Kuzey Irak’taki Referandum İçin Kim Ne Diyor?

rasthaber

Rasthaber – Barzani'nin 25 Eylül'de yapmaya hazırlandığı Kürdistan referandumu gündemin en temel meselesi. Köşe yazarları da ağırlıklı olarak bu konuyu tartışıyor. "Kesinlikle önlenmesi gerekir" diyenler, "Iraklıların bileceği iş, biz karışmayalım" diyenler, "Bakalım ne olacak" diyenler, ortada duranlar… İşte köşelerde referandum tartışmaları:

SİYASET ZAMANI (TAHA AKYOL, HÜRRİYET)

(…) Barzani, Kürt yönetiminin resmi sınırlarını aşarak Kerkük’ü de istiyor. Kerkük’teki köklü Türkmen ve Arap varlığından başka, petrol de gerilimleri yangına çevirecek bir faktördür. Suriye cehennemi bile küçük kalabilir! Onun için İsrail dışında herkes ya prensipte veya bu konjonktürde referanduma karşı. İran “sınırlarımızı kapatırız” diyor; askeri müdahalenin sözünü etmiyor. Türkiye’nin referanduma karşı çıkması tabiidir. Fakat Türkiye, İran’ın ve Bağdat’ın bile ihtiyatlı dil kullandığı bu çok karmaşık sorunda “askeri dil” kullanmaktan sakınmalıdır. Başarılı Fırat Kalkanı Rusya ve ABD’nin siyasi mutabakatıyla gerçekleştirildi. “Tek başına” ve “yeni düvel” hamaseti çok kötü sonuçlar doğurabilir. Başbakan Yıldırım’ın “Savaş ilanı devletler arasında olur” diye konuşması isabetlidir. Siyaseten çok güçlü olmak, bunun için geniş bir diplomasi trafiğini gerçekleştirmek gerekiyor. Keşke Batı’yla, Mısır’la, hatta Başbakan İbadi ile ilişkilerimiz iyi olsaydı da ortak politikalar geliştirebilseydik…

ORTADOĞU'DA KUKLA DEVLETÇİKLER TASARLAYANLAR (YAŞAR HACISALİHOĞLU, AKŞAM)

(…) Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde oluşturulmak istenen yapı; küresel aktörlerin, baronların güdümünde bölgede ikinci İsrail tasarımıdır. Yeni garnizon devletler üretme çabasıdır. Bu yapı; içinde çelişkiler yumağı barındıran, Kürt-Türk-Arap-Acem gerilimleri üreten, bölgeye huzur, barış, hak ve adalet yerine, şiddet ve çatışma atmosferini yerleştirmenin oyunudur.

Ve bu yapı, içinden her daim uluslararası istihbarat networkünün geçtiği, küresel arzu heveslerin oyuncağı durumuna düşürülmüş ve bu haliyle de Kürt halkına da huzur ve barışı asla sağlamayacak yapay bir montajlamadır. Zorlamadır, doğal değildir, hakların, mazlumların eseri değildir. Onların kaderlerini belirleme haklarının bir sonucu değildir.

Kuzey Irak’ da İsrail bayraklarının da yer aldığı referandum mitinglerinden yapılan talep; bölgede yeni düşmanlıklara, halklar arasında yeni gerilimlere, aynı dinin, aynı kültürün çocuklarını birbirine kırdıracak yeni iklime yelken açmaktır. Bu iklim, küresel baronlara hizmet edecek, bölgenin barışını dinamitleyecek, yeni ayrışmaları yerleşik hale getirecek zorlu ve sorunlu bir iklimdir. Kimseye mutluluk getirmeyecek bir iklimdir. En çok da Kürtlere mutluluk getirmeyecek bir iklimdir. Kuzey Irak’ta yerli halklarla düşmanlaştırılmış, çevresindeki ülkelerle kalıcı çelişkiler üretmeye aday müstakil bir oluşuma, devlet kurmaya yöneliş, jeopolitik gerçeklerle de çelişir.

Yoksa hiç kimsenin Kürtleri yok sayması mümkün değildir. Esas olan bölgenin Kürt’üyle, Türk’üyle, Arap’ıyla ve diğer tüm yerli halklarıyla barış içinde, kendi topraklarına, değerlerine, kaynaklarına sahip çıkmaları, küresel terör baronlarının maşalarına geçit vermemeleri, başkalarının çıkarlarının uzantısı, kuklaları olmamalarıdır. Kendi kaderlerine ancak bu koşul altında sahip çıkabilirler ve tayin edebilirler…

KÜRTLER (AHMET TAŞGETİREN, STAR)

Medyaya yansıdığına göre Ak Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, referandumun yapılmasından yana görüş bildirdi. Yine okuduğumuz kadarıyla bölgedeki bazı Ak Parti il – ilçe yöneticileri referandumdan yana tavır koydu. Bölgeden bana ulaşan bazı değerlendirmelerde ise, Ak Parti'nin referanduma karşı çıkması, Bahçeli'nin etkisine bağlanıyor, Ak Parti keskin biçimde eleştiriliyor, bu arada islami kesimlerin Kürt meselesi üzerinde tavır koyamaması da yoğun tepki konusu oluyor. Soru şu: Ne olacak Kürtler'in hali? Belki de bölgenin en başat ülkesi olarak Türkiye'nin ve liderliği en öne çıkan şahsiyet olarak Recep Tayyip Erdoğan'ın bu meselede Kürtler'in yüreğinde bulunan arzuların bölgede sancıları artırmadan nasıl karşılanacağının çalışmasını yapması lazım. Birilerinin Kürtler'e “Sizi anlıyoruz” demesi lazım. Amerika'da, İsrail'de kotarılan haritalar önümüze konmadan ya da Kürtler'in eliyle bayraklaştırılmadan.

GİZLENEN BU BELGEYİ YPG VE BARZANİ OKUMALI (SERDAR TURGUT, HABER TÜRK)

Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde Kürtler, temelde Amerika’ya güvenerek birtakım işlere girişiyorlar. Her ülkenin kendi ulusal güvenliği için hareket ettiği bu gibi durumlarda bir süper güce güvenerek yola çıkmanın ne kadar büyük bir hata olduğunu gösteren, gizlenmek istenen bir belge var. Belge 1975 yılında Kuzey Irak’ta neler yaşandığını gösteriyor. Amerikan devleti bunun ortaya çıkmaması için elinden geleni yaptı. Çünkü ABD’nin Kürtlere yönelik tavrı hakkında devleti oldukça zor duruma sokacak bilgiler içeriyor. Amerika kendi ulusal güvenlik çıkarları söz konusu olduğunda “Müttefikim” dediği ülkeleri rahatlıkla satabilir. İhanet, ulusal güvenlik mücadelelerinin doğasında vardır. YPG şimdi Suriye’de ABD koruması altında, Kuzey Irak’takiler de öyle, ancak koşullar değiştiği zaman tarihin tekerrür etmeyeceğinin de garantisi yok. Üstelik 1975’teki operasyonu yapan Henry Kissinger hâlâ Trump’ın gayri resmi danışmanı ve onun için özel görevler bile yapıyor, bunu da unutmayalım…

İKİNCİ MAHABAT MI? (GÜNERİ CİVAOĞLU, MİLLİYET)

İsrail’in ilk yöneticilerinden David Ben-Gurion ve Golda Meir şöyle bir strateji çizmişlerdi. İsrail’in komşusu Arap ülkelerini arkadan kuşatacak ya da omuzlarına çökecek Arap olmayan ülkelerle stratejik dostluklar kurulmalıdır… 1940’lı yılların sonundan itibaren günümüze kadar bu strateji uygulanmıştır. İlk yıllarda Arap olmayan Türkiye ve İran bu tanıma uyan stratejik dostlardı. ÖNce… Şah ayrıldı, Humeyni’yle başlayan Şii Mollalar yönetimindeki Şii İran artık İsrail’in değil stratejik dostu, sadece dostu bile değil. Tam tersine, Mollalar rejimi İsrail’i haritadan silmeyi “devlet politikası olarak belirlemiş bulunuyor.” Türkiye de o eski Türkiye değil. F-104 uçaklarının, tanklarının İsrail’de onarıldığı, İsrail savaş jetlerinin Konya ovasında eğitim uçuşları yaptığı Türkiye çok gerilerde kaldı. İsrail şimdilerde komşu Arapları, Arap olmayan “Kürt devletleriyle” kafa kola almak politikasını gütmekte. Kuzey Irak’ta Kürt devleti kurarak İran’la arasına tampon koymayı hedefliyor. Suriye’nin kuzeyinde Türkiye sınırı boyunca uzanacak bir “PYD /PKK Kürt Koridor Devleti” planı da hem Arap Suriye, hem olası Arap Sünni yeni bir devleti üzerine bir Kürt koridorunun tehdidini yüklemek. Böyle bir manzarada Barzani’nin referandumu için şans nedir? Hem Türkiye, hem İran, hem güneyden Irak nefes borusunu, atar damarlarını keserse nasıl yaşar? 1950’de kurulan ve aynı yıl silinen tek Kürt devleti “Mahabad Cumhuriyeti” kaderini ne yapacak da paylaşmayacak? Göreceğiz.

