Ortadoğu uzmanı gazeteci-yazar Abdulbari Atvan, ABD’nin Suriye saldırısının ardından Amerikan Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Moskova’ya yaptığı ziyareti değerlendirdiği bir yazı kaleme aldı.
Amerika’nın Suriye’nin Humus şehrindeki askeri üsse düzenlediği füze saldırısının üzerinden bir hafta geçmişken, yeni bir saldırı ihtimalinin de söz konusu olduğu konuşuluyor. Eğer böyle bir saldırı gerçekleşmezse, İran-Rusya-Suriye ittifakının hem medya hem de kimyasal saldırıyı kınayan karar tasarısını “veto” etme haklarını kullanarak yürüttükleri diplomatik savunma üzerinden başarıya ulaştıklarını söyleyebiliriz.
Burada yalnızca Suriye krizini değil, bölgenin tamamını anlamamız hususunda bize yol gösterecek ve geleceğe ışık tutacak olan iki ayrı meselenin varlığından söz edebiliriz:
Birincisi; ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın geçtiğimiz günlerde Moskova’ya 2 gün süren bir ziyaret gerçekleştirmiş olması ve bu ziyaret esnasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile bir araya gelmesi…
İkincisi; AFP’nin Suriye Devlet Başkanıyla gerçekleştirdiği uzun ve kritik röportaj… Çok sayıda sorunun yanıt bulduğu ve Esed’in Amerika tarafından maruz kaldığı askeri ve siyasi darbelere rağmen hiç olmadığı kadar kendisine güvendiğini ortaya koyduğu bir röportaj olmuş.
*
Birinci meseleyle ilgili şunu söyleyebiliriz ki; Tillerson’ın Moskova’ya yaptığı ziyaret esnasında yapılan açıklamalar iki süper güç arasındaki güvenin tamamıyla yok olduğunun ve ilişkilerinin olabilecek en kötü seviyeye geldiğinin ifadesi olarak karşımızda duruyor. Bu ziyaret süresince yapılan görüşmelerin “gergin” geçtiği de ifade ediliyor nitekim.
Şayet Lavrov ve Tillerson arasındaki görüşmelerde bir ilerleme kaydedilmemiş olsaydı, özellikle de Amerika’nın Suriye’ye düzenlediği saldırının ardından Rusya’nın öfkesi büyümüşken Putin böyle bir ziyareti asla onaylamazdı.
Öte yandan Lavrov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ABD’nin yaptığı saldırıyı protesto etmek için dondurduğu, Suriye hava sahasının güvenliğini sağlamak hedefiyle Rusya ve Amerika arasında sağlanan anlaşmanın yeniden devreye girmesine onay verdiğini açıkladı.
Rusya’nın bu kararının ardından açıklama yapan Trump ise, ABD yönetiminin barışçıl bir çözüm sağlanması halinde Esed’in görevinden çekilmesi hususunda ısrarcı davranmayacağını, ancak Beşşar Esad’ın bir kez daha kimyasal silah kullanması halinde yeni bir askeri saldırı ile karşılık vereceklerini açıkladı. “Wall Street Journal”e konuşan Trump, yine de Suriye’deki çatışmaya müdahil olmayacağını söyledi.
İkinci meseleye gelecek olursak, Beşşar Esad’in AFP’ye verdiği röportaj yalnızca olumlu bir içeriğe sahip değil elbette ki… Röportaj süresince kendisine 25 soru yöneltilen Esad’e, soruları cevaplaması ve bakış açısını tümüyle ortaya koyması için genişçe bir alan tanınmış. Beşşar Esad röportaj esnasında kimyasal saldırıda kesinlikle kendilerinin parmağının olmadığını, Suriye’de kimyasal silahın bulunmadığını, bulunsa bile bunu asla kullanmayacaklarını, en fazla Suriye ordusunun bir cephe kaybetmesi halinde ‘teröristlere’ karşı kullanılacağını ifade ediyor.
Belki de, Amerika’nın saldırısı “horoz yumurtası” gibi bir kereye mahsustur. Çünkü bu saldırı bile herkesin üzerinden prim sağlaması için yetti. Trump bu saldırıyla kendisini “güçlü bir lider” olarak gösterirken, Putin’le dost olduklarına dair ortaya atılan suçlamalara da yanıt vermiş oldu. Ayrıca iç sorunların da bir şekilde üzerini örttü. Rusya ise müttefiklerinin yanında yer alan ve gerek veto hakkını kullanarak gerekse Suriye’nin hava savunmasını güçlendirerek onlara olan desteğini artıran güçlü bir devlet olduğunu ortaya koydu. Beşşar Esad ise, yalnızca Rusya’dan destek görmekle kalmadı. Amerika’nın süper güç olarak müdahil olması sebebiyle Arap halklarının da sempatisini kazandı.
Tillerson’un ziyaretinin son bulmasının hemen ardından yarın, İran ve Suriye’den heyetlerin Moskova’ya gidecek olması önümüzdeki sürecin askeri değil siyasi ve diplomatik bir çekişmeye sahne olacağının habercisi…
*
Han Şeyhun, Nusra Cephesi’nin kontrolündeki İdlip Savaşı’nın alevlenmesine sebep oldu. Belki de “kimyasal silah” meselesi yeni bir müzakere için tiyatro hazırlığı kapsamındaydı. Ancak yine de Rusya ve Amerika arasındaki koordinasyonun son bulduğuna inanmıyoruz. Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesinin ardından yaşananlar Rusya’nın dahi zekasını ortaya koyar nitelikte… Halep ve Tedmur geri alındı; muhaliflerin Arap müttefikleri tarafsızlaştı; Cenevre ve Astana görüşmeleri başarısızlıkla sonuçlandı; Türkiye “Fırat Kalkanı” operasyonunu bitirdi.
Bu meselelerin medyanın çığırtkanlıkları üzerinden okunması doğru değil… Bu sürecin beraberinde getirdiği bazı olumlu gelişmeler de oldu. Suriye yolcu uçakları aradan geçen bunca yıldan sonra Dubai Havaalanı’na iniş yaptı.
Dolayısıyla Suriye krizi yeni bir aşamaya girdi. Burada ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Suriyeli bir aktiviste söylediği sözü hatırlamamız gerekiyor: “Sizin için Rusya’yla savaşa girmemizi mi istiyorsunuz?”
Her halükarda biz Araplar bu krizlerin kurbanıyız. Savaş olsun, barış olsun…
islamianaliz
