İran füzeleri Haziran 2025’te Tel Aviv’in merkezini vurduğunda ve Şubat 2026’da Kuveyt ile Bahreyn’deki ABD üslerini hedef aldığında, İsrail ve ABD yönetimleri savunmadan çok bilgi akışını kontrol etmeye odaklandı. Kameralara el konuldu, gazeteciler gözaltına alındı, uydu şirketleri faaliyetlerini askıya almaya zorlandı ve resmi veriler, gerçek hasarın boyutunu gizleyecek şekilde kamuoyuna açıklandı.
Al-Monitor’un 26 Haziran 2025 tarihli raporunda yer alan, “Gerçek hasarın boyutu belki de hiçbir zaman tam olarak bilinmeyecek” ifadesi, İran ile İsrail ve ABD arasında yaşanan iki benzeri görülmemiş askeri çatışmayı özetliyor. Bu mücadele yalnızca savaş meydanlarında değil, haber merkezlerinde, sansür kurumlarının kapalı kapıları ardında ve uydu şirketlerinin sunucularında da sürdü.
12 Günlük Savaş: Kriz Anında Sansür
13 Haziran 2025’te İran, ” Sadık Vaad-3″ operasyonunu başlattı ve 12 gün içerisinde işgal altındaki topraklara 500’den fazla balistik füze fırlattı.
İsrail Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre saldırılarda 29 kişi öldü, 3 bin 238 kişi yaralandı. Ancak altyapıdaki hasarın resmi rakamların çok ötesinde olduğu belirtildi.
Middle East Eye’ın 9 Temmuz 2025 tarihli haberine göre üç stratejik hedef ağır zarar gördü:
- Rehovot’taki Weizmann Bilim Enstitüsü,
- Hayfa’daki Bazan petrol rafinerileri,
- Beerşeva’daki Soroka Hastanesi.
Bu üç noktadaki doğrudan zararın 3 milyar şekeli (yaklaşık 900 milyon dolar) aştığı kaydedildi.
The Marker internet sitesi, yalnızca Weizmann Enstitüsü’ndeki hasarın 1,5 ila 2 milyar şekel arasında olduğunu ve “uzun vadeli bilimsel ve ekonomik kayıpların hesaplanamayacağını” yazdı.
Middle East Eye ayrıca, İsrail askeri sansürünün füze saldırılarının askeri tesislere verdiği zararların açıklanmasını engellediğini vurguladı.
The Telegraph gazetesi ise o dönemde yayımladığı haberde, İran füzelerinin doğrudan beş İsrail askeri üssünü vurmuş olabileceğini belirtti. Söz konusu haber İbranice yayın yapan medya kuruluşlarında yer almadı.
İsrail Sansür Mekanizması Daha da Sertleşti
İsrail’in sansür sistemi, devletin kuruluşundan da eski olup kökenleri Britanya Mandası dönemine kadar uzanıyor. Ancak Haziran 2025 savaşında uygulanan kısıtlamalar dikkat çekici biçimde artırıldı.
İsrail Askeri Sansür Başkanı Kobi Mandelblit, “Rising Lion: İç Cepheye Yönelik Saldırıların Medya Kapsamına İlişkin IDF Sansür Talimatları” başlıklı bir genelge yayımladı.
Al Jazeera’nın 19 Haziran 2025 tarihli haberine göre:
- Gazetecilerin füze isabet noktalarında çekim yapması,
- İHA veya geniş açılı kameralar kullanması,
- Hedeflerin konumunu açığa çıkarabilecek bilgileri yayımlaması yasaklandı.
Ramat Gan kentinde polis, yıkılmış bir binayı canlı yayınla görüntüleyen iki Batılı haber ajansının yayınını durdurdu.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, “Düşmana yardım edenlere müsamaha göstermeyeceğiz” açıklamasını yaptı.
İletişim Bakanı Shlomo Karhi ise “yasadışı içeriklerin” yayınının engelleneceğini duyurdu.
France 24, 5 Ağustos 2025 tarihli araştırmasında görüntü ve videoları inceleyerek İsrail’in yayınlanmasına izin vermediği en az sekiz stratejik ve askeri hedefi tespit etti.
BBC de Weizmann Enstitüsü’ndeki yıkımın görüntülenmesinin engellendiğini açık şekilde duyurdu.
“İran’ın Birçok Darbesi Hiç Haberleştirilmedi”
Tel Aviv Üniversitesi Medya Sosyolojisi Profesörü Jerome Bourdon, Al-Monitor’a verdiği röportajda şu değerlendirmede bulundu:
“Bu yasakların elbette gerçek bir ulusal güvenlik boyutu var. Düşmana bombalarının tam olarak nereye düştüğünü ya da hedefleme hassasiyetini artıracak bilgileri vermek istemezsiniz.”
Ancak İsrailli gazeteci Raviv Drucker daha açık konuştu:
“İran’ın birçok saldırısı haberleştirilmedi.”
Drucker, askeri sansürün bunu İran’ın füze hassasiyetini artırmasını önlemek amacıyla yaptığını savunduğunu, ancak asıl gerekçenin propaganda ve kamuoyunun moralini korumak olabileceğini söyledi.
40 Günlük Savaş: Endüstriyel Ölçekte Sansür
28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail, “Epic Wrath” (Destansı Öfke) adı verilen operasyon kapsamında ilk saldırı dalgasını başlattı.
İran’ın füze ve İHA saldırılarıyla karşılık vermesi üzerine çatışmalar büyüdü ve bu kez yalnızca İsrail değil, Ortadoğu genelindeki ABD üsleri de hedef haline geldi.
Washington Post’un 6 Mayıs 2026 tarihli araştırmasına göre, İran’a yakın medya kuruluşlarının yayımladığı 100’den fazla uydu görüntüsü incelendi ve Avrupa Birliği’nin Copernicus sistemi ile Planet Labs verileriyle doğrulandı.
Araştırmada, İran saldırılarının:
- Kuveyt,
- Bahreyn,
- Katar,
- Ürdün,
- Suudi Arabistan,
- Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki
15 ABD üssünde bulunan en az 217 yapı ve 11 ekipmana zarar verdiği veya bunları imha ettiği belirtildi. Toplam hasarlı unsur sayısının 228 olduğu ifade edildi.
Bu rakamın ABD yönetiminin resmi olarak kabul ettiğinden çok daha yüksek olduğu kaydedildi.
İran’ın ABD Üslerine Verdiği Hasar
Nisan 2026 tarihli NBC News raporuna göre İran saldırıları:
- Pistleri,
- Gelişmiş radar sistemlerini,
- Onlarca askeri uçağı,
- Depoları,
- Komuta merkezlerini,
- Hangarları,
- Uydu iletişim altyapılarını hedef aldı.
NBC’nin dayandığı American Enterprise Institute değerlendirmesine göre İran mühimmatları 11 ABD üssünde 100’den fazla hedefe isabet etti.
Raporda dikkat çeken ayrıntılardan biri, bir İran F-5 savaş uçağının ABD hava savunmasını aşarak Kuveyt’teki Camp Buehring üssünü doğrudan vurduğu iddiası oldu. ABD’li iki yetkili bunun son yıllarda ilk kez bir düşman savaş uçağının ABD üssüne doğrudan saldırısı olduğunu belirtti.
Enstitünün kıdemli araştırmacılarından Mackenzie Eaglen, ABD’nin yurt dışındaki askeri altyapısını yeniden inşa etme maliyetinin 5 milyar doları aşabileceğini ifade etti.
Democracy Now ise 7 Mayıs 2026 tarihli haberinde, Uluslararası Politika Merkezi’nin savaşın ABD’ye toplam maliyetini yaklaşık 72 milyar dolar, günlük maliyetini ise 1,2 milyar dolar olarak hesapladığını aktardı. Bu rakamın Pentagon’un resmi tahmininin yaklaşık üç katı olduğu belirtildi.
ABD’nin Sansür Aracı: Uydu Şirketlerine Baskı
Habere göre ABD’nin en önemli sansür mekanizması askeri yasalar değil, ticari şirketler üzerindeki baskı oldu.
Al Jazeera’nın 5 Nisan 2026 tarihli haberine göre Planet Labs, Trump yönetiminin talebi sonrasında Ortadoğu’ya ilişkin tüm uydu görüntülerinin yayımlanmasını geçici olarak durdurdu.
Kısıtlamanın 9 Mart 2026 sonrasında çekilen görüntülere geriye dönük şekilde de uygulandığı belirtildi.
NBC News, Beyaz Saray’ın özel uydu şirketlerinden İran saldırılarının ardından ABD üslerine ait görüntüleri yayımlamamalarını istediğini yazdı.
Bloomberg’in 23 Nisan 2026 tarihli haberinde, Planet Labs görüntülerini kullanan medya kuruluşlarının savaşın takibinde ciddi engellerle karşılaştığı belirtildi.
Uydu görüntüleme uzmanı Jeff Lewis ise Bloomberg’e yaptığı açıklamada, bu kısıtlamalar için “olumsuz haberlerin bastırılması dışında meşru bir gerekçe bulunmadığını” söyledi.
İsrail’de İkinci Savaşta Daha Sert Kısıtlamalar
+972 Magazine’in 13 Mart 2026 tarihli haberine göre, İsrail Askeri Sansür Başkanı Albay Netanel Kula yeni bir talimat yayımlayarak gazetecilerin:
- Füze isabet noktalarına ilişkin bilgi vermesini,
- Hava savunma sistemlerinin hazırlık durumunu açıklamasını,
- Mühimmat stokları hakkında haber yapmasını yasakladı.
Kuralları ihlal ettikleri gerekçesiyle bazı gazetecilerin gözaltına alındığı bildirildi.
Kanal 12 muhabiri Nitzan Shapira ise 11 Mart 2026’da yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:
“Sansür kurumu, Hizbullah’ın saldırılarını artırabileceğine ilişkin haberimi reddetti. Daha sonra aynı bilgi CNN’de yayımlandı ve ancak o zaman yayınlamamıza izin verildi. Sorun tam da burada; İsraillilerin ihtiyaç duydukları bilgiyi zamanında almak yerine sansürle karşı karşıya kalmaları.”
Haberde, her iki savaşta da resmi açıklamalar ile sahadaki gerçekler arasında önemli bir fark bulunduğu, gerek İsrail’in askeri sansür uygulamaları gerekse ABD’nin özel uydu şirketleri üzerindeki baskısının, İran’ın askeri kapasitesi ve performansına ilişkin kamuoyu algısını kontrol etmede temel araçlar olarak kullanıldığı öne sürüldü.
Not: bu analiz ssn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