BAĞIMSIZLIĞIN İKİ TEMEL ŞARTI (SAMİ KOHEN, MİLLİYET)

Bağımsızlığın iki temel şartı. Birincisi, “ayrılma”nın karşılıklı istek ve anlaşma ile olmasıdır. Bunun örneklerinden biri Çek ve Slovak halklarının 1993’te ayrılmasıdır. Bu anlaşmayla, Çekoslovakya yerine iki yeni bağımsız devlet kurulmuş oldu. İkinci temel şart, bağımsızlık çıkışının uluslararası ve özellikle bölgesel destek görmesidir. Böyle bir destek olmadığı takdirde tek yanlı bağımsızlık ilanı veya referandumdan “evet” çıkması fiilen bir şey ifade etmez. Yugoslavya’nın dağılmasından sonra Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlıklarını ilan etmesi uluslararası destek gördüğü halde örneğin Kosova’nın aynı yöndeki çabalarında çok zorlanmış, sonunda Batı (ve Türkiye) onu tanırken, Rusya, Yunanistan ve diğer bazı ülkeler hâlâ onu tanımıyor. Şimdi gelelim Irak Kürdistan yönetiminin bağımsızlık referandumuna… Yukarıda belirttiğimiz birinci şarta göre, merkezi Irak hükümeti buna izin vermeyeceğini açıkça ilan etti. Bunun silahlı bir çatışmaya yol açması dahi mümkün. Kürt yönetiminin ikinci şarta göre komşu ülkelerin desteği de hiç yok. Türkiye ve İran’nın tutumları açık… Yukarıda saydığımız şartlara ve örneklere göre Barzani’nin şansı var mı?

ORTA DOĞU’DA SINIRLAR BİR DEĞİŞMEYE BAŞLARSA (MURAT YETKİN, HÜRRİYET)

(…) Mevcut tablo ne yazık ki yakın gelecekte daha fazla gerilim, yeni çatışma eksenleri ve muhtemelen sınır değişikliklerine gebe. Ancak şu unutulmamalı ki, bölgede sınırlar bir kere değişmeye başladı mı güç politikaları işlemeye başlar ve yeni sınırların nerede, nasıl çizileceğini kimse kestirmez; tıpkı bir asır önce olduğu gibi.

TATBİKAT İYİ HOŞ DA… (SELCAN TAŞÇI, YENİ ÇAĞ)

(…) Askerlerimizi öyle gümbür gümbür gördükçe göğsümüz kabarıyor; o ayrı… Maksat iç kamuoyunun gazını almaksa, amacına ulaştı. Lakin o değil de, maksat sahiden de Barzani'ye geri adım attırmaksa, Habur Sınır Kapısı'nı kapatmak, petrol naklini durdurmak, Habur Sınır Kapısı'nda tatbikat yapmaktan hem çok daha kolaydı, hem de çok daha ivedi sonuç alınırdı.

‘REFERANDUMA KARŞI ÇIKMAMIZ YANLIŞ…’ (MUHARREM SARIKAYA, HABER TÜRK)

Hükümet, Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) bağımsızlık referandumuna karşı duruşuna, AK Parti milletvekillerinin tamamı destek veriyor mu?

Şunu belirteyim, AK Parti’de hükümetin aksi görüşünde olanların sayısı az değil…

AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu da bunu açıkça ifade edenlerden biri…

Ensarioğlu dünkü sohbetimizde görüşünü söylemekten kaçınmadı, bu noktaya nasıl gelindiğini anımsatarak söze girdi:

“Bu noktaya gelinmesine Bağdat’ın mezhebi yönetim tarzı, Kürtleri ve Türkmenleri dışlayan tutumu neden oldu. Türkiye’nin Erbil’le yaptığı petrol anlaşması da Bağdat ile arasının açılmasını hızlandıran faktördü.”

Bağdat’ın son dönemki iki başbakanının İran yanlısı Şii politikalar yürüttüğünü, “Sünni Kürt Erbil’i dışladığını, petrol gelirlerinin % 17’sini aktarmadığını” vurguladı.

IKBY Lideri Mesud Barzani’nin de bu dışlanmışlık karşısında Irak Anayasası’nın 140’ıncı maddesinin tanıdığı hakkı kullanıp referanduma gittiğini belirtti….

TRUMP TÜRKİYE'YE YARDIM ERDER Mİ? (GÜNGÖR MENGİ, VATAN)

(…) Irak Federal Mahkemesi “IKBY Yönetiminin 25 Eylül’de düzenleyeceği referandumu askıya alma kararı” verse de ABD ve İsrail’in desteğindeki Barzani, Irak ve Suriye’de bu konudaki gayretlere ara vermeyecek, belki iş yeni ve bizim için çok riskli bir savaşa varacaktır.

Şimdi merak edilen şudur; Son yıllarda Türkiye’nin Suriye’de ABD’nin PYD/PKK’ya verdiği destekle, kentleri göstermelik şekilde IŞİD’den ABD ve PYD’nin birlikte almalarıyla ilgili tepkilerini gayet iyi bilen Trump acaba bu görüşmede farklı ne söyleyecek?

Bir yandan “PKK terör örgütüdür” derken diğer yanda onlarla birlikte (İsrail’in çıkarını ve petrol kaynaklarını düşünerek) Kürt kuşağını oluşturma gayreti içinde olmasını nasıl açıklayacak?

Deneyimli Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni Cumartesi günü Milliyet’teki röportajında “ABD’nin Ortadoğu’da Müslümanları birbirine kırdırttığını, Arakanlı Müslümanları Myanmar güçlerine saldırmaya ABD’nin kışkırttığını, buralardaki çatışmaların en çok ABD’nin işine yarayacağını” çok güzel açıklamıştı.

ABD, Afganistan’da yaptıklarının ve Körfez Savaşı’nın verdiği büyük zararlardan ders çıkarmamış şekilde diğer ülkelere müdahaleye devam ediyor…

BAĞIMSIZLIK REFERANDUMU IRAK'IN KENDİ İÇ MESELESİ Mİ DEĞİL Mİ? (ELİF ÇAKIR, KARAR)

(…) Hakkını teslim edelim. Çözüm sürecinin o dönem yapılan hatalara rağmen başarıyla yürümesinde Barzani’nin katkısı büyüktür.

Ve bütün bunların arkasından o meşhur 16 Kasım 2013 tarihinde gerçekleştirilen büyük Diyarbakır buluşması gerçekleşti. Erdoğan, ilk kez ‘Kürdistan’ dedi. Barzani’yi Kuzey Irak Kürdistan lideri olarak alkışlattı ve ‘Kuzey Irak Kürdistan’ında yaşayan kardeşlerimi muhabbetle selamlıyorum’ dedi.

Çok gerimizde kalmadı. Üzerinden asırlar geçmedi. Daha dün işte…

Barzani’ye ‘Türkiye’nin karşı çıkacağını zannetmiyorum’ dedirten ve emin kılanda bu yaklaşımlardı işte.

Peki, şunu söyleyebilir miyiz?

Ama biz Barzani’yi Diyarbakır’a davet ederken, çözüm sürecinde yanımızda olmasını isterken Barzani’nin kafasında ‘bağımsız Kürdistan’ diye birşey olduğunu bilmiyorduk!

Diyebilir miyiz?

***

Peki, ne oldu da dün “Irak’ın iç meselesi” olarak baktığımız meseleye bugün “beka” sorunu olarak bakıyoruz. Ya da Irak’ın iç meselesine bu kadar tepki duyuyoruz?

Sorun şu: Bizim devlet olarak köklü politikalarımız yok. Dün neden destek veriyorduk bunun da net bir cevabı yok. Bugün neden bu kadar sert tepki gösteriyoruzun cevabı da yok. Çünkü günübirlik politikalarımızın ötesinde, esaslı ve kalıcı politikalarımız yok. Öngörümüz yok. 10 yıl sonra sınırımızda gelişmelere karşı öngörülü stratejilerimiz yok.

Dün hangi saikle ‘bizim meselemiz değil’ diyorduk. Bugün neden karşı çıkıyoruz? Bilmiyoruz.

Benim görüşüm mü:

Ben Kürdistan’ın kurulup kurulmayacağına, Irak’lı Kürtlerin karar vermesi gerektiğini düşünüyorum. Bizim de buna karışma hakkımızın olmadığına inanıyorum.

aydınlık

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın