurmaya devam etti; öyle ki ABD Başkanı Donald Trump geçen hafta Hürmüz Boğazı’nı ABD toprağı ilan etmekle tehdit ederken İranlı yetkililer de savaşa geri dönmeye hazır olduklarını bildirdiler.
Nasıl Bir Anlaşma Sağlanmıştı?
Bu geçici anlaşma, 17 Haziran’da Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından imzalanmış; Pakistan ve Katar öncülüğünde yürütülen haftalar süren üst düzey diplomasinin ardından elde edilmişti.
Anlaşma, tarafların Tahran’ın nükleer programı üzerindeki çözümsüz anlaşmazlığı gidermek amacıyla kapsamlı bir barış antlaşması üzerinde uzlaşma yönündeki iddialı hedefe bağlı kaldıkları iki aylık bir süreci başlattı.
Nükleer meseleyi gelecekteki müzakerelere havale eden bu mutabakat muhtırası geçici bir önlemdi; bununla birlikte bölge genelinde bir ateşkes uygulayarak ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden trafiğe açarak en acil krizleri ele almayı hedefliyordu.
Bu anlaşma uyarınca her iki taraf; Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde askeri operasyonları derhal ve kalıcı olarak durdurmayı, güç tehdidinde bulunmaktan veya güç kullanmaktan kaçınmayı kabul etti.
Boğaz’daki krizi çözmek adına ABD, İran limanlarına yönelik ablukayı 30 gün içinde kaldırmayı kabul etti; buna karşılık İran da seyrüsefer kısıtlamalarını kaldırmayı ve bölgeyi mayınlardan temizlemeyi taahhüt etti.
Tahran, nihai anlaşma için müzakereler sürerken 60 gün boyunca tüm geçiş ücretlerini bağışlayacağını (almayacağını) belirtti. Önemli bir husus olarak bu anlaşma, Boğaz’ın gelecekteki statüsünü ABD-İran müzakerelerinden ayırarak Tahran’a, savaş sonrasında Boğaz’ın nasıl yönetileceğini belirlemek üzere Umman ile iş birliği yapma yetkisi veriyordu.
Bu esnada ABD; İran’a yönelik tüm yaptırımları kaldırmayı, petrol ihracatı için muafiyetler tanımayı ve dondurulmuş varlıklarının bir kısmını serbest bırakmayı kabul etti. Ayrıca İran’ın yeniden imarı ve ekonomik kalkınmasına en az 300 milyar dolar yatırım yapılmasını sağlayacak bir program hazırlama taahhüdünde bulundu.
İran ise nükleer silah edinmeyeceği yönündeki taahhüdünü yineledi ve nihai anlaşma müzakereleri devam ederken tüm nükleer faaliyetlerini durdurmayı kabul etti.
Bu Anlaşma Neden Başarısız Oldu?
İran ve ABD, anlaşmayı takip eden günlerde iyi niyet gösterisinde bulundu ve son on yılların en üst düzey İran-ABD yetkili görüşmesini gerçekleştirmek üzere 21 Haziran’da İsviçre’ye seyahat etti. Ertesi gün ABD Hazine Bakanlığı, İran’ın petrol ihracatına yönelik yaptırımları iki ay süreyle askıya aldı.
Ancak ilerleyen haftalarda durum bozulmaya başladı ve ülkeler birbirlerini anlaşmayı ihlal etmekle suçladı.
26 Haziran’da Trump, İran’ı “aptalca bir ihlalle” suçladı; ardından Boğaz’da bir kargo gemisi saldırıya uğradı. İki gün sonra Tahran, yenilenen ABD saldırılarının ardından Washington’ın anlaşmayı ihlal ettiğini açıkladı.
Anlaşmazlığın odak noktası, ABD’li yetkililerin savaş öncesi statüsüne dönmesi konusunda ısrarcı olduğu Boğaz’dı. Diğer yandan İranlı yetkililer, Trump’ın sert söylemlerine yeniden dönmesinden rahatsız oldu ve bunun anlaşmanın ihlali anlamına geldiğini söyledi.
