Bağdat’ın doğusundaki Sadr Şehri, (Irak Şam) IŞİD’in Irak başkentinde en çok hedef aldığı bölgelerden biri. İlçenin Şii ağırlıklı nüfusu, geçen yıldan beri Irak hükümetine karşı muhalif bir harekete öncülük eden Şii din adamı Mukteda El Sadr‘a bağlı. Ortaya çıkan bazı işaretler, IŞİD’in hâlen kontrol ettiği bölgelerin kurtarılmasını geciktirmek için Şiileri birbirine düşürmeye çalıştığını gösteriyor.
Sadr Şehri bu ay bir dizi saldırıya sahne oldu. Bağdat’ta 11 Mayıs’ta meydana gelen üç patlamanın en kanlısı Sadr Şehri’nde yaşandı, 64 kişi öldü, 87 kişi yaralandı. 17 Mayıs’ta yine Sadr Şehri’nde kalabalık bir pazar yerini hedef alan bombalı saldırıda onlarca insan öldü veya yaralandı.
Saldırılar peş peşe gelirken Sadr Şehri’nde büyük itibar gören Sadr ile Irak hükümeti arasında siyasi çatışma yaşanıyordu. Yükselen gerilim sonucunda çoğu Sadr Şehri’nin yerlisi olan Sadr yandaşları, nisan ve mayısta kale misali korunan Yeşil Bölge’ye girdi.
Bu gerilim ve Sadr Şehri’ndeki saldırılar yeni başlamadı. Sadr 13 Şubat’ta reform yapılmaması hâlinde Kabine’ye verilen güvenoyunun geri alınması için çalışacağını açıklamıştı. Bu açıklamanın ardından kalabalık bir çarşıda 28 Şubat’ta meydana gelen çifte patlamalarda en az 70 kişi öldü, 1oo kişi yaralandı.
Şubat ve mayısta yaşanan tüm saldırıları IŞİD üstlendi.
Sadr Şehri’ndeki bombalı saldırılarla birlikte Şii partiler arasındaki gerilim de zirve yaptı. Siyasi kavgaya tutuşan taraflar olup bitenlerden birbirini suçlamaya başladı. Şubattaki patlamalar, Sadr’ın gerilimi yükseltmesi ve destekçilerini Yeşil Bölge’nin hemen dışında oturma eylemine çağırmasının ardından gelmişti.
Sadr 11 Mayıs patlamalarının olduğu gün zehir zemberek bir açıklama yaptı ve intihar eyleminin tüm sorumluluğunu İçişleri Bakanı Muhammed Salim El Gabban’a yükledi. Başbakan Haydar El Ebadi’ye seslenen Sadr, bakanın “derhal” görevden almasını istedi, “Aksi hâlde halk Gabban’a ne yapmak gerektiğini kendi yöntemleriyle bulacak” dedi.
20 Mayıs’a gelindiğinde çoğu Sadr Şehri’nden gelen onlarca gösterici, kötüleşen güvenlik durumunu ve hükümetin yetersizliğini protesto etmek için Yeşil Bölge’ye ikinci kez girdi ve Bakanlar Kurulu binasını bastı. Göstericilere biber gazıyla, plastik ve gerçek mermilerle müdahale eden güvenlik güçleri 108 kişiyi yaraladı. Sadr, olayların ardından yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Terörizm ve devlet şiddeti Irak halkına, silahsız göstericilere komplo kurdu. Teröristler halkı bombalarken devlet de halkı gerçek mermiler ve biber gazıyla hedef alıyor.” Yani Sadr, kendi bölgelerinde terörün hedefi olan, sonra Yeşil Bölge’de güvenlik güçlerinin müdahalesine uğrayan destekçilerini bir tarafa koyarken karşılarına da Irak hükümetiyle IŞİD’i yan yana koymuş oldu.
Gösterilere sert tepki gösteren Ebadi, 21 Mayıs’ta televizyondan yaptığı açıklamada Yeşil Bölge’deki olayların arkasında “(IŞ)İD’le iş birliği yapan Baasçı ajanların” olduğunu iddia etti. Başbakan’a göre son dönemdeki olaylar ülkeyi kaosa sürüklemeyi, “her yerde sıkıştırılan IŞİD militanlarını kurtarmak” adına halkla hükümeti birbirine düşürmeyi amaçlıyordu.
Kimliğinin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan bir güvenlik kaynağı, Yeşil Bölge’nin işgali ve ayaklanmalarla sonuçlanan gösteriler nedeniyle Felluce’yi kurtarma harekâtının mayıs ayı içinde birkaç kez ertelendiğini belirtti. Felluce harekâtı gösterilerin yatışmasıyla 23 Mayıs’ta nihayet başlatılabildi.
Terörist gruplar bugün Şiileri özellikle hedef almaya çalışıyor. Bununla iki amaç güdülüyor: Şiilerin siyasi gücünü zayıflatmak ve Şiileri Sünnilere karşı kışkırtarak mezhep çatışmasını yeniden alevlendirmek. Terörist gruplar mezhepsel şiddetten fayda sağlıyor. Zira mezhepsel şiddet Sünnileri daha çok etkiliyor ve onları Şiilere karşı açık çatışmaya sevk ediyor.
IŞİD’in kurucu babası Ebu Musab El Zerkavi, şubat 2014’te yayımlanan ses kaydında şöyle diyordu: “(Şiileri) mezhep çatışmasına çekmeyi başarırsak Şiilerin elinde soykırıma uğramaktan korkacak olan Sünnileri toptan harekete geçirmek mümkün olacak.”
Hükümet karşıtı Sadr’a bağlı Şiilerin yaşadığı bölgeleri hedef alacak yeni terör eylemleri olasıdır ki gösterileri tekrar alevlendirecek ve iki tarafı da şiddete sevk edecek. (IŞ)İD açısından bakınca Şiiler, kendi iç kavgalarıyla uğraşırken Felluce ve Musul başta olmak üzere (IŞ)İD’in hâlen elinde tuttuğu bölgelerden temizlenmesine yeterince odaklanamayacak.
Dolayısıyla hem hükümet hem göstericiler azami ölçüde itidal göstermeli ve iç çatışmaya sürüklenmeye izin vermemeli. Zira böyle bir çatışma sadece IŞİD’e hizmet edecek, örgütün direnmesine ve ömrünü uzatmasına yarayacak.
Ali Mamouri
Al Monitor
