buluşması, Saadet Partisi’nin ev sahipliğinde Ankara’da bir otelde başladı.
Programa D-8 Ülkelerinin Büyükelçilikleri, dönemin siyasileri ve bürokratları
katıldı.
Programda, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel
Karamollaoğlu’nun yanı sıra diğer davetliler konuşmalarını gerçekleştirdi.
Anma programında bir konuşma gerçekleştiren Saadet Partisi
lideri Karamollaoğlu, “Ben sözlerimin hemen başında şahsım ve partim adına,
başta hocamız Prof. Dr. necmettin Erbakan olmak üzere, bu önemli oluşumda emeği
geçen bütün devlet ve hükümet başkanları, bütün liderleri rahmet, minnet ve
şükranla anıyorum.” dedi.
D-8, ERBAKAN’IN
GAYRETİNİN SARSILMAZ İNANÇ ÜRÜNÜDÜR
“D-8’leri konuştuğumuz bir yerde Prof. Dr. Necmettin
Erbakan’ı özel olarak zikretmeden geçemeyiz.” diyen Karamollaoğlu, “Çünkü
D-8’ler merhum Erbakan’ın üstün azim ve gayretinin sarsılmaz inanç bir
ürünüdür. D-8’lerin hangi şartlarda,
hangi zorluklarla hayata geçirildiği hatırlandığında bu azim ve gayretin önemi
çok daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü böylesine önemli bir dış politika hamlesini
gerçekleştirebilmek ancak müthiş bir inanç ve sarsılmaz bir irade
gerçekleştirilebilir. D-8’ler; Dış Politikanın bir hamaset konusu değil bir
feraset konusu olduğunun da en güzel örneğidir. Bu vesile ile kendisini bir kez
daha rahmetle anıyorum. Ruhu şad makamı ali olsun.” ifadelerini kullandı.
D-8 DEVAM
ETTİRİLEBİLSEYDİ İSLAM DÜNYASI BU DURUMDA OLMAZDI
D-8’in önemine dikkat çeken Karamollaoğlu, “Eğer D-8
ülkelerinin sahip olduğu bu güç bugüne kadar tam anlamıyla harekete
geçirilebilmiş olsaydı, inanın dünya bugünkü gibi olmazdı. Eğer Necmettin
Erbakan’ın, 24 Yıl önce D8’leri kurarken sergilediği heyecan ve azim devam
ettirilebilseydi İslam dünyası bu durumda olmazdı. Medeniyetin, huzurun,
güvenin hâkim olması gereken topraklar kargaşa ve terörün mekânı haline
gelmezdi. Milyonlarca insan mülteci durumuna düşmezdi.” diye konuştu.
Karamollaoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:
“D-8’lerin önemini anlamak için, kuruluş amacını yeniden hatırlamamız gerekir.
Peki, D-8’ler neden kurulmuştu? D-8’lerin kuruluş armasına baktığımızda 6 tane
yıldız görürüz. Bu yıldızların her biri bir ilkeyi, bir prensibi, bir umdeyi
ortaya koymaktadır. Bunlar, savaş değil, barış, sömürü değil, âdil paylaşım,
üstünlük değil, eşitlik, çifte standart değil, adalet, çatışma değil, diyalog,
baskı ve tahakküm değil, insan hakları, hürriyet ve demokrasi.
İSLAM DÜNYASINDA
ÇATIŞMA, İÇ SAVAŞ VE KARIŞIKLIK VAR
Peki, bugün dünyamız ne durumda? Bu prensipleri ölçü
aldığımızda maalesef bu tablo hiç de iç açıcı değildir. Bugün bütün dünyada barışın yerine savaş,
diyaloğun yerine çatışma hâkimdir. Eşitliğin yerini üstünlük, tevazünün yerini
kibir, adaletin yerini sömürü almıştır. İnsan hakları ve özgürlükler rafa
kaldırılmış baskı, tahakküm ve çifte standart hiçbir dönemde olmadığı kadar
belirgin hale gelmiştir. Bugün dünya genelinde irili ufaklı tam 402 yerde
çatışma, iç savaş veya karışıklık var. Maalesef bunların 360’ı İslam
coğrafyasına ait bölgeler. Savaş ve işgaller yüzünden 71 milyon insan evini,
yurdunu, ülkesini terk etmiş durumda. Yaklaşık 250 milyon çocuk savaş ve
çatışma ortamının içinde bulunuyor. Son 10 yılda 2,5 milyondan fazla çocuk bu
çatışmalarda hayatını kaybetti. 15
milyondan fazla çocuk ise yaralandı ya da sakat kaldı.
AHLAKİ ÇÜRÜMÜŞLÜK
SALGINDAN DAHA TEHLİKELİDİR
Bildiğiniz gibi yaklaşık 1,5 yıldır bütün insanlık olarak
küresel bir salgınla mücadele ediyoruz. Sağlık kuruluşları bu süreçte haklı olarak
hijyenin önemini vurguluyorlar.
Bağışıklık sistemini güçlü tutmak için sağlıklı beslenmenin önemine
vurgu yapıyorlar. Salgınla mücadele için kaç doz aşı vurulması gerektiğini
tartışıyorlar. Elbette bunlar önemli. Ancak bu süreçte hijyeni tartışırken,
dünyada bir milyardan fazla insanın bırakın hijyeni içecek suya ulaşmakta
zorlandığını unutmamalıyız.
Sağlıklı beslenmeyi tartışırken her gün 25 bin insanın açlık
nedeniyle hayatını kaybettiğini unutmamalıyız. Kaç doz aşı vurulması
gerektiğini tartışırken, her gün en az
15 bin çocuğun hayati ilaçlara ulaşamadığı için can verdiğini unutmamalıyız.
Bütün bunlar göstermektedir ki; bugün insanlık sadece küresel bir salgınla
değil ondan daha tehlikeli bir şekilde duyarlılık ve küresel bir ahlak kriziyle
karşı karşıyadır. Bu ahlaki çürümüşlük bizce salgından daha tehlikelidir.
AHLAKİ KRİZİN TEMELİNDE IRKÇI EMPERYALİZM VARDIR
Bu ahlaki çürümüşlüğün temelinde kapitalizmin ihtirası ve
sömürü arzusu vardır. Bu ahlaki çürümüşlüğün temelinde ırkçı emperyalizmin işgalci
politikaları vardır. Açık söylüyorum, adına ister Büyük Ortadoğu Projesi
denilsin, ister Büyük İsrail Projesi, sonuç değişmez. İslam dünyası, İsrail ve
ABD’nin öncülük ettiği küresel bir projenin hedefindedir.
BÜYÜK İSRAİL’İ KURMAK
İÇİN ÇALIŞIYORLAR
Bu proje, “böl- parçala-yut” taktiği ile yürütülmektedir.
Bazı yerlerde “Arap-Acem” diye bölüyorlar, bazı yerlerde Türk-Kürt diye. Bazı
yerde Kuzey-Güney diye parçalıyorlar, bazı yerde Şii-Sünni diye ama nihai hedef
belli, Balfour’dan sonra Filistinlileri, yurtlarından göçe mecbur bırakarak,
İsrail’i kuranlar, şimdi de, Büyük İsrail’i kurmak için çalışıyorlar.
Bu hedefe ulaşmak için her türlü sömürüyü, işgali, fitneyi, savaşı, terörü ve anarşiyi
meşru görüyorlar. Bugün, bu planı bilmeden ve anlamadan İslam dünyasının karşı
karşıya bulunduğu tehdit ve tehlikeleri anlamamız mümkün olmaz.
D-8’LER YENİ BİR
DÜNYA UMUDUNUN İLK TOHUMUDUR
İşte D-8’ler baskıya, sömürüye, işgale dayalı mevcut dünya
düzeninin yerine insan haklarına, adalete ve hoşgörüye dayalı Yeni Bir
Dünya’nın ilk işaret fişeği, ilk tohumu, ilk nüvesidir. İnanıyorum ki; gereken
ilgi ve çaba gösterildiği takdirde D8 ülkeleri bunu gerçekleştirecek
potansiyele sahiptir.
Çünkü D-8’ler demek, dünyanın kanıtlanmış petrol
rezervlerinin 6’da 1’i demektir. Tüm dünyadaki doğalgaz rezervlerinin 5’de 1’i
demektir. D-8’ler demek, dünyanın jeopolitik anlamda en stratejik bölgeleri
demektir. Ticaret ve enerji yollarının vazgeçilmez güzergâhları demektir.
Hepsinden daha önemlisi D8’ler demek; 1 milyarı aşan nüfusu. 16.4 trilyon
dolarlık ticaret hacmi ve 7,5 milyon km2’yi bulan coğrafyası ile dünyanın en genç
ve en dinamik gücü demektir.
BU GÜÇ HAREKETE
GEÇİRİLEBİLSEYDİ DÜNYA BÖYLE OLMAZDI
Eğer D-8 ülkelerinin sahip olduğu bu güç bugüne kadar tam
anlamıyla harekete geçirilebilmiş olsaydı, inanın dünya bugünkü gibi olmazdı.
Eğer Necmettin Erbakan’ın, 24 Yıl önce D-8’leri kurarken sergilediği heyecan ve
azim devam ettirilebilseydi İslam dünyası bu durumda olmazdı.
Medeniyetin, huzurun, güvenin hâkim olması gereken topraklar
kargaşa ve terörün mekânı haline gelmezdi. Milyonlarca insan mülteci durumuna
düşmezdi. Yüzbinlerce masum yaşlı ve kadın evinden, yurdundan, vatanından
uzakta, tanımadığı, bilmediği sokaklarda hayata tutunmaya çalışmazdı.
Parklarda, salıncaklarda oynaması gereken çocuklar ülkelerinden kaçarken şişme
botlarda can vermezdi.
ARTIK LAFA DEĞİL
İCRAATA İHTİYACIMIZ VAR
Gelinen noktada lafa değil icraata ihtiyacımız var ancak
önce kendimizle yüzleşmeliyiz. Hep söyledik yine söylüyorum, küresel projelere,
ancak küresel stratejilerle karşılık verilebilir. İslam dünyası olarak günü
birlik hamasi nutuklara değil bundan 24 yıl önce D-8’lerin kuruluşunda ortaya
konan ufuk ve vizyona ihtiyacımız var. Maalesef İslam ülkeleri olarak karşı
karşıya bulunduğumuz tehdit ve tehlikeleri bertaraf etmek için gayret
göstereceğimize kendi iç çekişmelerimize kapılmış durumdayız. Batı ülkelerinin
sömürgeleştirme politikalarına ve entrikalarına karşı politika üretemedik.
Sanayi, Savunma, teknoloji ve finansal gelişmelere ayak uyduramadık.
PEKİ NE YAPMALIYIZ?
Her türlü şahsi, etnik, mezhepsel veya bölgesel ihtilafları
bir kenara bırakmalı, bir zincirin halkaları gibi birbirimize kenetlenmeliyiz.
Siyasal dayanışma atmosferini mutlaka oluşturmalıyız;
Ekonomik ve teknolojik kalkınmayı, her İslâm ülkesi için öncelikli mesele
haline getirmeliyiz
D8 ülkeleri olarak ekonomik, teknolojik, siyasi ve askeri
alanlarda ortak ve güçlü müesseseler kurmalıyız.
Sahip olduğumuz imkân ve kaynakları birbirimizi yok etmek
için değil bir birimizi desteklemek için kullanmalıyız.
Kaynaklarımızı kişisel iktidar ve ihtiraslarımız için değil
ülkelerimizin refahı ve kalkınması için seferber etmeliyiz.
Stratejik önemi gideren artan, eğitim, sağlık, gıda, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi
noktasında uzun vadeli ortak projeler üretmeliyiz.
Bunları başardığımızda sadece ülkelerimize değil bütün
insanlığın geleceğine katkı sağlamış olacağımızı unutmamalıyız. Bilinmesini
isterim ki; biz bu anma toplantılarımızı ta ki ülke yöneticileri D8’e hayat
verecek kararlar alana, icraatları başlatana kadar devam ettireceğiz. Şüphesiz
zafer inananlarından ve zafer yakındır.”
