ABD ve siyonist rejim tarafından İran’ın kayıtsız şartsız teslim olmasını sağlamak amacıyla başlatılan savaş; beş ayın sonunda füze stoklarının tükenmesi, petrol fiyatlarındaki sıçrama, müttefikler arasındaki çatlaklar ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki tam hakimiyetiyle Washington için tam bir bozguna dönüştü. Öyle ki Trump’ın, İran İslam Cumhuriyeti tarafından dikte edilen oyunun kurallarına boyun eğmekten başka çaresi kalmadı.
Washington’ın İran İslam Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğüne yönelik şer niyetleriyle 28 Şubat 2026’da başlattığı ağır savaş, en başından itibaren Trump’ın içi boş kafasındaki tamamen yanlış ve hayali hesaplamalara dayanıyordu. Beyaz Saray kumarbazı; hava gücüne ve siyonistlerin desteğine dayanarak en kısa sürede İran’ın savunma yapısını çökertebileceği, “kayıtsız şartsız teslimiyet” ya da ülkeyi bölme senaryosunu hayata geçirebileceği ve vatan hainlerinin deyimiyle “işi bitirebileceği” illüzyonuyla meydana indi. Ancak İran İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri’nin şimşek hızındaki yanıtı ve yıkıcı darbeleri, özellikle de “Hürmüz Boğazı’nın kapatılması” şeklindeki stratejik kozun devreye sokulmasıyla düşmanın tüm hesap cetvelini altüst etti.
Bu hayati damarın kesilmesi, çok geçmeden Trump ve müttefiklerinin feryat etmesine neden oldu. 40 günlük topyekün savaşın ardından kendisini bir çıkmazda bulan Trump, “İslamabad Mutabakat Muhtırası” ile nefes alacak bir fırsat bulmaya çalıştı. Kendi batıl zannınca, taktiksel bir anlaşmayla İran’ı dizginleyebileceğini ve ardından bildiğini okuyabileceğini sanıyordu; bu yüzden küstahlığın zirvesine vararak mutabakatı çiğnedi ve güneydeki altyapılara, hatta konutlara saldırdı.
Ancak İran Silahlı Kuvvetleri derhal sahanın yeni doktrinini ve kuralını dikte etti: “Altyapıya karşı altyapı”. Silahlı kuvvetlerin üstün istihbarat hakimiyeti ve ABD terör ordusunun bölgedeki askeri dokusunun imha edilmesi, düşmana ağır kayıplar verdirerek Trump’ın savaşın bedelinin ne kadar yükseldiğini anlamasını sağladı.
Bu doğrultuda Hürmüz Boğazı kararlılıkla yeniden kapatıldı ve Beyaz Saray, tüm zorba araçlarını kullandıktan ve bir dizi utanç verici yenilgiyle karşılaştıktan sonra başarısızlığa uğrayarak yeniden müzakere hilesine başvurdu. Washington, tüm askeri ve diplomatik kartlarını oynayıp rezilce yenilgiler koleksiyonuyla yüzleştikten sonra, şimdi belki kontrolsüz yükselen petrol fiyatlarının frenini çeker, Trump’ın serbest düşüşe geçen popülaritesini engeller ve bu savaştan çıkış kapılarını bulur umuduyla Boğaz’ı ele geçirmeyi ve açmayı tek hayali başarısı olarak kovalıyor. Karşı tarafta ise İran İslam Cumhuriyeti, Hürmüz Boğazı’nı taktiksel bir mesele olarak değil, akıllı yönetimiyle güç dengesini kendisi ve Direniş Ekseninin lehine değiştiren eşsiz bir stratejik silah olarak görüyor. Bu durum, İran’ın henüz tüm kapasitelerini ve “askeri sürprizlerini” sergilemediği ve “Babülmendep”in tamamen kapatılması gibi kartları elinde bozulmadan tuttuğu bir vasatta gerçekleşiyor.
Millî Güvenlik Yüksek Konseyi’ne Göre İran İslam Cumhuriyeti’nin Kırmızı Çizgileri
Millî Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri de konuya ilişkin yayınladığı açık mesajda son uyarısını yaparak İran İslam Cumhuriyeti’nin Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için öne sürdüğü 6 maddelik şartı resmen ilan etti:
“Bismillâhirrahmânirrahîm
ABD davranışını düzeltmediği sürece Hürmüz Boğazı açılmayacaktır. Davranışı düzeltmek şu anlamlara gelir:
- İran’ı asla ve hiçbir dille tehdit etmemek ve bu milletin mukaddesatına hakaret etmemek. 2. İran’a ve İran’ın Lübnan, Filistin, Yemen ve Irak’taki müttefiklerine yönelik savaşa ve saldırılara sonsuza kadar son vermek. 3. Deniz ablukasını kaldırmak ve askeri (deniz ve hava) güçlerini İran çevresinden çekmek. 4. İran’a dayatılan iki saldırgan savaşın hasarlarını eksiksiz ve tam olarak ödemek. 5. İran halkına yönelik zalimane ve yasa dışı yaptırımları kaldırmak. 6. İran halkının dondurulan ve çalınan varlıklarını kayıtsız şartsız serbest bırakmak.
Bunlar, yüz altmış gündür dinmeyen bir mevcudiyetle meydanlarda ve sokaklarda bunu haykıran adanmış İran halkının talepleridir.
Millî Güvenlik Yüksek Konseyi; ister savaşta ister müzakerede olsun, asla taviz vermeyecektir.”
Irakçi: ABD Tarafından Taahhüt İhlalleri Sürdüğü Sürece Müzakerelerin Yeniden Başlaması Mümkün Değil
Ayrıca Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Irakçi, gazetecilerin temaslardaki son duruma ilişkin sorularına yanıt olarak şunları vurguladı:
“Şu anda ABD ile bir müzakeremiz yoktur; mesaj alışverişi yalnızca aracılar vasıtasıyla gerçekleşmektedir ve bu sürece müzakere adı verilemez. Bazı aracı ülkeler halen müzakere zeminini yeniden sağlamak için çaba gösteriyor; ancak bize göre ABD tarafının İslamabad Mutabakat Muhtırası ihlali sona ermediği ve ABD ihlal ettiği hususları tazmin etmediği sürece müzakerelerin yeniden başlaması mümkün değildir.”
Dışişleri Bakanı, Hürmüz Boğazı’ndaki yeni geçiş düzenlemelerine ilişkin Umman ile yürütülen müzakere süreci hakkında şunları ekledi:
“Hürmüz Boğazı’nda yeni deniz güzergahının belirlenmesine ilişkin Umman ile müzakereler devam etmektedir, şu ana kadar iyi gitti ve son aşamalarındayız. Bu sürecin sonucunda eski güzergahların yerini yeni güzergahlar alacak ve uzmanlar haritalar üzerinde çalışıyor. Ancak bu, Hürmüz Boğazı’nın açıldığı anlamına gelmez; bu teknik anlaşma sağlanabilir, fakat Boğaz’ın açılması başka şartların gerçekleşmesine bağlıdır ve bu şartlar aracılar vasıtasıyla ABD tarafına iletilmiştir.”
Wall Street Journal: Trump Nükleer Anlaşma Olmadan Kaçma Hayalinde
Cumhuriyetçi Parti’ye yakınlığıyla bilinen Wall Street Journal gazetesi de “Trump Hürmüz Boğazı’nın Açılmasının An Meselesi Olduğunu Sanıyordu Ama İran’ın Başka Planları Vardı” başlıklı haberinde Beyaz Saray’ın çaresizliğinin yeni boyutlarını ifşa etti.
Bu yayın organının haberine göre ABD Başkanı, üst düzey kurmaylarına herhangi bir “yeni nükleer anlaşma” elde edemese bile bu savaş defterini kapatmaya ve çatışmadan çekilmeye hazır olduğunu bildirdi. Haber, Tahran’ın büyük tavizler elde etmeye yönelik yeni ve kararlı taleplerinin, Beyaz Saray’ın Hürmüz ticari geçidini serbest bırakma anlaşmasının el altında olduğunu aceleyle iddia etmesinden birkaç gün sonra geldiğini belirtiyor. Amerikalı yetkililer, Donald Trump’ın Boğaz’ın tamamen açılması durumunda resmen zafer ilan etmek için haftalardır zemin hazırladığını kabul etti; ancak İran’ın milyarlarca dolarlık tazminat ödenmesi, ABD güçlerinin bölgeden tamamen çekilmesi ve deniz ablukasının kaldırılması gibi ağır şartlardaki ısrarı, bu küçültülmüş hedefi de Trump’ın erişiminden çıkardı.
Wall Street Journal’ın raporu, gelişmelerin Trump’ın seçeneklerini son derece daralttığını vurguluyor. Defalarca bombalama kampanyasını tırmandırmakla tehdit edip ardından geri adım atmak zorunda kalan Trump, uzun ve yıpratıcı bir savaşa tamamen hazır bir rakiple karşı karşıya. CSIS düşünce kuruluşunun Orta Doğu Programı Direktörü Mona Yacoubian konuya ilişkin şunları söylüyor: “İran’ın sert talepleri, ABD Başkanı için bu çatışmadan saygın bir çıkış yolu oluşturmayı giderek zorlaştırıyor.” Benzer şekilde Eurasia Group uzmanı Gregory Brew şu değerlendirmede bulunuyor: “İranlılar, Trump’ın bu çıkmazdan kurtulmak istediğine ve Boğaz’ı açmaya odaklandığına tamamen inanıyor; bu yüzden baskıyı maksimuma çıkardılar.”
Diğer yandan İran’ın füze ve İHA saldırılarıyla Hürmüz Boğazı’nı kapatabilme kapasitesi küresel enerji piyasasını altüst etti ve ABD’deki benzin fiyatlarını benzeri görülmemiş rakamlara ulaştırdı. Ara seçimlere kısa bir süre kala Trump, Amerikan halkına sahte bir zafer pazarlamanın peşinde; hatta sosyal medyada bir makale paylaşarak zafer iddiasında bulundu, ancak Amerikan ekonomisinin somut gerçekleri bunun aksini kanıtlıyor.
Amerikalı yetkililer, geçen yıl bazı nükleer sahaların imha edilmesi nedeniyle İran’ın hemen yeniden yapılanma imkanına sahip olmamasıyla teselli buluyor; Wall Street Journal ise bu düşüncenin zayıf değerlendirmelerden kaynaklandığını belirtiyor. İran’ın petrol muafiyetleri ve mali kayıplarının tazmin edilmesi meselesi Trump için bir kördüğüme dönüştü; bu kördüğüm çözülmeden Hürmüz Boğazı’nı açma anahtarı asla Washington’ın eline geçmeyecektir.
Hürmüz Boğazı Yönetimini Kesinlikle Yeni Bir Aşamaya Taşıyacağız
İslam Devrimi Lideri Hazret-i Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney’in açıklamaları da bu yüzleşmede İran İslam Cumhuriyeti’nin genel yol haritasını ortaya koymuştur. Kendileri Nevruz mesajında kararlılıkla şöyle buyurmuştu: “Hürmüz Boğazı yönetimini kesinlikle yeni bir aşamaya taşıyacağız.”
Ayrıca Ulusal Fars Körfezi Günü vesilesiyle bu su yolunu “küresel ekonominin hayati ve eşsiz güzergahı” olarak nitelemiş ve şu hususu vurgulamıştı: “İslamî İran, Hürmüz Boğazı’nı yönetme nimetine fiili şükrederek Basra Körfezi bölgesini güvenli kılacak ve düşmanın bu su yolunu suistimal etme tezgahını toplayıp atacaktır.” Bu stratejik yönlendirme; Hürmüz’ün kontrolünün geçici bir manevra değil, İran’ın bölge coğrafyası üzerindeki yerli gücünün pekiştirilmesi olduğunu göstermektedir.
Trump’a Hürmüz Boğazı Kozuyla Ekonomik İşkence!
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının önemini ve Batı ekonomisinin neden felç olduğunu anlamak için, Beyaz Saray üst düzey yetkililerinin ve Batılı analistlerin açık ve çelişkili itiraflarından oluşan zinciri yan yana koymak gerekir.
Donald Trump yalvaran bir edayla yaptığı açıklamalarda, savaşın devam etmesinin ABD’nin tüm stratejik petrol rezervlerini 4 haftadan kısa bir sürede yok edeceğini ve bombalamalara devam edilmesinin Boğaz’ın tamamen mayınlanması ve milyarlarca dolarlık gemilerin üzerine füzelerin yağmasından başka bir sonuç vermeyeceğini açıkça itiraf etti; bu durum onu ABD tarihindeki Büyük Buhran’ın mimarı yeni bir “Herbert Hoover”a dönüşmekten son derece korkutmuştur.
Bu endişe, ABD Enerji Bakanı Chris Wright’ın sunduğu analizle daha da derinleşiyor; Wright orada benzin fiyatlarının düşmesini doğrudan İran ile anlaşma yapılmasına bağladı. Trump’ın Yardımcısı JD Vance gibi isimler bazı tankerlerin geçici ve sınırlı geçişlerine dayanarak durumu normal göstermeye çalışsa da, bizzat kendisi istemeden ABD’nin İran petrolüne yönelik yaptırımlarının tamamen etkisiz olduğunu itiraf etti. Aynı zamanda Trump hükümetinin ekonomi danışmanları ve bakanlarından Kevin Hassett ve Bessent, yükselen enerji maliyetlerinin hanehalkı ücret artışlarını yuttuğunu ve ekonomiyi kurtarmanın tek yolunun Tahran ile hızlıca bir anlaşma imzalamak olduğu konusunda uyarıda bulundu.
Bu yıkıcı baskı, Batı’nın saygın medyasındaki analizlere de yansımıştır: CNN, ABD’nin Cushing’deki hayati petrol depolarının tehlikeli bir şekilde boşaldığını bildirdi; New York Times, küresel stokların hızla tükenmesini Trump’ın pazarlık yapmasındaki ana motivasyon olarak değerlendirdi; The New Yorker, Hürmüz savaşının Batı ekonomisinin belini kırdığını ve varil başına 180 dolara kadar dayandığını açıkça ifade etti ve son olarak Amerika Enerji Derneği, her Amerikalı aileye 600 dolar ek ağır maliyet yüklendiğini bildirdi. Tüm bu gerçekler, Hürmüz’ün ABD için nasıl bir ekonomik işkencehaneye dönüştüğünü göstermektedir.
Trump’ın Savaşı Sürdürecek Dermanı Kalmadı…
Diğer yandan, saha tablosunun değerlendirilmesi ve Batı medyasının raporları, Amerika Birleşik Devletleri’nin savaş makinesinin derin bir yapısal yıpranmaya uğradığını ve savaşı sürdürmenin Washington’ın gücünü aştığını göstermektedir.
İlk önemli unsur, ABD’nin mühimmat stokları krizidir. New York Times gazetesinin ifşaat niteliğindeki raporuna göre, ABD’nin elindeki hayati Patriot önleme füzelerinin stoğu 1700 adedin altına düşmüştür. İran’ın ateşi karşısında bu pahalı füzelerden 1500’den fazlasının harcanması, Washington’ı Avrupalı ve Asyalı müttefiklerinin sipariş teslimatlarını dahi ertelemeye mecbur bırakmıştır; telafisi en az iki yıl gerektiren bir kriz.
CNN kanalı, ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine’in basına kapalı bir toplantıda Trump’a son uyarıyı yaparak, Amerika Birleşik Devletleri’nin İran ile savaştan çıkmak için acilen bir “kaçış yolu” bulması gerektiğini, zira askeri operasyonların tırmandırılmasının ABD ordusu için felaketle sonuçlanacak ters bir etki yaratacağını ifşa etti.
Diğer tarafta, Amerikan toplumu duygusal bir tükenmişlik ve savaşa karşı şiddetli bir hoşnutsuzluk yaşıyor. Reuters/Ipsos enstitüsünün yeni anketi, Trump’ın ABD’nin dış savaşlar tarihindeki en kötü toplumsal popülariteyi kaydettiğini ortaya koyuyor; halkın yalnızca %35’i savaşın devamını destekliyor ve ezici çoğunluk benzin fiyatlarındaki sıçramadan endişe duyuyor. Cumhuriyetçi seçmen tabanında dahi bu savaşın bir sonuç vereceğine dair ciddi şüpheler şekillenmiş durumda.
Bu iç yıpranmayla eş zamanlı olarak bölgedeki güç geometrisi de değişti. Bölge ülkeleri, Beyaz Saray’ın pasifliğini ve acziyetini görerek, kiralık ve Batı menşeli güvenliğin güvenilir olmadığı inancına vardı. ABD’nin doğrudan müdahalesi olmadan “Mekke Anlaşması” gibi çok taraflı bölgesel paktların kurulması, Washington hegemonyasının çöküşünün ve Asya ile Küresel Güney ülkelerinin ana rolü oynadığı “çok merkezli” bir düzenin gerçekleşmesinin açık bir göstergesidir.
Son Söz
ABD terör hükümeti ve siyonist rejimin İran’ı kayıtsız şartsız teslim alma hedefiyle başlattığı savaş, 5 ayın sonunda Washington için tam bir stratejik bozguna dönüşmüştür. Cephaneliklerin ağır şekilde yıpranması, müttefiklerin korkusu, kamuoyunun öfkesi ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki muktedir hakimiyeti, Washington’ı eşi benzeri görülmemiş bir çıkmaza hapsetmiştir. Trump istese de istemese de İran İslam Cumhuriyeti tarafından dikte edilen oyunun kurallarına boyun eğmek zorundadır; zira savaş sahası, ABD’nin dikte ettiği ve bölgedeki satılmış yöneticilerin ödev yaptığı devrin sona erdiğini kanıtlamıştır.
Not: bu analiz kayhan.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir.
