İran heyetinin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na gerçekleştirdiği ziyaret, İran’ın New York’taki varlığı etrafında çeşitli spekülasyonların ve algı operasyonlarının oluştuğu bir ortamda gerçekleşti. Ancak tüm bu tartışmaların ortasında gözler her şeyden önce Cumhurbaşkanı’nın yapacağı konuşmaya çevrilmişti; böylece Mesud Pezeşkiyan’ın bu en önemli uluslararası kürsüden İran milletini, savaş şehitlerini ve İran İslam Cumhuriyeti’nin duruşunu nasıl savunacağı merak konusuydu.
Bu konuşmanın Tahran için taşıdığı önem, yalnızca Cumhurbaşkanı’nın BM Genel Kurulu’nda hazır bulunmasından ibaret değildi. Aksine bu kürsü, aylarca süren çatışma gerilimlerin ardından İran’ın kendi mesajını doğrudan küresel kamuoyuna iletmesi için bir fırsattı.
Son dayatılan savaş ile Devrim Lideri’nin acı şehadeti, bilim insanlarının, kadınların, çocukların ve bir dizi masum insanın katledilmesi kamuoyunda net bir talep oluşturmuştu: Birleşmiş Milletler’deki İran’ın sesi; sahada ABD ve Siyonist rejimin mütecaviz tutumuna karşı duran, bağımsızlığından ve toprak bütünlüğünden zerre kadar taviz vermeyen İran milletinin direnişine yakışır şekilde güçlü, açık ve net olmalıydı.
Böyle bir atmosferde Pezeşkiyan bu tarihi fırsatı değerlendirerek İran Cumhurbaşkanı sıfatıyla konuşmasının önemli bir bölümünü ülke insanına yönelik işlenen cinayetlerin hatırlatılmasına ve İran İslam Cumhuriyeti’nin duruşunun açıklanmasına ayırdı.
Cumhurbaşkanı, dayatılan bu savaşın şehitlerinin fotoğraflarını eline alarak savaşta yakınlarını kaybeden insanların sesi oldu ve İran milletinin bu savaşta çektiği acıların somut bir tablosunu dünya kamuoyunun gözleri önüne sermeye çalıştı.
Pezeşkiyan ayrıca Devrim Lideri’nin şehadetine, bilim insanlarına yönelik suikastlara, sivillerin ve çocukların katledilmesine değinerek İran’ın savaş anlatısını sırf siyasi bir anlaşmazlık olmanın ötesine taşımayı; dünya kamuoyu önünde insani ve hukuki bir meseleye dönüştürmeyi hedefledi.
Cumhurbaşkanı’nın konuşmasındaki bir diğer önemli husus ise İran milletinin dik duruşuna yapılan vurguydu. Pezeşkiyan, İran halkının savaştan korkmadığını ve ülkesini savunmak için canı pahasına ayakta olduğunu belirterek; askeri baskı ve tehditlerin İran İslam Cumhuriyeti açısından siyasi irade dayatma aracına dönüşemeyeceğini net bir mesajla ortaya koydu.
Pezeşkiyan aslında BM kürsüsünü temel bir gerçeği vurgulamak için kullandı: Bugünün İran’ı, bağımsızlığını ağır bedeller ödeyerek kazanmış ve bu bağımsızlığı tehdit ve baskılar karşısında teslim etmeye niyeti olmayan bir ülkedir.
Pezeşkiyan, İran milletinin tek “suçunun” bağımsızlık ve özgürlük istemek olduğunu söyledi; ancak İran halkının kendisini bulduğunu ve bu halkın ülkenin en büyük gücü ve dayanağı olduğunu hatırlattı.
İran halkının kendi yolunu çizdiğine işaret eden Cumhurbaşkanı, İslami İran’ın gücünü ve ilerlemesini —özellikle her türlü tecavüzü önlemek ve bu toprakların mukaddesatını korumak adına— ülkenin geleceğinin ayrılmaz bir parçası olarak niteledi ve düşmana ülkemizden asla bir zafiyet ve gevşeklik görmeyecekleri mesajını verdi.
Küresel bir meseleye dönüşen Hürmüz Boğazı da Pezeşkiyan’ın önemli konuşmasının bir parçasıydı; Cumhurbaşkanı, İran’ın bu stratejik su yolu üzerindeki egemenlik mührünü BM’de bir kez daha vurguladı.
Bu konunun BM’de gündeme getirilmesi, Tahran’ın dünyanın en önemli enerji geçiş noktalarından birinin etrafındaki gelişmelere pasif kalmadığını; bölgesel süreçleri İran’ın ulusal çıkarları ile güvenliği penceresinden muktedir bir şekilde takip ettiğini ve bu su yolunun ülkemize karşı kullanılmasına izin vermeyeceğini gösterdi.
Pezeşkiyan’ın konuşması, bu açıdan bakıldığında İran’ın mesajını iletmek adına tarihi bir diplomatik fırsatın uygun biçimde kullanılması olarak değerlendirilebilir; Cumhurbaşkanı bu fırsatla İran halkının sesi ve savaş şehitlerinin anlatısı olmaya çalışarak ülkenin direniş mesajını tüm dünyaya duyurdu.
Bu konuşmayı İran kamuoyu için anlamlı kılan şey, tam da ülkeyi savunmadaki bu açıklık ve İran’ın aydınlık geleceğini gösterme kararlılığıdır. Cumhurbaşkanı’nın en önemli uluslararası kürsüde savaşı ve sonuçlarını geçiştirmek yerine kurbanların fotoğraflarını Genel Kurul salonuna taşıması; bağımsızlıktan, toprak bütünlüğünden ve İran milletinin savunma hakkından bahsetmesi, İran’ın halkına dayatılan acıları ve bedelleri unutmadığını göstermektedir. Ayrıca direniş ruhuna, manevi motivasyona ve milletin yüce ideallerine dayanarak bu acıları güçlü ve aydınlık bir gelecek inşa etme kuvvetine dönüştüreceğini kanıtlamaktadır.
Sonuç olarak Pezeşkiyan’ın mesajı tek bir cümlede özetlenebilir: Dünya, vatanını ve halkını korumak için dimdik duran bağımsız ve güçlü İran’ı kabul etmek zorundadır; savaş ve baskı, onu geri adım atmaya zorlamanın bir yolu olamaz.
