yaptığı konuşmada, sorumluluk sahibi ve vazifeşinas olunması gerektiğini ve
Siyonist rejimle barışın haram olduğunu söyledi.
Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, Muharrem
ayının beşinci gecesinde yaptığı konuşmada, çeşitli durumlarda sorumluluk
sahibi ve vazifeşinas olmanın önemini vurguladı.
Seyyid Hasan Nasrallah şunları söyledi: ‘Siyasi, güvenlik,
ekonomik ve sosyal gelişmelerle karşılaştığımızda görevimizin ne olduğunu görmeliyiz.
Bu ülkede her birimiz konuştuğumuzda bu sözler insanların kaderini ve
geleceğini etkiler, sonuçlar doğurur.
Kardeşlerime her zaman halk arasından biri ve cephede olmayı
dilediğimi söylerim. Çünkü bu, büyük ve önemli bir sorumluluktur. Bu ortamın
insanları da bu sorumluluğu paylaşırlar. Sorumlu olduğum bu otuz yılda, bunun
ağırlığını çok iyi fark ettim.
Ahiret gece gündüz ve her durumda gözümüzün önünde
olmalıdır, çünkü kıyamet günü Allah’ın huzurunda duracağız ve aldığımız
kararlardan sorguya çekileceğiz ve bu kararlardan hesap sorulacaktır.
Hizbullah’ın bugün Lübnan’daki en büyük parti olduğu konusunda bir şüphe yok ve
bu olumlu bir şey ama aynı zamanda bir sorumluluğu da var.
Bugün bazıları soruyor, “Biz İmam Hüseyin’e (as)
kıyasla neredeyiz?” (Nerede duruyoruz?) Bu duruma nasıl sabredelim?
Hüseyin (as) büyük hedefler için ayağa kalktı, öyleyse (bu
kıyamı) şurada burada küçük bir savaşla sınırlamamalı mıyız?
Ülkeye yakıt sağlamak için kılıç (silah) kuşanmazsak,
Hüseyin’i (a.s) terk ettiğimizi düşünenler var, bu doğru değil … İmam Hüseyin
(a.s) İslam’ı korumak, ümmeti ıslah etmek ve sistemi nebevi ve İslami bir
sistemine dönüştürmek için çok büyük amaçlarla Kerbela’ya geldi; Hüseyin (as)
çok kritik bir zamanda kıyam etti.’
Seyyid Hasan Nasrallah, Hudeybiye Antlaşması ile yapılan
karşılaştırmalar hakkında da şunları söyledi: ‘İsrail’le barış haramdır çünkü
siz, sahibi Filistinliler olan topraklardan işgalciler lehine vazgeçiyorsunuz;
Bu mantıksız ve insanlık dışı bir barıştır. Bunun Hudeybiye Antlaşmasıyla ne
alakası var? Bu haramdır.’
Hizbullah Genel Sekreteri konuşmasının sonunda, mevcut zor
durumu göz önüne alarak insanları bir kez daha hoşgörülerini artırmaya çağırdı.
Nasrallah dün gece yaptığı konuşmada, direnişin
destekçilerine psikolojik ve medya savaşını hafife almamaları çağrısında
bulundu ve bazılarının Lübnan’daki krizle piyasaları ısıttığını kaydetti.
Hudeybiye Antlaşması, İslam Tarihindeki en büyük fetih
olarak adlandırılır. Peygamber (sav.), hicri altıncı senenin Zikade ayının
birinci gününde bir grup Müslümanla birlikte Medine’den ayrıldı ve umre yapmak
için Mekke’ye doğru hareket etti. Peygamberimizin (sav.) hareket ettiği haberi
Kureyş kâfirlerine ulaştığında, bu kafirler Darün Nedve Meclisi’nde her ne
şekilde olursa olsun Peygamber’in (sav.) Mekke’ye girişini engelleme kararı
aldılar. Çünkü şimdiye kadar iki taraf arasındaki tüm ilişkiler savaş ve
düşmanca olmuştur. Böylece Kureyş, müttefik kabilelerin yardımıyla 200 kişilik
bir süvari grubu hazırladı.
Sonunda Peygamber (sav.) Hudeybiye bölgesine indi ve düşman
süvarileri de onların yakınlarına konuşlandı. Bu sırada Kureyşliler,
“Badil bin Varka”yı Peygamber’e gönderdiler. O, Kureyş’in savaşa
hazır olduğunu söyledi, ancak karşılık olarak Peygamber, Kureyş elçisine barış
teklif etti.
Peygamber (sav.), barış talebini anlamak için Kureyş’e Hıraş
İbn Ümeyye’yi ve ondan sonra Osman’ı gönderdi. Osman, Baldeh’te Kureyşlilerle
konuştu ve sonra Beni Ümeyye kafirlerinden birinin koruması altında Mekke’ye
girdi. Onun Mekke’deki varlığı çeşitli nedenlerle uzadı ve akıbeti Müslümanlar
için belirsiz hale geldi.
Osman’ın belirsiz akıbeti ve Kureyş’in Peygamber’in Mekke’ye
girmesini engellemekte ısrar etmesi ve bazı rahatsız edici haberler,
Peygamber’i barış stratejisini pekiştirmek için bir güç manevrası başlatmaya
sevk etti. Peygamber, Müslümanlara hazır ol komutu verdikten sonra, bütün
Müslümanlar teker teker Peygamber’e biat ettiler. Bu iktidar manevrası (Rıdvan
Biatı) müşriklerin huzurunda gerçekleşmiş ve nihayetinde bir barış stratejisi
oluşturmayı başarmıştır.
Kureyş’in ileri gelenleri, Resûlullah’ı temsil etmesi için
Süheyl ibn Amr’ı gönderdiler ve O şöyle dedi: ‘Biz de savaş istemiyoruz ve
savaş Kureyş budalalarının isteğidir.’
Birkaç tur müzakereden sonra barış için yazılı bir metin
hazırlanmasına karar verildi. Hudeybiye bölgesinde yapılan bu anlaşma,
Hudeybiye barışı (Antlaşması) olarak adlandırıldı.
