Aydın Sorunu

GİRİŞ: 20.02.2024 15:31      GÜNCELLEME: 20.02.2024 15:31
Rasthaber -  ‘‘Nerede olursanız olun, ölüm sizi yakalayacaktır; sağlamlaştırılmış kalelerde olsanız bile… Bu insanlara ne oldu da neredeyse hiçbir sözü anlayamıyorlar?!’’//Bakara-78

Yazmak; esasında beyinlerin dumura uğradığı anlarda yazılmayacak kadar kutsal bir eylemdir. Buna rağmen kişioğlundaki sorumluluk duygusu galebe çalıyor kimi zaman.

Bu çalışma da böyle bir galebenin dışa yansıması olarak değerlendirilmeli.

Ülkemizde Âlim yok denecek durumdadır. Olanlarda egemenlerin gücüne boyun eğdiklerinden, öz İslam’ın ilahi kaynağı olan kitap, bu cenahı tenkit eder ve onları geçmişteki örneklikler üzerinden bize tanıtır.

Biz, elinizdeki bu çalışmada, İslami bilimlerin ana taşıyıcı, üretici ve koruyucusu sorumluluğunu üstelenen rabbani âlimleri burada ele almayacağız. 

Aydınlara dönelim.

Aydınlarımız, hasta ruhludur. Hasta ruhlu olan bir aydın yakalandığı hastalığın virüsünü, mensubu olduğu topluma da bulaştırır.

Arınmamış ve adanmamış bir ruhun, ışık/aydınlık saçması mümkün değildir.

Kültür emperyalizmi, kendine önce aydınların zihninde ve ruhunda zemin bulur.

Böylece emperyalizmi kanıksamış bu aydınlar yolu ile toplumlara yayılmaya başlar.

Bu aydınların kullanıp konuştuğu dil, elbette kendi toplumunun dili olacaktır. Artık bu aydının iletişim aracı olan kendi dilinin Türkçe veya Kürtçe olmasının hiç bir önemi yoktur.

Aydınların varlığı, sorumluluğu ve onların toplum içindeki rolü, nazarımızda güneş gibi zorunludur.

Mensubu olduğumuz toplumda düşünce ve İnancımızın ilahi değerlerini topluma ulaştırmak, yaşatmak ve koruma açısından aydınlar da en az o toplumun âlimleri kadar sorumludur.

Aydın, kendi kutsal değerlerinden beslenmez ve uzak kalırsa, İnanç ve kültürde çürüme ve yozlaşma kaçınılmaz olur.

Toplumun ahlak, maneviyat ve tüm kutsal değerleri yıkıma ve yok olmaya maruz kalır.

Aydının birinci görevi ışığı/ilgi kaynağını/’nı nereden aldığını bilmesidir. Kültür ve inanç emperyalizminin yıkıma ve tahrifata nerden başladığını bilmesidir.

Bu yüzden Müslüman aydınlar olarak, yenilik, bilim medeniyet kültür ve sosyalliğe ilişkin üretilen ve ortaya atılan teorilere karşı ciddiyetle yaklaşıp, sahip olduğu ışığı altında incelemelidir.

İslam ve onun medeniyeti, bin dört yüz yıldan fazla bir tarihi geçmişe sahiptir. İslam medeniyetinin farkı, evrensel ihtiyaçlara göre kendisini yenileyip çözüm üretebilmesidir.

Onun bu özelliği, İslam’ın zaman üstü ve evrenselliğindendir. İslam, Musevilik ve İsevilik gibi değildir.

Şu halde İslami aydınlar, diğer dinlere mensup olan aydınlardan çok daha avantajlıdır.

Medeniyetimizin öncü kadrosu olması gereken aydınlarımız, genellikle kendilerini batılı modernist aydınlarla özdeşleştirilmekte ve bu da aydınların ilham kaynağının aidiyeti olduğu toplumla, kendi arasında uçurum oluşturmakta.

Önümüzde ve elimizde mevcut İslam inkılabı gibi eşsiz bir esin kaynağı var.

Bu inkılapta, geçen yüzyılın son çeyreğinde hızla gelişen, sosyal dünyada geçerliliğini kabul ettiren, yeni bir kültürün topluma nasıl uyarlandığını gösteren yöntemler içeren pratiklikler var.

Bu pratiklik, analiz edilip sonuçlar çıkarmayı zorunlu kılan Ehl-i Beyt mektebi kaynaklarıdır.

En azından İslam inkılabı ile birlikte kurulan devletin kurulma aşamasından bu güne gelen zaman diliminin tahlil edilmesi, inkılabın sağlıklı ve doğru anlaşılabilmesi bize yeni fikri ufuklar açacaktır.

Kendisi için üretip yazan aydın, aydının ölümü ile yazdıklarının bedeli solar çürür ve ölür.

Milleti için yazan aydın, ölümü ile milletinden uzaklaşır, ayrılır.

Vatanı için yazan aydının ölümüyle, vatanı ona mezarı olur.

İlahi değerler için yazan aydın, ‘‘Halkın ve hakkın dergâhında ebedi kalır.’’

Öyleyse yazmak nedir, ne için yazılmalıdır, yazmaktan amaç nedir?

Yazmak, kimlere sorumluluktur, kimler yazmalıdır?

İçimizdeki bazı laik yazarların diline pelesenk ettiği ‘‘sahici yerlilik’’ nedir?

Sahici olan, kalıcı olmalı değil midir?

Diktatörlüğü koruyuculuk, hukuksuzluğu eleştiriden uzak tutulan ideolojilerin ve o ideolojinin ideoloğunu savunanlar, sahici yerlilik kavramına ihanet etmiyorlar mı? 

Acaba sahici yerlilik, emperyalizmin değirmenine yerlilik adına su taşımıyor mu?

Aydın, muttaki yani takva ehli olandır. Öyleyse, Takva nedir?

Takva ile donanmayan, nefsini arındırmayan aydın, hasta ruhlu olur.

Aydın biri, âlim kadar olamasa da mutlaka nefis tezkiyesi yapmalıdır.

Nefisini arındırmayan birinin, söz ve eylemlerinin kalıcı karşılığı olmaz.

İslami Aydının meta ve makam isteği olamaz.

İslami Aydın(ruşenfikr-münevver), âlimden sonra gelen değerli bir unvandır.

Bugün güce boyun eğmiş kalemşorların elindeki kalemler, kanalizasyon borusu olmuşsa, bunda o kalemi tutan aydın sorumludur.

Âlim, aydın ve entelektüel kavramları ayrışmalıdır.

Entelektüel, batılı kavramdır ve bizdeki aydının karşılığına denk değil, yetersiz kalıyor. Entelektüel, entelektüalizme dönüşebiliyor ama aydın kavramı ‘‘izm’’ almayı kabul etmiyor.

Entelektüel, günümüz Türkçesinde ‘‘anlamak’’ sözcüğüne denk geliyor.

Aydın ise İslami kavramlarda münevver sözcüğüne denk düşer. Münevver aydınlatılmış, nurlanmış demektir.

Öyleyse aydınlanmış veya nurlandırılmış nedir, nasıl olmalıdır?

Günümüz İslami(İslamcı değil zira onlar dinsiz dindarlar gurubuna girer) aydınların yeni bilinçlenmeye ihtiyacı var.

Yeni bilinçlenme nedir ve nasıl olmalıdır?

Yeni bilinçlenme:

Yeni bilinçlenme, bir yöntemdir. Büyük bir tufan gibi aydınlığın üstüne çöken zifiri karanlığı yarmak için ilahi bilgi ünitelerinden beslenip, nurlanan münevverlerin, ışığını haklına yansıtan ‘sorumlu adanmış aydınlar’ın yöntemidir.

Biz burada hasta aydınların tüm faaliyet alanlarını tek tek belirleyip bunların üzerinde analizlerde bulunup sorunlara çözüm üretecek durumda değiliz...

Bu gün İslam dünyası ve ülkemiz de an itibarı ile aktif olan hasta aydınların projelerini tespit edip ifşa etmek, gerek zaman, gereke imkân ve gerekse nitelikli kadro açısından yetersizlik içindedir.

Bunun çözümü devrimci mektep olan Öz Muhammedî İslam’ın evrensele doğru yol alan gemisinde tayfalık ve kaptanlık dersi almaktır.

Yeni bilinçlenme de ekonomiden, siyasete, siyasetten savuma doktrinine hayatın her alanında ciddi çalışma gerektiren tespitlere muhtacız.

Türkiye de Necmettin Erbakan, İran da Ali Şeriati, Pakistan da Muhammed ikbal, Mısırda Hasan el Bennah ve Seyyid Kutup İslam dünyasında tanınmış aydınlar olarak bilindiğinden, örneklik adına hatırlatıyoruz.

Ve bu böyle uzayıp gider. Biz, bu aydınlar listesi içinde kişilik analizi yapacak deliğiz.

Dolayısı ile tarih içinde uzun bir sürece sahip olan bu ideolojik inanç mensupları, çeşitli zaman dilimlerinde çok farklı yapılanmalar, gizli kurumsallaşmalar, zamanın ve coğrafyanın gereği manifestolar üretmiş ve bunu hem yoldaşlarına, hem de etki alanında bulunan diğer insanlara uyarlamak için elinden geleni yapmıştır.

 

Bugün İslam dünyasında toplumsal çürümüşlük, sadece kültür, sanat edebiyat, mimari, sair alanlarda kendisini göstermiyor.

Çünkü çürümüşlüğün en belalısı, din ve dolayısı ile din üzerinden dünya görüşü olarak kendisini kabul ettiren çürümüşlüktür. Bunun en açık örneği Suudi Arabistan ve Türkiye İslamcılığıdır.

Kültürel çürümüşlük; Bilhassa gençlik arasında yayılan batılı giyim ve yaşam tarzı ile kendisini kabul ettirmiş yüzeysel kültürel bir tepkiyle dışlanacak olgu değildir.

İmam Hamenei’nin ‘‘Bir milleti ileri, saygın, becerikli, teknoloji uzmanı, yenilikçi, üretken ve dünya çapında itibarlı yapan şey, o milletin kültürüdür.’’ tespitini ilke edinerek, her türlü atalet ve çürümüşlüğe karşı durmaktır.

Nitekim bunu başarmanın ilk etabı, ilkeli ve saygın Âlim ve aydın kadrolarının oluşmasıyla başlar.

Sorunlarımız, her türlü eleştiri ve görüşe açık olduğunu iddia eden ama taşlaşmış taraflı tarih ve tarihçilerle çözülemeyeceği gibi hele mezhepsel bakışlarla, din adına sorunlara çözüm üretebileceğini savunan, Sümer tapınak rahiplerini aratmayan dincilik pazarlayanlarla asla çözülecek de değildir.

Bu çalışmanın ana konusu, başata Türk İslam-cı Aydınlar ve dolayısı ile yaşadığımız coğrafyada İslam adına söz sahibi olduğunu iddia eden diğer aydınları da kapsar.

Eleştiriye hedef olan diğer gurup ise Kürt aydınlarıdır. Bu gurubunda en az Türk aydınları kadar sorumlulukları vardır.

Niyetimiz, aynı coğrafyada aynı mukadderatı yaşayanları ayrıştırıp, bölüştürmek değildir. Esefle belirtelim ki Müslüman milletimizin öncülüğünü üstlenmiş aydınlarımız Halkına ihanet etmektedir. Bu ihanetin açık örneği de İslam adına geliştirdikleri teori ve sahadaki pratiklikleridir.

Muhammed CAN

20.02.2024

Elazığ

 

YORUMLAR

MURAT NAZLI 1 ay önce
Herşeyden önce kendimizi çevremizi toplum ülkeyi analiz etmemiz gerekli.. Tanımadan da analiz olmaz. Düşünceleriniz ve önerileriniz önemli umarım faydalı olur...
Nadir 1 ay önce
Çok güzel tespitler kalemine kuvvet ,bir aydın problemi var evet ,aydın var mı o da ayrı bir dert .Rabbani alim daha da az .Suudi vehhabi , Türkiye selefi ve iktidara aklemlenmis,iktidara göre tavır alıyor aydın geçinenler de maalesef.Oysa aydın aydınlanmış ve çevresini aydinlatandir yoksa halka tepeden bakan, iktidara yalakalık yapan asla aydın olamaz.
Muhammed Aydemir 1 ay önce
Dediklerinize söylemlerinize katılıyorum...

REKLAM