Her iki ülkenin yetkilileri çok geçmeden mutabakat muhtırasının kadük olduğunu ilan etti ve Temmuz ortasına gelindiğinde ateşkes neredeyse tamamen çöktü. İki hafta boyunca ABD İran’ın güneyini bombalarken Tahran da Fars Körfezi genelinde şiddetli saldırılarını yeniden başlattı.
Ay sonunda kırılgan bir barış ortamı sağlandığından bu yana, hasım ülkelerin müzakere masasına dönmeye hazır olduğunu gösteren pek az emare bulunuyor. Bunun yerine her iki ülke de tehditlere ve Boğaz’ın kontrolü için rekabete geri dönmüş durumda.
Bu arada, ABD ordusu ablukasını yeniden uygularken ABD yaptırımları veya dondurulmuş İran varlıkları konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmedi.
Chatham House düşünce kuruluşunda Orta Doğu dış politikası uzmanı olan Neil Quilliam, mutabakat muhtırasının süresinin dolmasının bir bakıma zaten ortaya çıkmış olan bir gerçeğin resmi olarak tescillenmesi anlamına geldiğini söyledi.
Her iki ülkenin de daha önce anlaşmayı sorguladığını ve birbirlerini hükümlere uymamakla suçladığını belirten Quilliam, “Bu açıdan bakıldığında mutabakat muhtırasının sona ermesi, zaten ayakta kalmakta zorlanan bir çerçevenin ölümünün onaylanmasıdır” dedi.
Şimdi Ne Olacak?
Sürenin dolmasının asıl geniş çaplı önemi, bundan sonra ne olacağında yatıyor.
Quilliam, “Eğer alternatif bir çerçeve ortaya çıkmazsa, her iki taraf da zayıf da olsa anlaşmanın getirdiği kısıtlamalar olmaksızın, askeri baskı da dahil olmak üzere zorlayıcı eylemlere başvurma konusunda daha fazla hareket alanına sahip olacaktır. Bu durum belirsizliği ve hatalı hesaplama riskini artırmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
Trump yönetimi yetkilileri, askeri saldırı tehdidinde bulunmak yerine ekonomik baskıya geri dönüleceğinin sinyalini verdi; nitekim Hazine Bakanı Scott Bessent “ekonomik tecrit tarihinde emsali görülmemiş” tedbirler uygulama sözü verdi.
Öte yandan, önleme füzelerinde ciddi azalma olduğuna dair raporların ardından ABD ordusunun son haftalarda İran saldırılarına karşı savunmayı sürdürme kapasitesi sorgulanmaya başlandı. Ayrıca ordunun uzun menzilli hassas güdümlü füzelerinin “neredeyse tamamını” kullandığı ifade edildi.
İran ise taleplerinin ABD tarafından kabul edilmemesi halinde savaşı yeniden başlatma tehdidinde bulundu. İranlı bir yetkili Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ablukasını kırmak adına “tamamen mütecaviz” hareket edecekleri ve Fars Körfezi’nde gerilimi tırmandıracakları tehdidinde bulundu.
Quilliam, en muhtemel sonucun uzun süreli aralıklı bir karşı karşıya geliş dönemi olduğunu söyledi. İki tarafın da muhtemelen geniş çaplı bir bölgesel savaş riskini göze almayacağını, ancak derin güven eksikliğinin anlamlı müzakerelerin önünde engel teşkil etmeye devam edeceğini belirtti.
Quilliam, “Büyük bir kışkırtma haricinde, hem Washington hem de Tahran doğrudan askeri bir çatışmadan ziyade gerilimi yönetme arayışında görünüyor” dedi ve ekledi: “Risk şu ki, uzun süreli belirsizlik sürekli olarak hatalı hesaplama fırsatları yaratacak ve zamanla çatışmayı dizginlemeyi daha da zorlaştıracaktır.”
not: bu analiz tabnak.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
