çalışmaları sürerken, Dr. Demet Erciyes Sinovac ve BioNTech aşıları arasındaki
farkları sıraladı. Erciyes, “Aşı karşıtlarına sakın kanmayın” diye
uyarıda bulundu.
Dr. Demet Erciyes, Milliyet gazetesinde ‘Aşı karşıtlarına
sakın kanmayın’ başlığıyla yayımlanan yazısında Türkiye’nin yeni tip
koronavirüs (Kovid-19) salgınında uzun bir yol katettiğini söyledi.
Sağlık çalışanları olarak bu mücadelede ön saflarda
savaşırken çok üzücü sonuçlara şahit olduklarını belirten Erciyes, “Kimi
zaman hastalarımızı çaresiz kalarak kaybettik. Birçok meslektaşımızı şehit
verdik. Bu sürede yaklaşık 50 bin insanımız salgın yüzünden hayatını kaybetti.
Ayrıca salgın sebebiyle korkup hastaneye gelmeyen, kontrollerini erteleyen
hastalar da tedavilerini yaptırmakta geciktiler” dedi.
Erciyes, “Bir kısmı tedavi olabilecek hastalıklara
yakalandığı halde hayatlarını kaybetti” değerlendirmesinde bulunduğu
yazısında şunları kaydetti:
“Bunların başında da her zaman olduğu gibi kalp damar
hastalıkları geliyor. Bu hastaların çoğu şikâyetleri başlasa bile koronavirüs
kaparım diye hastaneye gitmekten çekindi. Bazı hastalar basit bir anjyo ile
teşhis konulup, anjiyoplasti yapılarak başına bir hadise gelmeden tedavi
olabilecekken kalp krizi geçirerek ambulansla acile geldi, bazıları da
gelemeden hayatını kaybetti.
‘Kafa karıştırıyorlar’
Bu kâbustan kurtulmak için dört gözle çıkacak aşıları
bekledik. Bu sayede tünelin ucunu görmeyi ümit ettik. Derken aşılar bulundu,
kullanım onayları çıktı ve dünya aşılanmaya başladı. Aşı üretimi yeterli mi,
tedarik konusunda hangi problemler var, her ülkeye aşı gidebilecek mi diye
konuşurken bir de aşı karşıtları karşımıza çıktı. Herkesin fikri kendine ancak
böyle kimseler insanlarda kafa karışıklığı yaratıp, aşı olacak kişileri de
vazgeçirmeye çalışıyorsa işte orada bir sorun var demektir. Bu aşılar belli
aşamalardan geçilerek dünya çapında ve onay kararını verecek kapasitedeki
kurumlarda incelenerek piyasaya çıkarıldı.
Bu konuda uzman olmayan ben dahil hiç kimseye bunun üzerine
bir yorum yapmak düşmez. Çünkü olay kişiye özgü olmaktan çıkmış durumda, yani
‘Kime ne ben aşı olmayacağım, koronavirüse yakalanırsam da ben yakalanacağım’
demekle olmuyor. Salgın devam ettikçe yayılım ne kadar fazlaysa tehlikeli
varyantların çıkma olasılığı da o kadar fazla oluyor.”
Erciyes, bu noktada Çinli Sinovac şirketi tarafından
geliştirilen CoronaVac aşısı ile Alman BioNTech ile ABD’li Pfizer’in ortak
çıkardığı BioNTech aşısıyla ilgili bilgi verdi. Erciyes, şunları anlattı:
Sinovac şirketinin geliştirdiği CoronaVac aşısı
CoronaVac aşısı inaktif bir aşı yani ölü virüs aşısı. Aşının
içinde virüs var ama hastalık yapamaz durumda. Böylece ölü virüsü bağışıklık
sistemimizdeki askerler görüp tanıyor,
ona uygun silahlarını kuşanıp canlı virüs geldiğinde kullanıyor. Bu
aşının en güzel tarafı, uzun zamandır kullanılan ve iyi bilinen
gelenekselleşmiş yöntemlerle üretilmiş olması. Örnek vermek gerekirse her yıl
uygulanan grip aşısını, köpek ısırdığında yaptırdığımız kuduz aşısını, hepatit
B olmayalım diye yaptırdığımız aşıyı sayabiliriz.
Miyokardit oluşumu
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ile Amerikan Hastalık
Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) mRNA aşıları için hekimlere miyokardit (kalp
kası iltihaplanması) ve perikardit (kalp zarı iltihaplanması) belirtilerine
karşı tetikte olmaları uyarısında bulundu. CDC’den yapılan değerlendirmede,
12-39 yaş aralığındaki erkeklerde ikinci doz aşının üç hafta sonrasında bir
milyonda 12.6 kişide bu rahatsızlığın görüldüğü belirtilmişti. CDC, 30 yaş
altında kalp kası iltihaplanması nedeniyle hastaneye 309 kişinin yattığını, bu
kişilerden 295’inin taburcu edildiğini bildirildi. Nadir görülen bu etki daha
çok 20’li yaşlar ve altındaki erkeklerde
gözleniyor ve hafif belirtilerle, çoğunlukla da tam iyileşmeyle
atlatılıyor. Yaş yükseldikçe, özellikle 50 yaşın üzerindekilerde görülmüyor.
BioNTech aşısı
Bu aşı bir mRNA yani mesajcı ribonükleik asit aşısıdır.
mRNA’lar normalde hücre çekirdeğindeki genetik ana madde olan DNA’dan üretilen
bir molekül. Normal hücre işleyişinde çekirdekteki DNA, mRNA’ya der ki ‘Al bu genetik şifreyi hücrenin içindeki
ribozom adlı komşuya götür, protein sentezlesin’. İşte aşıyı oluşturmada biz de
tam bu faaliyetten faydalanıyoruz. Ancak bir kandırmaca yapıyoruz. Biz bu mesajcıyı sanki çekirdekteki DNA’nın
gönderdiği mRNA’mış gibi kendi ajanımız olarak hücre içine yolluyoruz. Sentezleyeceği proteinin genetik kodu olarak da bizim
koronavirüse o meşhur adını veren korona yani taç görünümünü oluşturan
dikenlerin, diğer adıyla spike proteinlerin genetik kodunu yüklüyoruz.
‘Bir ajan filmi gibi’
Bu işlemi tam bir ajan filmi gibi düşünün. Bu kandırmacadan
habersiz olan ribozomlar da bizim ajan olarak içeri soktuğumuz mRNA’nın verdiği
şifreye göre koronavirüsün spike proteinlerini bir güzel sentezliyor. Sonuçta
ortada virüs yok ama dikenleri oluşuyor. Bunları vücut hemen yabancı madde olarak
tanıyor ve ona karşı antikor üretiyor. İşte bağışıklık da böyle ortaya çıkıyor.
‘Pasaportu dahi yok’
Bu aşı hakkında önceleri aşı karşıtları genetiğimizle
oynuyorlar diye bir söylenti yarattılar. Oysa bu mRNA’nın çekirdekteki DNA’nın
yanına gelmeyi bırakın, o kozmik odaya
geçecek pasaportu dahi yok. Dolayısıyla DNA’mızla yani genetiğimizle oynama
gibi bir imkanı da yok. Ayrıca bu mRNA da tıpkı ‘Görevimiz Tehlike’deki gibi
görevini tamamlayınca hücre içinde kalmıyor, ortadan kayboluyor.
Koronavirüsün kalbe yaptıkları
Girdiği hücrede hasara ve enflamasyona yol açan virüsler,
damar iç yüzeyini döşeyen endotel hücrelerine de ACE-2 reseptörlerine
bağlanarak girip hasar oluşturuyor. Bu değişiklikler de pıhtı oluşumunu
tetikliyor ve damarların tıkanmasına sebep oluyor. Kalp krizine yol açabiliyor.
Koronavirüs ayrıca miyokardit gelişimine de sebep oluyor ve bu maalesef aşının
sebep olduğundan çok daha ağır seyredebiliyor.”
