Müzakere Bir Aldatmaca Operasyonudur…

ABD ve müttefiklerinin hava ve deniz ablukasıyla İran’a karşı hibrit bir savaş tasarlamaya çalıştığı bir vasatta, müzakere yalnızca bir “aldatmaca operasyonudur”. İran İslam Cumhuriyeti, ablukaya füzelerinin ateşiyle yanıt vererek bölgedeki Amerikan petrol tesislerini ve şirketlerini hedef alacaktır.

ABD-Siyonist düşmanın İran milletine karşı başlattığı savaşın üzerinden 210 gün geçti. Beyaz Saray’ın kâğıt üzerindeki hesapları hassas görünüyordu ancak sahada direniş kayasına çarptı. Washington ilan ettiği hedeflerin hiçbirine ulaşamadı ve şimdi ara seçimlerin eşiğinde, maliyetleri giderek tırmanan sonuçsuz bir savaşın içine saplanıp kaldı.

Ne sahada somut bir sonuç elde edebilen ne de diplomasi alanında iradesini dikte ettirebilen kumarbaz Trump ve ekibi; ciddi bir sıkışmışlık içine girmiş ve nefes alabilmek için bir başarıya aç hale gelmiştir. Böyle bir ortamda Washington, Tahran’ın hesaplarını değiştirmek adına bir yandan hava ablukası planlayıp savaş düzeni alırken, diğer yandan “müzakere” maskesi altında bir aldatmaca operasyonuna sarılmıştır.

New York’taki Aldatmaca Operasyonu

Bugünlerde New York’taki diplomasiyi öne çıkarmak için medya borazanları çaldığı sırada, sahadaki veriler savaş kokusu yaymaktadır. ABD, topyekün bir hibrit savaşın peşindedir; bu savaşın en son perdesinde ülkemize yönelik deniz ablukasına “hava ablukası” da eklenmiştir.

ABD Hazine Bakanlığı, 27 İran hava yolu şirketine karşı yeni yaptırımlar kabul ederek ve hizmet sağlayan şirketleri “dolar sisteminden çıkarılmakla” tehdit etmek suretiyle 23 Eylül’ü (1 Mehr) son tarih belirleyerek ülkemizin hava damarlarını tıkamaya çalıştı. Bu tarihin geride kalmasıyla birlikte Irak, Azerbaycan Cumhuriyeti, Gürcistan, BAE, Umman, Katar gibi bazı bölge ülkeleri ABD’nin emriyle abluka savaşına dahil olmuş durumdadır.

Ancak yetkili makamların yanıtı net ve açıktır. Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Mohsen Rezayi, komşu başkentlere yönelik kararlı bir uyarıda bulunarak şu vurguyu yaptı: “İran uçaklarının seyahat etmesine izin vermezlerse, kendi havalimanlarından da uçuş yapılamayacaktır.”

Devrim Lideri’nin Özel Danışmanı Mohammad Mokhber de net bir tutum sergileyerek şunları kaydetti: “Bölgede uçuşlar ya herkes için serbesttir ya da hiç kimse için. Eğer İran uçuş yapma ve havalimanı hizmeti alma imkânından mahrum kalırsa, bölgedeki hiçbir ülke bu imkâna sahip olamayacaktır.” Bu duruşlar net bir mesaj içermektedir; o da İran’ın abluka denklemlerini mütekabilen bunu destekleyenlere dayatacağıdır.

“Zayıflık Sinyali” Vermek Neden Stratejik Bir Hatadır?

Washington’ın bölgeye çok sayıda tanker uçak sevk ederek ve Senato’da Trump’ın savaş yetkilerini kısıtlayan karar tasarısını reddederek (50 ‘hayır’ oyuna karşı 49 ‘evet’ oyu ile) resmen yeniden güç toplama düzenine geçtiği bir ortamda; ne yazık ki içeriden verilen bazı sinyaller ülkenin caydırıcılık itibarına ağır bir darbe vurmaktadır!

Irakçi’nin New York’ta dile getirdiği “ABD’nin onaylaması halinde Hürmüz Boğazı’nın 7 gün içinde yeniden açılacağı ve müzakerelerin başlayacağı” yönündeki planı ile Cumhurbaşkanı’nın ABD ara seçimlerinden önce bir anlaşmaya varılması konusundaki aceleci söylemleri, Beyaz Saray’a “zayıflık sinyali” vermekten başka bir şey değildir!

Stratejik Hürmüz su yolunun açılmasını garantisiz bir diplomatik sürece bağlamak ve ülkenin karşılıklı haklarını görmezden gelmek, ABD’ye ve bölgesel piyonlarına hayati bir nefes alma fırsatı sunmaktadır.

Unutmayalım ki Hürmüz Boğazı, dünya enerjisinin ve ticaretinin nabzıdır. Günlük 20 milyon varil petrolün (küresel petrol ticaretinin beşte birine denk) buradan geçmesi, öneminin sadece bir parçasıdır. İstatistiklere göre Türkiye’nin ham alüminyum ithalatının %43’ü, Japonya’nın %26’sı, Güney Kore’nin %18’i ve bizzat ABD’nin %16’sı Hürmüz’den geçmektedir. Endonezya kükürt ithalatının %55’i, Çin’in %48’i ve Hindistan’ın %41’i de İran’ın kontrolü altındaki bu su yoluna bağımlıdır.

Batı medyasını ve düşünce kuruluşlarını itirafa zorlayan şey tam olarak bu güçtü. Reuters, Hürmüz üzerindeki hakimiyetin İran için nükleer dosyadan çok daha etkili bir “altın silah” olduğunu kabul etti; İngiltere’nin The Telegraph gazetesi ise açıkça şöyle yazdı: “Hürmüz Boğazı, Tahran’a küresel ekonominin nabzını tutma imkânı veren, atom bombasından daha ölümcül bir silahtır.”

Bu karşılıklı dengenin pekiştirilmesi; “Mozaik Savunma” gibi savunma planlarında ve füze gücünün geliştirilmesinde onlarca yıl verilen emeklerin ve fedakarlıkların bir sonucudur. Durum böyleyken, düşmanı ekonomik boğulmaya sürükleyen bu altın koz, müzakere hayalleri uğruna düşünülmeden harcanmalı mıdır?

ABD ile Müzakere Düşmanlığı Giderme Aracı Değildir

%60 oranında uranyum zenginleştirmeden geri adım atmak, Şehit Lider’in intikamından vazgeçmek ve sürekli “Biz müzakere istiyoruz!” söylemini tekrarlamak, kamuoyuna zayıflık ve umutsuzluk hissi aşılamakta ve doğrudan Trump ile ekibinin hanesine yazılmaktadır.

The Wall Street Journal gazetesi, Muhammed bin Selman’ın Amerikalı yetkililere İran’a yönelik deniz ablukasının Tahran teslim olana kadar devam etmesi gerektiğini ısrarla belirttiğini ifşa ederken ve Trump hükümeti de Katar’a yaptırımları kaldırma niyeti olmadığını bildirmişken; müzakere masasına bel bağlamak büyük bir hesap hatasıdır.

Kur’an-ı Kerim’in mantığı da Enfal Suresi’nde “ثُمَّ يَنقُضُونَ عَهْدَهُمْ فِي كُلِّ مَرَّةٍ” (Sonra her defasında antlaşmalarını bozarlar) buyurarak sözünden dönen düşmanların davranışını tanımlamış ve bununla mücadele için tek olumlu reçeteyi sunmuştur: “وَأَعِدُّوا لَهُم مَا اسْتَطَعْتُم مِن قُوَّةٍ” (Onlara karşı gücünüz yettiğince kuvvet hazırlayın – Enfal: 60).

ABD’nin davranışının mantıksal gerçeği, Şehit Sayın Lider’in eşsiz ferasetiyle beyan ettiği şu hakikatin ta kendisidir:

“ABD ile müzakere etmek düşmanlığı gidermenin bir aracı değil; aksine onun elinde düşmanlığı uygulamak için bir araçtır.”

Ablukaya Yanıt Ateş Olacaktır

ABD ve bölgesel müttefikleri, Tahran üzerindeki baskıyı artırmanın kendi milyarlarca dolarlık altyapılarını ve damarlarını misillemenin doğrudan hedefi haline getireceği gerçeğini kavrayamamaktadır. Bölge ekonomisi tamamen birbiriyle entegredir; eğer İran doğal ticaret ve uçuş hakkından mahrum bırakılacaksa, suç ortağı ülkelerin altyapılarında hiçbir güvenli nokta kalmayacaktır.

İran’ın hava ve deniz ablukasına yanıtı savunma parametreleriyle sınırlı kalmayacaktır. Sadece tek bir örnekte, bölgenin teknoloji ekosisteminde çoğunluğu Amerikalı olan 430’dan fazla çok uluslu şirket (Google, Amazon, Cisco, Intel, Microsoft, Nvidia, Meta vb. devler dahil) bulunmaktadır; bu şirketler teknoloji işlem hacminde %91’lik bir paya, yüksek teknoloji ihracatında %60’lık bir orana ve terörist ABD rejiminin araştırma-geliştirme harcamalarının %40’ına sahiptir.

İran İslam Cumhuriyeti’nin Washington’a ve bölgesel destekçilerine kararlı ve net mesajı şudur: ABD ve müttefikleri İslami İran’a karşı bir hata yapacak ya da hava ve deniz ablukasını sürdürecek olurlarsa, ABD’nin bölgedeki tüm petrol tesisleri, üs merkezleri, teknoloji ve ekonomi devleri hiçbir mülahaza gözetilmeksizin hassas, kesintisiz ve acı verici füze darbelerinin hedefi olacaktır.

Hava ve deniz transit alanlarını Büyük Şeytan’ın emrine veren komşu ülkeler suça ortaktır ve artık İran Silahlı Kuvvetleri’nden bir sağduyu beklememelidir. Her bir yaptırım ve ablukanın karşılığında, ABD ve müttefiklerinin hayati damarları ateşe verilecektir.

kayhan.ir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın