Prof. Pape: Körfez Ülkeleri İran’ın Nüfuz Alanına Dahil Oluyorlar

Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Robert A. Pape, ABD ile İran arasında müzakere edilen mutabakat zaptını değerlendirdi. Profesör Pape, mevcut tablonun İran’a büyük bir stratejik üstünlük sağladığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın ise hem askeri hem de diplomatik alanda zayıf bir pozisyona düştüğünü belirtti.

Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Robert A. Pape, uluslararası yayıncı Mario Nawfal ile gerçekleştirdiği söyleşide, ABD ile İran arasında yürütülen mutabakat zaptı müzakerelerini ve Orta Doğu’daki yeni güç dengelerini analiz etti.

Sızan bilgilere göre hazırlanan mutabakatın tamamen İran’ın lehine olduğunu belirten Profesör Pape, ABD Başkanı Donald Trump’ın askeri müdahale girişimlerinin ardından diplomatik müzakerelerde de kontrolü İran’a kaptırdığını ifade etti.

İsrail’de yapılan son kamuoyu araştırmalarının Trump’a olan desteğin ciddi oranda düştüğünü gösterdiğini hatırlatan Nawfal’ın sorusu üzerine Pape, “Başkan Trump askeri hamleyi zaten kaybetti. Bombalamayı denedi, rejim değişikliği istedi ancak İran daha da güçlendi ve Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü ele geçirdi. Şimdi ise Trump müzakereleri kaybetme riskiyle karşı karşıya” dedi.

“Bu İran için muazzam bir anlaşma ve zamanla daha da iyiye gidecek”

Mevcut mutabakatın sadece İran için iyi bir anlaşma olmadığını, zaman geçtikçe Tahran’ın elini daha da güçlendirecek olağanüstü bir diplomatik kazanım olduğunu savunan Profesör Pape, şu ifadeleri kullandı:

“Bu İran için muazzam bir anlaşma ve zamanla daha da iyiye gidecek. Direksiyon koltuğunda İran oturuyor. Deniz taşımacılığı şirketleri, güvenliklerinin ABD veya Körfez ülkeleri tarafından değil, doğrudan İran tarafından garanti edilmesini istiyor. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın açıklamalarından anlaşıldığı üzere, anlaşmanın yürürlüğe girmesi için peşin olarak 12 milyar dolar talep ediyorlar. 60 günlük sürenin sonunda bir 12 milyar dolar daha ödenmesi öngörülüyor. Bu süreçte İran, petrol satışlarından her hafta yaklaşık 1 milyar dolar kazanmaya devam edecek.”

Bu mali kaynağın hiçbir şarta bağlı olmaksızın İran’a aktarılacağını vurgulayan Pape, elde edilecek yaklaşık 20 ila 30 milyar doların yeni insansız hava araçları ve füzeler üretmek, bu silahları Yemen’deki Husilere ve Lübnan’daki Hizbullah’a göndermek için kullanılabileceğini kaydetti.

“İran 60 gün içinde maksimum nüfuz seviyesine ulaşacak”

Gelecek 30 ila 60 günlük süreçte dünyadaki petrol stoklarının tükenmeye devam edeceğini belirten Profesör Pape, Körfez’den çıkarılan petrolün nihai hedefine ulaşmasının en az 30 ila 60 gün sürdüğünü hatırlattı.

Bu süre zarfında tüketicilerin mevcut stoklarını harcamak zorunda kalacağını ifade eden Pape, durumun yaratacağı etkiyi şöyle açıkladı:

“Önümüzdeki 60 günün sonunda küresel petrol tamponları tamamen tükeneceği için İran’ın pazarlık gücü katlanarak artacak. Bu durum, İran’ın yaklaşık 60 gün içinde maksimum nüfuz seviyesine ulaşmasını sağlayacak bir reçetedir. Petrol arz ve talebi bıçak sırtında ilerlediği için stokların yeniden doldurulması gelecek yılı bulacaktır. İran bu gücü, ABD’yi bölgedeki muharip güçlerini çekmeye zorlamak veya İsrail üzerindeki baskıyı artırmak için kullanacaktır. Bu tam anlamıyla gerçekçi uluslararası ilişkiler teorisinin temel bir kuralıdır; İran müzakereleri güç maksimizasyonu için bir araç olarak kullanıyor.”

“Trump’ın ekibi içinde bölünme açıkça görülüyor”

Mülakatta, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe’in, İran’ın nükleer tavizler verme konusundaki samimiyetine dair şüphelerini Trump’a ilettiği yönündeki raporlar da ele alındı.

ABD yönetimindeki görüş ayrılıklarına değinen Profesör Robert Pape, şunları kaydetti:

“Ratcliffe, Marco Rubio ve Pete Hegseth yönetim içinde şüphelerini dile getirirken, JD Vance, Matthew Whitaker ve Jared Kushner anlaşmanın yapılması için bastırdı. Trump’ın ekibi içindeki bölünme artık açıkça görülüyor. İstihbarat raporları, İranlı yetkililerin kendi aralarında, Amerikalı müzakerecilere söyledikleriyle çelişen konuşmalar yaptığını gösteriyor. İran’ın buradaki amacı açık; Trump’ı bu yola sokup ardından Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı üzerinden üzerindeki baskıyı tekrar tekrar artırmak.”

İran’ın uzlaşmacı bir tavır içinde olmadığını, tamamen bölgesel hegemonyaya odaklandığını belirten Pape, “Trump bombalama politikasını kaybetti, şimdi ise müzakere masasında kaybetmek üzere” değerlendirmesinde bulundu.

“Ortaklıklarını gözden geçiren Körfez ülkeleri ABD’den uzaklaşıp İran’a yakınlaşıyor”

Bölgesel ittifakların yön değiştirdiğine dikkat çeken Şikago Üniversitesi Profesörü Pape, Körfez ülkelerinin tutumundaki değişikliği şu sözlerle analiz etti:

“Nisan ayından bu yana İran; Rusya, Çin, Pakistan, Katar, Umman ve son olarak Birleşik Arap Emirlikleri ile diplomatik temaslar yürüttü. Bu süreçte Körfez ülkelerinin ABD’den uzaklaşarak İran’a yakınlaştığını görüyoruz. İran ile askeri bir ittifak kurmuyorlar ancak Amerika’dan koparak İran’ın nüfuz alanına dahil oluyorlar. Bu durum, İsrail’in bölgede bir nüfuz alanı kurmasını amaçlayan İbrahim Anlaşmaları’nın tamamen etkisiz kalmasına yol açtı.”

Pape, eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde İran’a sağlanan 1,7 milyar dolarlık serbest kaynağa kıyasla, Trump döneminde peşin olarak verilmesi gündemde olan 12 milyar doların Trump açısından siyasi bir başarısızlık olduğunu ifade etti.

“İsrail bölgedeki yükselen güç konumunu kaybetti ve gerileyen bir güce dönüştü”

Mutabakat sürecinin en büyük kaybedeninin İsrail olduğunu savunan Robert Pape, İsrail’in Lübnan’da yeni bir cephe açmasının stratejik bir hata olduğunu belirterek şöyle devam etti:

“İsrail bölgedeki yükselen güç konumunu kaybetti ve gerileyen bir güce dönüştü. Savaşın gidişatı İsrail ve ABD için olumsuz seyrederken Lübnan’da yeni bir cephe açmak büyük bir stratejik hataydı. İsrail şimdi her zamankinden daha fazla gücünün üzerinde bir yayılma yaşıyor. Köşeye sıkışan İsrail’in Tahran’daki liderlere veya müzakereleri yürüten dışişleri bakanına yönelik suikast girişimlerinde bulunması beni şaşırtmaz. Bu, daha önce de uyguladıkları bir yöntemdir.”

“Medyadaki hava neredeyse tek ses halinde bu anlaşmanın korkunç olduğunu söylüyor”

Anlaşmanın ABD iç siyasetindeki yansımalarına değinen Pape, Cumhuriyetçi kanadın ve medyanın Trump’a yönelik eleştirilerinin arttığını belirtti. Mutabakat metninin kamuoyuna açıklanmamasının nedeninin siyasi kaygılar olduğunu dile getiren profesör, analizini şu sözlerle tamamladı:

“Eğer bu anlaşma Trump’a siyasi destek sağlayacak harika bir gelişme olsaydı bunu bir bayrak gibi dalgalandırırdı. Ancak bunu yapmıyor ve eleştirileri göğüslemesi için Başkan Yardımcısı adayı JD Vance’i öne sürüyor. Medyadaki hava neredeyse tek ses halinde bu anlaşmanın korkunç olduğunu söylüyor. Pazar günü yaşanan ilk rahatlama dalgası, yerini Trump’ın zayıf göründüğü eleştirilerine bıraktı. İran ise hem gücünü artırıyor hem de siyasi sorumluluğu her seferinde ABD ve İsrail’e yükleyerek süreci çok başarılı bir şekilde yönetiyor.”

 

 

harici

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın