Nuceba: Şam’ın Çağrısını Bekliyoruz

rasthaber
Rasthaber –   Nuceba Hareketi
Sözcüsü, Suriye hükümetinin bölgenin kurtarılmasını talep ettiği anda muharebe
birliğinin harekete geçmeye tamamen hazır olduğunu belirtti.

Nuceba İslami Direnişi Hareketinin resmi sözcüsü, Lübnan’ın
el-Ahd Haber Ajansı’na verdiği özel bir röportajda, Golan’ı Kurtarma
Tugayları’nın özel yeteneklerini açıklayarak, bu muharebe biriminin Suriye
hükümeti talep ettiği anda en kısa sürede bu bölgeyi kurtarmak için harekete
geçmeye hazır olduğunu belirtti. 

Mühendis Nasır eş-Şemmari, Lübnan Hizbullahı ve Filistin
direniş gruplarını, Siyonist orduya yenilgiyi tattırdıkları için takdir etti ve
bir sonraki savaşın işgal altındaki toprakların derinliklerinde olacağı sözünü
verdi.

Nasır eş-Şemmari, direniş ekseninin caydırıcı gücünün her zamankinden
daha fazla olduğunu ve bölgedeki ABD, siyonist İsrail ve paralı askerlerinin
çıkarlarını hedef almak için yeterli imkanlara sahip olduğunu açıkladı.

Nuceba Hareketi Sözcüsü Nasır eş-Şemmari’nin röportajın tam
metni şöyledir:

Nuceba Hareket 2017’de Gola’ı Kurtarma Tugaylarının
kurulduğunu açıkladı. Bu tugaylık kuruluşundan bu yana nasıl bir rol oynadı ve
misyonu nedir?

 -Nuceba İslami
Direnişi’nin temel amacı, Golan’ı özgürleştirme harekâtına sevgili Suriyeli
kardeşlerimizle birlikte katılmaktır; Bu, zamanı her geçen gün biraz daha
yaklaşan bir operasyondur. Nuceba hareketı bu Tugayı, Suriye’deki tekfirci
teröristlerle mücadelenin yanı sıra, Arap topraklarını gasp eden rejimle mücadeleye
adadı.

Bu tugayı, Golan Tepeleri harekâtının 0 saatinin
başladığının duyurulmasından hemen sonra harekete geçmeye hazırdır; Tabii bu
Suriyeli kardeşlerimizin kararına bağlıdır. İsrail’deki işgalci rejim
karşısında her zaman Suriyeli kardeşlerimizin yanındayız; Bu rejim, tüm
işaretlerin yıkım saatinin yaklaştığını gösterdiği bir rejimdir.

Son savaş ve Kudüs’ün Kılıcı Operasyonu, Siyonist rejimin
Filistin direnişinin füzelerine karşı koymaktaki zayıflığını ve yetersizliğini
kanıtladı. Önümüzdeki savaşta işgalci rejime ne vadediyorsunuz? 

 -Bir süre önce, belki
de güney Lübnan’ın kurtuluşundan bu yana, Hizbullah Genel Sekreteri Seyid Hasan
Nasrallah, İsrail’in örümcek ağından daha zayıf olduğunu açıkladı. Bunu
kanıtlayan en iyi grup, yenilmez ordu efsanesini yok eden ve Lübnan
topraklarını pisliklerinden temizleyen Lübnan İslami Direnişidir. Lübnan
direnişi bu zaferi 2006 savaşında da tekrarlayarak güç dengesi denklemini ve
aynı zamanda düşmana meydan okuma denklemini kurdu.

Ancak bugün Filistin direnişi, Siyonist medyanın bu rejimin
iç dayanışması ile ilgili iddialarının ve 
direniş silahlarının geçemediğini iddia ettikleri Demir Kubbe adına
yapılan yalanın doğru olmadığını kanıtladı.

Direnişin silahı, işgalci rejimin liderlerini sersemleterek
bu rejimin güvenliğini sarstı ve İsrail ordusunu mağlup etti; Bu, aldatıcı
medya tarafından desteklenen bir ordudur.

Orduya ve Siyonist rejime söz veriyoruz, “Derin güvenlik
dönemleri sona erdi, Demir Kubbe’nin çok etkili olduğu yalanı herkese aşikar
oldu, savaşı işgal altındaki topraklardan çıkarmak için hızlı ve ani operasyon
tarih oldu ve bir sonraki savaş denizden nehre kadar işgal topraklarının
derinliklerde olacaktır. Hiçbir nokta direnişin silahlarından güvende
olmayacaktır; Bu silahlar daha gelişmiş, daha yıkıcı ve sayıları katlanarak
artan bir silahtır ve önümüzdeki günler bu sözlerimizin kanıtı olacaktır.”

Hizbullah Genel Sekreteri Seyid Hasan Nasrallah, bölgesel
savaş karşısında Kudüs denklemini oluşturmak için harekete geçilmesi
gerektiğini söyledi. Bu konuda direniş ekseninin bir parçası olarak görüşünüz
nedir? Ve bugün direnişin gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

 -Kudüs, İran İslam
Cumhuriyeti’nden Irak’a, Yemen’den, Suriye’ye, Lübnan’a, Filistin’e ve
bölgedeki alçak, hain ve uzlaşmacı yöneticilerden ayrı olan tüm Müslüman
milletlere kadar tüm direniş eksenlerinin ilk sembolü ve Müslümanların kutsal
mekânlarından biri ve yüce hedefidir.

Direniş liderinin açıklamasından anladığım şey, Kudüs’e ve
halkına yönelik herhangi bir saldırıya verilecek yanıtın işgal altındaki
Filistin’le sınırlı kalmaması, direnişin elinin ve silahının ulaşabileceği her
şeyi hedef alarak direnişin tüm coğrafyalarında olması gerektiğidir. Buna,
caydırıcılığı daha yaygın ve güçlü kılmak için Siyonist rejimin, ABD’nin ve
bölgedeki paralı askerlerinin çıkarları da dahildir. Bu şekilde
Peygamberimiz’in (s.a.v.) “Biz tek bir vücut gibiyiz” hadisine şamil
olabiliriz.

Ama direnişin tüm güç eksenine gelince, bilgilerime göre
direniş ekseninin şu ana kadar düşmanla yaptığı tüm çatışmalarda yeteneklerinin
yüzde birinden fazlasını kullanmadığını söyleyebilirim. Tabii tüm bunlarda
Allah’ın yardımı ile zafere ulaştı. Çoğu savaşta ana gücümüzü kullanmayı başka
bir zamana erteledik, çünkü o zaman düşmanla olan çatışmanın hacmi o silahlara
ihtiyacımız olmayacak boyuttaydı ve o silahları doğru zamanda kullanmanın zafer
üzerinde daha büyük bir etkisi olacağını anladık.

Düşmanlar artık geri çekilmekte, iç çekişmeler ve çatışmalar
yaşamakta ve konumları her geçen gün değişmektedir; Ancak biz, cephemizdeki
pozisyonumuza bağlıyız ve zaferin kesinliğine ve yakınlığına olan inancımız
sarsılmadı ve Allah’ın izniyle ABD’nin bölgeden çekilmesini ve Siyonist rejimin
yıkılmasını göreceğiz.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın