Nasrallah: Siyonist Rejimi Taş Devrine Geri Döndüreceğiz

rasthaber
Rasthaber –   Lübnan Hizbullah Hareketi Genel Sekreteri, 2006 yılındaki 33
günlük savaşta Siyonist rejime karşı direnişin kazandığı zaferin 17. yıl dönümü
münasebetiyle önemli açıklamalarda bulundu ve IŞİD teröristlerinin yeniden
başlayan operasyonlarının Amerika’nın kararı olduğunu söyledi.

Lübnan Hizbullah Hareketi Genel Sekreteri Seyyid Hasan
Nasrallah, 2006 yılındaki 33 gün savaşında Siyonist rejime karşı direnişin
zaferinin 17. yıl dönümü münasebetiyle dün akşam önemli açıklamalarda bulundu.

Nasrallah konuşmasının başında şunları söyledi: ‘ABD, IŞİD
terör örgütünü sahneye geri döndürme kararı aldı. IŞİD’in intihar operasyonunu
üstlendiği Pakistan şehitlerine ve IŞİD’in Suriye ordusuna ve Pazar gecesi de Hazreti
Şah Çerağ (a.s) türbesine düzenlediği saldırıda şehit olanlara başsağlığı diliyor
ve yaralılar için acil şifalar niyaz ediyorum.’

İran ve Suriye’nin Desteğine Minnettarız

Seyyid Hasan Nasrallah şu ifadelerde bulundu: ‘2006 yılında
ve böylesi bir günde Lübnan’ın farklı bölgelerindeki insanlar Siyonist
tehditlere kulak asmadan evlerine döndüler. Bu cesur dönüş, milletimizin
istikrarını ve bu topraklara bağlılığını ve direniş seçeneğini gösterirdi. Hangi
fedakârlıkların yapılması gerektiği önemli değil. İnsanlar 14 Mart Hareketiyle (batıya
bağlı) ilgili tüm hesapları alt üst etti. Çünkü birçok kişi, halkın evlerine
dönüp yıkımın boyutunu gördüklerinde bu konuda direnişi sorumlu tutacaklarını
vurguladı ama tam tersi oldu. Bugünün en önemli konusu Lübnan’da direnişe ve
zafere inanan insanların sahneleriydi.

Bu savaşta Allah’ın vaatlerinin gerçekleştiğinin örneklerini
kendi gözlerimizle gördük. Yardımı için Allah’a şükrediyorum. Bu destan, mucize
ve efsanenin oluşmasında rol oynayan halka, savaşçılara, askeri kurumlara,
şehitlere, İran’a, Suriye’ye ve direnişe destek veren tüm ülkelere her fırsatta
şükranlarımı sunuyorum.

Şehit Hacı Kasım Süleymani bu savaşta yanımızdaydı ve bizi
destekledi. 33 Gün Savaşı zaferinin ilahi ve tarihi bir zafer olduğunu
geçtiğimiz yıllarda defalarca vurguladık. Çünkü savaşın boyutu, İsrail’e
verilen desteğin ve bize yönelik komplonun boyutu düşünüldüğünde bu zafer
tarihiydi ve bu savaşın etkileri daha uzun süre devam edecektir.’

Hizbullah Genel Sekreteri, bu savaşın caydırıcılık
denklemini oluşturmadaki etkisine ve düşmanın direniş gücünün bilincine
varmasına değinerek, şunları söyledi: ‘Geçen yıl deniz sınırlarının çizilmesi
konusunda yaşananlar da bu savaşın sonuçlarından biriydi. Bu savaş olmasaydı bu
başarı elde edilemezdi. Birkaç ay içinde Lübnan halkı, serbest bırakılan gaz
sahalarında sondaj kuyularının etkilerinin ne boyutta olacağını görecek. Umudumuz
“Kana” sahasında ve Lübnan’ın güneyindeki diğer sahalardadır.
Hizbullah ile hükümet arasında birlik ve koordinasyon olmasaydı bu başarı
sağlanamazdı. Bu ittifak 33 gün savaşındaki ittifakı anımsatıyor.’

Güç Unsurlarını Korumak, Lübnan’da Petrol ve Gaz
Çıkarmanın Garantisidir

Seyyid Hasan Nasrallah, Lübnan’da bu ülkenin petrol ve gaz
kaynakları için bağımsız bir fon oluşturulmasına değinerek şunları söyledi: ‘Bu
fonun amacı, tüm Lübnan halkının kullanması ve bunun gelecek nesillere
kalmasıydı. Milletvekillerinden bu fonu siyasi çekişmelerine dâhil etmemelerini
rica ediyorum. Çünkü bu zenginliğin tüm insanlara kalması için acil bir ihtiyaç
var. Lübnan’ın petrol ve gaz çıkarma sondajına devam edebilmesinin gerçek
garantisi, gücün tüm unsurlarını ve “ordu-direniş-ulus” altın denklemini,
özellikle de direnişin gücünü korumaktır. Çünkü ABD garanti verse bile hiçbir
anlaşmaya bağlı kalmayan bir düşmanla karşı karşıyayız. Oslo anlaşması bunun
bir örneğidir ve düşmanın buna bağlı kalmadığını görüyoruz.

Düşman, Lübnan halkının haklarına el koymaya yönelik
herhangi bir girişimin güçlü bir tepkiyle karşılanacağını anlamalıdır. 33 Gün
Savaşı’ndan bu yana İsrail’deki durumu takip eden herkes, bu rejimin çeşitli
alanlardaki iniş çıkışlarına tanık olacaktır. Bu savaştan sonra düşman,
yenilgisinin nedenlerini araştırmak için bir komite kurdu. Bu rejimin ordusu
içinde birçok komite oluşturuldu. Bu komitelerin vardığı sonuç şuydu: “Acaba Siyonist
rejim 17 yıl sonra bu savaşın ordusu ve halkı üzerindeki etkilerini siyasi
düzeyde ve iç cephede azaltabilecek mi?” Cevap olumsuzdu. Bu savaştan sonra
Gazze’de olduğu gibi artan savaşlar ve bugün Batı Şeria’da yaşanan olaylarla
birlikte Siyonistlerin yolu aşağıya doğru gidiyor.’

Direniş İsrail’in İç Cephesini Savaşa Soktu

Hizbullah Genel Sekreteri, direnişin İsrail’in iç cephesini
savaşa sokmayı başardığına değinerek şu ifadelerde bulundu: ‘İsrail’in “caydırıcılık,
uyarı ve savaş” olmak üzere üç ilkeye dayalı bir güvenlik doktrini vardı. 2006’dan
sonra bu ilkeye “savunma ve destek” olmak üzere dördüncü bir unsur eklediler.
Bu mesele onların iç cepheleriyle alakalıdır. Bu tarihten sonra düşmanın
stratejileri değişti. Bir sığınak inşa etmek pasif savunmanın bir parçasıdır ve
füze saldırılarını püskürtmek bu rejimin olumlu savunmasının bir parçasıdır. Bu
nedenle şu anda hava savunma sistemleri arayışındalar ve bu da onların korkunç
başarısızlığını gösteriyor.

Siyonistler iç cepheyi güçlendirmek için her yıl manevralar
yapıyorlar. Onlar, iç cephenin savaşa hazır olmadığı kanaatine varmışlardır. İsrail’in
iç cephesindeki kayıp, halkın askeri komutanlara ve siyasi yetkililere güvensizliğidir.
İşgalciler fedakârlıkta bulunmaya ve savaşın sonuçlarını kabul etmeye hazır
değiller. 33 gün süren savaşın ardından İsrail’in yenilmez ordusu imajı yerle
bir oldu. O zamandan beri zayıflık ve güçsüzlük bu rejimin ordusuna nüfuz etti.

Siyonistler bu on yedi yılda ordularını örgütleyebildiler
mi? Cevap kesinlikle olumsuzdur. Düşman ordusunun durumu 33 gün savaşından bu
yana daha iyi bir durumda değil. Birçok eski ve yeni düşman general, ordunun
zor durumundan bahsediyor. Siyonist ordudaki en önemli şey, savaşma ruhunun ve fedakârlık
yapmaya hazır olmanın kaybolmasıdır. 2006 yılından bugüne kadar düşman ordusu karada
herhangi bir başarı elde edememiştir. Bu konuyu Gazze’de gördük. İlerlemeye
çalıştılar ama öldürüldüler, yaralandılar ve yakalandılar. Onlar başarıları
hakkında konuştuklarında, bu sadece havadadır.

Siyonist düşman saldırıdan savunmaya geçmiş, direniş ekseni
büyük ölçüde inisiyatif almıştır. Siyasi ihtilaflar İsrail ordusunun tarihinin
en kötü durumuna düşmesine neden oldu. İsrail bugün Lübnan ve Gazze
duvarlarının arkasına saklanıyor. Birkaç hafta önce, Batı Şeria’daki direniş güçlerine
silah akışını önlemek için Ürdün’e duvar öreceklerini okuduk.’

Hizbullah, Siyonist Rejimi Taş Devri’ne Geri Döndürecektir

Seyyid Hasan Nasrallah, birkaç gün önce, düşmanın Savunma
Bakanının sınır şeridinde Lübnan’ı Taş Devri’ne döndürmekle tehdit ettiğini
belirterek şunları söyledi: ‘İsrail’in kendi teçhizatı ve ABD’nin teçhizatıyla
bunu yapabileceğini inkâr etmiyoruz. Bu yeni bir şey değil. Yeni olan Lübnan ve
direnişin neler yapabileceğidir. Düşmanın komutanları ve liderleri bunu çok iyi
biliyorlar ama sadece medya manevraları peşindeler ve bunun bizim için hiçbir
değeri yok. Düşman komutanlarına şunu söylüyorum: “Eğer Lübnan’la savaşa
girerseniz siz de Taş Devri’ne döneceksiniz.”

Direniş Ekseni İsrail’i Yok Edebilir

Seyyid Hasan Nasrallah şunları söyledi: ‘Hizbullah’ın tüm
askeri ve sivil havaalanlarına, hava üslerine, enerji ve su tesislerine, büyük
iletişim merkezlerine, altyapıya ve İsrail rafinerilerine saldırmak için sadece
birkaç seyir füzesine ihtiyacı var. Bazı İsrailli generallerden bugün İsrail’in
nükleer tesislerine ve altyapısına ulaşabilecek çok fazla seyir füzesi olduğunu
duydum. Eğer İsrail’in savaşı direniş ekseninin tamamıyla olursa, artık İsrail
diye bir şey olmayacak. Düşman komutanları ölümle oyuna başladıklarını
bilmelidirler. Bu tehditler bizi korkutmuyor. Lübnan, düşmana karşı
caydırıcılık yaratabilecek güç unsurlarına sahiptir.

Direniş işgal altındaki sınır noktalarını yeniden alacak ve
Lübnan’ı desteklemek için gerçek bir kalkan olacaktır. Bugün düşman siyaset,
asker, insan ve ruh olarak 2006’dan çok daha zayıf ve direniş ekseni o zamandan
çok daha güçlü hale geldi.’

Lübnan Halkı İç Savaşa İzin Vermeyecek

Hizbullah Genel Sekreteri konuşmasının sonunda Lübnan’daki
iç duruma değindi ve şunları söyledi: ‘On yedi yıl öncesinden bu yana direniş,
insan gücünden askeri teçhizata kadar güç unsurlarını güçlendirdi. Kahaleh’deki
son olay olağan bir olaydı. Bu eksende bazen tırlar devriliyor ve bu, Hizbullah’ın
tırının başına da geldi. Kanallardan biri insanları kışkırtıp bu tırın
Hizbullah için silah taşıdığını iddia edene kadar her şey normaldi. Bunun
üzerine bazı gençler kamyona ve içindeki insanlara saldırdı. Bu olayın başından
itibaren durumu kontrol altına aldık ve gerilim başlatmadık.’

Seyyid Hasan Nasrallah, siyasi yetkililerden ve sosyal medyadan
sükûnet istedi ve şunları söyledi: ‘Lübnan halkının ve direnişin yararına olan
şey, durumun sakin olmasıdır. Bazı siyasi gruplar davranışları ve beraberindeki
medya ile ülkeyi patlamaya ve iç savaşa doğru itiyor. Bir iç savaş Lübnan’daki
herkesin acı çekmesine neden olur. Bu savaş başlarsa, başta İsrail olmak üzere
birçok taraf onu ateşlemeye çalışacaktır ama Lübnan halkı bu ülkenin
bölünmesine izin vermeyecektir.’

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın