Pezeşkiyan CBS’nin Sorularını Yanıtladı

Cumhurbaşkanı, İran’ın nükleer meseleler ve diğer anlaşmazlık konularında müzakereleri sürdürmeye hazır olduğunu vurgularken, bu yolun devam etmesinin şartının güvenin yeniden inşası ve Washington’ın anlaşmalara fiilen uyması olduğunu belirterek şunları söyledi: “İran savaş peşinde değildir; fakat tehdit, baskı ve saldırılara karşı kendini savunacaktır.”

Mesud Pezeşkiyan, New York ziyareti sırasında ve Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu marjında Amerikan CBS kanalına kapsamlı bir mülakat verdi. Pezeşkiyan bu söyleşide, İran İslam Cumhuriyeti’nin çeşitli iç, bölgesel ve uluslararası konulara ilişkin tutumunu açıklayıp netleştirdi.

Cumhurbaşkanı, İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgesel gelişmeler, Tahran-Washington ilişkileri ve nükleer müzakere sürecine ilişkin görüşlerini açıklamanın yanı sıra, İran’ın diplomasi ve diyalog yolunu sürdürmeye hazır olduğunu vurguladı.

Önceki anlaşmaların tecrübesine ve karşı tarafın taahhütlerini ihlal etmesine dikkat çeken Pezeşkiyan; güvenin yeniden tesis edilmesini ve anlaşmalara fiilen uyulmasını müzakerelerin devamının gereklerinden biri olarak nitelendirdi. Cumhurbaşkanı, İran’ın uluslararası hukuk ve taahhütler çerçevesinde nükleer mesele ve denetim mekanizmaları hakkında görüşmeye hazır olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı ayrıca, İran’ın ABD ile müzakerelere geri dönme yaklaşımına ilişkin soruları yanıtlarken diplomasinin önemini vurguladı. İki ülke arasındaki ilişkilerin mevcut durumuna ve ortaya çıkan güvensizlik ortamına dikkat çeken Pezeşkiyan, Tahran’ın bir uzlaşıya varılması için karşı tarafın taahhütlerine uyacağının garantisini istediğini söyledi.

Mülakatın bir başka bölümünde bölgesel gelişmeler, savaş ve sonuçları, ekonomik yaptırımlar ve iç meselelere dair İran’ın tutumunu açıklayan Pezeşkiyan; anlaşmazlıkların diyalog, karşılıklı saygı, uluslararası ilke ve kurallara riayet yoluyla çözülmesi gerektiğinin altını çizdi.

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın CBS kanalı ile yaptığı mülakatın tam metni şu şekildedir:

Sunucu: Burada, New York’ta İran Dışişleri Bakanı, şartlarının karşılanması halinde yedi gün sonra Hürmüz Boğazı’nı açacağına dair aracılar vasıtasıyla ABD’ye bir teklif iletti. O noktada, savaşın sona erdirilmesi ve muhtemelen nükleer program hakkındaki görüşmeler başlayacak. ABD’den ne zaman bir yanıt almayı bekliyorsunuz?

Cumhurbaşkanı: Bu mesaj ABD Başkanı’na veya müzakerecilere ulaştığı takdirde, kabul ettikleri günden itibaren süreç başlayacaktır.

Sunucu: Siz ve Başkan Trump Haziran ayında bir anlaşma imzaladınız ancak deniz taşımacılığı rotaları üzerindeki görüş ayrılıkları nedeniyle bu anlaşma çöktü; ardından Devrim Muhafızları, kural dışı hareket ettiğini belirttiği gemilere ateş açmaya başladı. Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için tüm bu sorunlar giderildi mi?

Cumhurbaşkanı: Biz daha önce ABD ile anlaştık; İslamabad’da şekillenen ve iki ülkenin cumhurbaşkanları tarafından imzalanan bir anlaşmaydı bu. O anlaşmaya göre ilerliyorduk ancak ne yazık ki bu süreç kesintiye uğradı. Şimdi de aynı doğrultuda ve aynı hedefleri gözeterek bir çerçeve belirlenmiş durumdadır. O mutabakatta yer alan talepler aşamalandırıldı; buna göre hareket edeceğiz. Eğer ABD geçmişteki sürecin takip edilmesini kabul ederse, her şey eski haline dönecektir.

Şu anda yolumuzu kapatan ABD’dir; doğal olarak biz de yolu kapatmış durumdayız. Bunlar, masaya oturup birbirimizle müzakere etmek için karşılıklı olarak çözülmesi gereken meselelerdir.

Sunucu: Eğer Başkan Trump bu planı kabul ederse, askeri unsurlarınızın buna uyacağına dair garanti verebilir misiniz?

Cumhurbaşkanı: Uzlaştığımız diğer konularda da esasen mutabakata uygun hareket etmemiz gerekiyordu; biz şu anda da mutabakat metnine bağlıyız. Doğal olarak (uygulama) sürecinde aksaklıklar yaşanabilir. Bir çatışma sürecinin huzura (barışa) ulaşması gerekiyorsa, diyalogla ve biraz sabır ile hoşgörüyle ilerlemelidir. Ancak bu anlaşma şekillenmedi; ne yazık ki mutabakat metninden sapılması diyalogla çözülebilirdi fakat nihayetinde mutabakatın ortadan kalkmasına yol açtı.

İşin buraya varmasına izin vermeyebilirdik ve meseleyi diyalogla çözebilirdik. Bir ay beklemek zor bir iş değildi; bir ay bekleselerdi İslamabad Mutabakatı uyarınca tüm güzergah açılacaktı ve mutabakatın geri kalan aşamaları da devam edebilecekti. Ancak aceleci davranılması mutabakatı sıkıntıya soktu.

Sunucu: Başkan Trump sizinle görüşmeye hazır olduğunu söyledi. Siz onunla doğrudan görüşmeye hazır mısınız?

Cumhurbaşkanı: Biz taahhüt ettiğimiz şeye bağlı kalırız. Bu süreçte uzlaşı yolunun kesilmesine neden olan şey, karşı tarafın anlaşmaya uymamasıydı; üstlendikleri yükümlülükleri yerine getirmediler. İran ile Umman arasındaki geçiş rotalarının bu iki ülkenin koordinasyonuyla belirlenmesi gerekiyordu. Eğer bir gemi bu rotanın dışından geçmek isterse bizimle koordine kurması gerekiyordu; bunu yapmadılar ve iş çatışmaya vardı. Eğer mutabakat çerçevesine göre hareket ederlerse hepimiz buna bağlı kalırız.

Sunucu: Yani şu anda kendisiyle görüşmeye hazır değil misiniz?

Cumhurbaşkanı: Şu anda İran ile ABD arasında derin bir güvensizlik atmosferi oluşmuş durumdadır. Bunun sebebi, şimdiye kadar ABD ile defalarca konuşmuş olmamızdır. Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nda (JCPOA/Nükleer Anlaşma) uzlaşmaya vardık; aylarca süren görüşmeler ve varılan anlaşmanın ardından ABD Başkanı (Trump) o anlaşmayı yırtıp attı.

  1. Hükümet göreve geldikten sonra da yine oturduk ve birlikte konuştuk. Müzakerelerin ortasında bize saldırdılar, bombaladılar. İsrail ve ardından ABD, İran halkına karşı savaş başlattı; çok sayıda komutanımızı, yetkilimizi ve bilim insanımızı şehit ettiler.

Savaştan sonra tekrar görüştük. Görüşmeler sürerken bir kez daha Liderimizi şehit ettiler, komutanlarımızı şehit ettiler, bilim insanlarımızı şehit ettiler ve Minab’daki Şecere-i Tayyibe okulunda 168 masum çocuğu şehit ettiler. Hatta altyapılarımızı hedef aldılar. Biz bir kez daha oturduk, görüştük ve bu görüşmelerde bir mutabakata vardık; ancak onlar bu mutabakatı bir kez daha çiğnediler ve bozup attılar.

Biz öncelikle ne üzerinde uzlaşmak istediğimizi bilmeliyiz. Yazılıp imzalanan şeye uyulmadığında, konuşarak mı buna uyulmasını sağlayacağız? Öncelikle oluşturulan bu güvensizlik atmosferinin kırılması gerekir; bu da yazdığımız şeye uymakla mümkündür. ABD, uygulamada bizim hükümetimizi ve sistemimizi devirme düşüncesinde olmadığını göstermelidir.

Kendinizi bizim yerimize koyun; birisi gelip Liderinizi şehit etse ve ardından vardığınız anlaşmaya uymasa, tepkiniz ne olurdu?

Sunucu: Yani diyalog başlatmak için sunduğunuz diplomasi teklifi, İran’ın nükleer programına sınırlama getirilmesi için mi, yoksa tamamen vazgeçilmesi için mi?

Cumhurbaşkanı: Biz hemfikiriz, önceki görüşmelerde de (bu konuda) uzlaşmaya varmıştık; uzlaşmayı ayaklar altına alan onlar oldu. Biz nükleer silah peşinde değiliz. NPT (Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması) ve diğer uluslararası çerçeveler dahilinde bu meseleler üzerinde uzlaşılabilir. Ancak ne yazık ki onlar uluslararası hukuku görmezden geliyor ve ulusların haklarını çiğniyorlar.

Sunucu: NPT dahil olmak üzere uluslararası hukuk kapsamında ülkeniz, endişelerin giderilmesi için uluslararası müfettişlerin denetim yapmasına izin vermeyi kabul etmişti.

Cumhurbaşkanı: Uluslararası hukuka göre, nükleer tesisler uluslararası denetim ve kurallara tabi olduğunda hiçbir ülkenin buraları bombalama hakkı yoktur. Nükleer tesislerimiz NPT gözetimindeydi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) buraları denetliyordu; ancak ABD ve İsrail bu tesisleri bombaladı. Karşılığında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, kınamak bir yana, hiçbir tepki göstermedi.

Hangi uluslararası hukuk kuralıyla bu durum izah edilebilir? Kendi gözetimleri altında olan, tamamen denetlenen ve belki de en çok denetimin yapıldığı bir tesisin hedef alınmasına neden izin versinler? İran’ın kurallardan ve çerçevelerden hiçbir sapması yoktu; ama gelip nükleer tesislerimizi bombaladılar. Hangi gerekçeyle?

Sunucu: UAEA tam erişim verilmediğini belirtti ve nükleer programınızın barışçıl niteliğini garanti edemeyeceklerini söylediler. Şu anda elinizde %60 oranında zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyum var ve zenginleştirilmiş uranyumun silah yapımında kullanılmayacağını doğrulamak istiyorlar. Ülkeniz şu anda Ajans müfettişlerinin girişine izin verecek mi?

Cumhurbaşkanı: Söylediğiniz şey, ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra gerçekleşti. İran, Avrupalıların nükleer anlaşmaya uyması için bir yıl bekledi ancak Avrupalılar da anlaşmaya uymadı; dolayısıyla İran da anlaşmadan çekildi.

Denetim konusu, müzakerelerde karara bağlamamız gereken meselelerden biridir; belirlenmiş çerçeveler olmadan denetim yapılması mümkün değildir.

Sunucu: Pek çok şey değişti. Yeni Dini Lider görevde ve kendisiyle ne sıklıkla istişare ediyorsunuz? Hangi kararları aldı?

Cumhurbaşkanı: Şu ana kadar Liderimizle 2 kez görüştük ve bir araya geldik. Şu an ülkemizde ortaya çıkan süreç ve yöneticiler arasında oluşan güvensizlik ortamı, ABD ve İsrail’in terör eylemlerinin sonucudur. İsrail, ABD’nin desteğiyle istediği her ülkenin liderine suikast düzenliyor; ardından suikast düzenledikleri kişileri terörist ilan ediyorlar. Bizim okulumuzdaki çocuklar terörist miydi? Liderimiz terörist miydi? Üniversitede bilimsel çalışma yapan bilim insanlarımız terörist mi? Rahatça suikast düzenliyorlar, sonra da dünyaya “Teröristlerle savaşıyoruz” diyorlar.

Sunucu: Bunu, yeni Dini Lider’i henüz görmediğimiz için mi söylüyorsunuz? Seçilmesinden bu yana kendisinin hiçbir görüntüsü yayımlanmadı.

Cumhurbaşkanı: Süreç içerisinde ne zaman isterlerse gelip suikast düzenleyebilmek için konum tespiti yapmaya çalışıyorlar. Biz müzakere yapıyorduk, suikast düzenlediler. Müzakere sürecinde yine suikast düzenlemeleri hiç uzak bir ihtimal değil. Suikastlarından vazgeçeceklerine dair hiçbir güvenlik ve garanti yok. Biz zaten görüşüyorduk; şimdi de görüşecek olsak, tekrar gelip suikast düzenleyip düzenlemeyecekleri belirsiz.

Sunucu: Ancak ben yeni Dini Lider hakkında konuşuyorum; çünkü hükümetinizin nasıl işlediğine dair sorular var. Kendisiyle 2 kez görüştüğünüzü söylediniz. Onu gördüğünüzde ne sordunuz? ABD’ye gelmek için izin isteyip istemediğinizi sordunuz mu?

Cumhurbaşkanı: ABD’de bulunmamız illa ki bir izne tabi değildir; geleceğimizi bildirdik ancak seyahatlerimiz hükümetin tasarrufundadır. Siyasi çerçeveler ve var olan maddeler konusunda, yedi gün ya da beş gün sonra bu gelişmeler yaşanacak; koordinasyonlar sağlandı ve ABD kabul ederse başlayacak. Bu konuda bir sorunumuz olmayacak.

Sunucu: Bulunduğu yere yönelik saldırılar düzenlendiği ve görünüşe göre yaralandığı göz önüne alındığında, fiziksel sağlığı düzeldi mi?

Cumhurbaşkanı: Sayın Liderimizin yanında geçirdiğim yedi saat boyunca kendisinde hiçbir yaralanma yoktu. Yerde oturmuş konuşuyorduk; biz alışkın olmadığımız için sürekli bacak değiştiriyor, pozisyon değiştiriyorduk ancak kendisi o süre boyunca tamamen oturur vaziyetteydi ve bu durumu tolare edecek kadar fiziksel sağlığa sahipti. Tıbbi açıdan tam bir sağlığa sahiptir. Bunu bir tıp doktoru olarak benden duyun ve kabul edin; hiçbir sorunu yok.

Daha önce saklandıklarını söylüyorlardı ancak bir aileyi hedef aldılar. Nasıl oluyor da insan haklarından ve insanlıktan bahsedebiliyorlar?

Sunucu: Lider ile görüşmeniz sırasında size diplomasiyi tavsiye etti mi?

Cumhurbaşkanı: Evet, söylediğimiz tüm sözler ve yaptığımız tüm görüşmeler koordinasyon halinde şekillenmiştir.

İran’da farklı kurum ve kuruluşlardan, askeri güçlerden, meclisten, hükümetten 6 üyenin yer aldığı bir ekip oluşturulmuştur. Bu kişiler meseleleri görüşmekte, karar alma yetkisine sahip bulunmakta ve kararlar onların koordinasyonuyla uygulanmaktadır. Sonuç olarak bu süreç ülkemizde bu şekilde rahatlıkla yürütülmektedir.

Sunucu: Siz fiili bir savaş sırasında Birleşmiş Milletler’e gelen ilk hükümet başkanısınız. Birkaç ay önce bahsettiğiniz ABD ve İsrail saldırıları nedeniyle sığınaktaydınız, şimdi ise ABD vizesiyle New York’tasınız ve ABD güvenlik güçleri sizi koruyor. Buraya gelmenin bu riske değeceğini neden düşündünüz?

Cumhurbaşkanı: Biz sığınakta değildik; sığınakta olsaydık ülke nasıl yönetilecekti? Biz sadece onların erişim menzilinde değildik. Ben günde belki üç bakanlığa gidiyor, bakanlarımla toplantı yapıyordum. Sığınakta olmamız söz konusu değil; sığınakta olsaydım işler yürümezdi. Biz canımızı halkımız ve milletimiz için ortaya koyduk. Dünya üzerinde adalet ve hakkaniyetle muamele görmekten başka hiçbir şey istemiyoruz.

Sunucu: İki ülkemizin savaş halinde olduğu, petrol ihracatınızın bloke edildiği, enflasyonun aşırı yükseldiği ve İran ekonomisinin ağır yaptırımlar altında olduğu bir vasatta burada bulunmanız hâlâ çok olağan dışı. Halkın günlük yaşamını iyileştirmek için İran ekonomisini toparlamak istediğinizi söylüyorsunuz; bu ekonomik sıkıntılar hangi noktada sizi ABD ile uzlaşmaya getirecek?

Cumhurbaşkanı: Bu eylemler, dünya güçlerinin sergilediği insanlık dışı ve vahşice davranışlardan biridir. Uyguladıkları bu yaptırımlarla halkımızın ilaç ve gıda yolunu kesiyorlar. Kimi hedef alıyorlar? Hastaları, yaşlıları, yoksulları ve darda kalan insanları. İnsan hakları savunuculuğu yapıyor, insanlığı düşündüklerini iddia ediyorlar; ancak yönetimle ve askerlerle savaş halindelerse sıradan halkla ne işleri var? ABD’nin yaptığı şey bir savaş suçudur.

Sunduğunuz haberler ve raporlar doğru değil. Halkımız onuruyla yaşıyor, zorluklara göğüs geriyor ancak yedi aydır sokaklara çıkıp ABD’nin eylemlerine nefretini haykırıyor. ABD ve İsrail’in yaptığı şey soykırımdır.

Sunucu: Saygılarımla; sadece ABD değil, dünya güçleri de İran hükümetinin başka bir yolu seçmeye karar vermesi ve nükleer silaha sahip olma arzusundan vazgeçmesi halinde yaptırımların bir kısmını kaldırabileceklerini söylüyor. Ödenmesi gereken bedel bu. Uzlaşmanın sağlanacağı ve İran’ın gelecekte nükleer silaha ulaşma peşinde koşmayacağını söyleyip müfettişlerin girişine izin vereceği noktada mıyız?

Cumhurbaşkanı: Biz hiçbir zaman nükleer silah peşinde olmadık. Onlar, fetvası doğrultusunda nükleer silah yapımının haram olduğu bir Lideri şehit ettiler. Bu durum inançsal bir husustur, hukuki bir husus değildir; yani İran’da nükleer silah yapma motivasyonuna sahip birileri olsa bile, inançsal açıdan bu yönde hareket etme hakları yoktur.

ABD böylesi bir Lideri katletti. Biz görüşme halindeydik, uzlaşmıştık; neden saldırdılar? ABD’nin amacı sorunu çözmek değil, hükümetimizi devirmektir. İsrail Lideri yaptığı konuşmada amacının diyalog değil, hükümeti devirmek olduğunu söylüyor.

Biz bütün varlığımızla diyalogdan yanayız ancak zorbalığı, baskıyı ve bize teslimiyetin dayatılmasını kabul etmeyiz. Müzakere ediyoruz, peki neden müzakere sürerken bize saldırıyorlar?

Sunucu: Siviller üzerindeki etkilerden bahsettiniz. İnsan Hakları Konseyi, ABD’nin Minab’daki kız okuluna düzenlediği saldırının çocukların ölümüne yol açtığına inanmak için kanıtlar olduğunu belirtiyor ki siz de buna değindiniz. Benzer şekilde İran’ın kendi halkını bastırmada kusurlu olduğuna dair raporlar da var. Tüm bu bulguları kabul ediyor musunuz?

Cumhurbaşkanı: Başkan Trump’ın sokaklara çıkanları silahlandırma konusundaki konuşmasını dinlediniz mi, dinlemediniz mi? Sosyal gerilim ve yaptırım sorunları yaratıyorlar, yoksulluk tırmanıyor; ardından birilerini devşirip sözde silahlandırıyorlar. Bu kişiler, basit bir gösteri dedikleri yürüyüşte 500’den fazla güvenlik ve askeri personelimizi şehit etti. Hangi gösteride 500 güvenlik ve askeri personel öldürülür? Darbe yapmayı düşünüyorlardı; darbeleri başarısız olunca 40 günlük savaşı bize dayattılar. Bugün aynı halk yine sokaklardadır.

İsrail, ABD’nin desteğiyle Gazze’de 70 bin masum insanı katletti, yüz binlerce insanı yerinden etti; insan hakları peşinde olanlar bunlar mı? Lübnan’da da aynı şekilde; hani nerede insan hakları? Dünyanın uyanık vicdanı ne yapıyor?

Sunucu: Kamoyundan özür dilediniz, halktan utanç duyduğunuzu belirterek bu olaylarda silahsız tüm bireyleri korumakla sorumlu olduğunuzu söylediniz. Göstericilere ne olduğunu ve onlara nasıl muamele edildiğini gördünüz.

Cumhurbaşkanı: Eğer daha doğru hareket etseydik, belki de eline silah alanların sahaya girmesine izin vermezdik. Çünkü bu süreçte protesto hakkını kullanan masum insanlar da hayatını kaybetti. Ancak eline silah alıp savaş başlatan, yıkıma girişen ve çok sayıda askeri personelimizi katledenler sıradan vatandaşlar değildi; bu süreçte yaşanmaması gereken bir sorun yaşandı.

Sunucu: İran’da iki Amerikalı tutuklandı. ABD’ye iyi niyet göstermek ve kaybedilen güveni yeniden inşa etmek için onları serbest bırakmayı düşünüyor musunuz?

Cumhurbaşkanı: Bu kişileri serbest bırakmanın güveni yenileyeceğini mi düşünüyorsunuz? ABD’nin bizimle olan sorununu çözmek istediğini mi sanıyorsunuz? Eğer öyleyse neden görüşmenin ortasında bombalıyor? Neden bilim insanlarımızı, yetkililerimizi ve halkımızı şehit ediyor? Biz test ettik; bir grup mahkûmu serbest bıraktık, paramızı serbest bırakacaklardı. Para Güney Kore’den Katar’a geldi ve bize verilecekti; biz üzerimize düşeni yaptığımızda ABD sözünden döndü. Denedik ama sonuç vermedi. ABD kendi tavizini alıyor, sonra taahhüdünü yerine getirmiyor. Biz taahhütlerimize bağlıyız, savaşmak istemiyoruz; ancak vururlarsa kesinlikle savunacağız.

Sunucu: Başkan Trump ile görüşmek istiyor musunuz? Bu durumu bir sonuca ulaştırabilecek sıra dışı bir adımla onu İran’a davet etmek ister misiniz?

Cumhurbaşkanı: İran’daki atmosferin nasıl olduğunu bilmeniz gerekir. Halkımız bize yapılanlardan dolayı son derece öfkelidir. Birisi sizin cumhurbaşkanınıza, bir grup yetkilinize ve bilim insanınıza suikast düzenlese siz ne yapardınız? Biz yine de görüşüyor, uluslararası hukuk çerçevesinde sözlerimizi ve taleplerimizi dile getiriyoruz; fazladan bir şey istemiyoruz. Savaş peşinde değiliz, savaşı bize dayattılar; ülkemizin en değerli insanlarını şehit ettiler.

Uzlaştık, yazdık ve imzaladık. O yazılanlara bağlı kalınabileceğine inanmamız ve diyaloğu sürdürebilmemiz için önce bunları uygulasınlar.

Sunucu: İran tarafından Başkan Trump ve ailesine yönelik tehditler var. Nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Cumhurbaşkanı: Eğer hükümet ve yönetim olarak böyle bir niyetimiz olsaydı müzakere masasına oturmazdık. Birilerinin bu tür sözler söylemesi öfkelerindendir; son derece üzgün ve öfkeliler.

Liderimiz sadece bir lider, cumhurbaşkanı ya da siyasetçi değildir; bölgedeki onlarca, hatta yüz milyonlarca insanın lideridir. Bizim bu Liderimizi şehit ettiler; Irak’ta ve Pakistan’da halkın ne yaptığını gördünüz mü? Halkımız inançları gereği bu durumu kabullenemiyor. Hükümet nezdinde suikast düzenleme niyetimiz olsaydı müzakere masasına oturmazdık.

Sunucu: Ancak siyasi açıdan görüşmenin çok zor olduğunu söylüyorsunuz.

Cumhurbaşkanı: Güven ortamı geri gelmedikçe ve her gün bize dayattıkları şeylerden vazgeçmedikçe güvenmek zordur. Yaptırımları her gün artırıyorlar, her gün tehdit ediyorlar ve yazdıklarına uymuyorlar. Konuşsak uyacaklar mı? Altını imzaladığı şeye uymuyor. Konuştuğumuzda sorunun çözüleceğine nasıl inanalım?

Bölgede barışın tesis edilmesini, ABD’nin soykırım yapan İsrail’i desteklemekten vazgeçmesini, adalet ve hakkaniyetle hareket etmesini, insanları evlerinden etmemesini, masum insanları, çocukları, hastaneleri ve bilim insanlarını hedef almamasını umut ediyoruz.

Biz komşularımızla dostuz; savaşı çıkaranlar bunlardır. Komşularımızla anlaşmazlık yaşamayı kesinlikle istemiyoruz; el ele verip bölgeyi imar edebiliriz.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın