‘Dünya Barışına En Büyük Tehdit: Aleviler’

GİRİŞ: 23.03.2025 15:57      GÜNCELLEME: 23.03.2025 15:57
Rasthaber -  Şam’da yaşarken üniversitede N. H. ile tanıştım. Şam’ın maruf “Sünni” ailelerinden. İlerleyen günlerde ailecek yakın olduk. Bayan N. H.’nin eşi avukattı. Eşi Suriyeli bir Kürt kardeşimiz. Üç kız çocukları vardı. Biz tanıştıktan birkaç yıl sonra boşandılar. Üniversitemizde haftada birkaç saat Arap kültürü, edebiyatı ve devrimleri üzerine okutmandı. Muteber ve ikna gücü yüksek BAAS üyeleri “eğitim doktrini” adıyla sözleşmeli olarak birkaç saatliğine üniversiteler, sendikalar ve resmi kurumlarda öğretmenlik yapardı. Bunun için de görev yaptıkları kurumların bütçesinden maaş alırlardı. N. H. maddiyata ve makamda yükselmeye çok tamahkârdı. Hanımefendi, Kültür Bakanlığında görevliydi. İdlib doğumlu Kültür Bakanı’yla ilişkileri limoniydi.

Bunun sebebini Bakan Bey’in “homoseksüel olan özel kalem müdürü ile yaşadığı ilişkiye” bağlıyordu. Bu konuyu uluorta konuşması N. H. ile Bakan Bey arasında sorun yaratmıştı. BAAS Şam Şubesi ile sahip olduğu güçlü bağlantılar sayesinde Bakanlıktaki makamını koruyabildi. Ancak iş yerini başka bir kuruma taşımak istedi. Bu gayesine de hâsıl oldu. Maaşı çok iyi ve hem de masa-altı getirimi çok daha iyi olan Suriye’nin ilk özel okulu sıfatını taşıyan, İngiltere Cambridge Üniversitesi onaylı ve müfredatına bağlı Uluslararası Pakistan Koleji’nin müdiresi oldu. Bu özel okul başlarda sadece yabancı büyükelçilerin çocuklarının okuduğu bir kolejdi.

BAAS’A TOZ KONDURMAZDI

Beşar Esad yönetimi devraldıktan sonra, yabancı pasaportlu ailelerin çocuklarıyla, çift pasaportlu fahiş zengin Şamlı ailelerin de çocuklarını kaydedebilme imkânı yaratıldı. Yıllarca bu okulda müdür olarak çalıştı. Birçok ev, apartman dairesi ve resmi arabası ve şoförü olmasına karşın, kendisi için ve çocuklarına özel birkaç araba ve özel şoförlere sahip oldu. Sohbetlerimizde BAAS Partisi ve yönetimine toz kondurtmazdı. Başkan Beşar Esad’ın fotoğrafları arabalarını ve ofisini süslerdi. Böyle bir başkana sahip oldukları için ne kadar şanslı olduklarını anlatırdı. Herhangi bir mülahazam veya yapıcı bir eleştirim dahi olsa arkadaş olduğumuzu unutur, saldırgan bir dil kullanır, kraldan daha kralcı kesilirdi.

BİR ANDA KÜKREDİ

Bir gün üniversitedeki müdürü olduğum Türkçe Öğretim Merkezi’nde ofisime geldi. Hoşbeşten sonra 1982 Hama olaylarını sormak istedim. Gerçekte neler oldu, ortaya atılan iddiaları hatırlattım. Reaksiyonu beni şoke etmişti;

“Suriye’de misafirsiniz, beğenmiyorsanız Türkiye’ye dönün. Veya eşinin kuyruğuna takıl, Amerika’ya gidin. Biz durduk yerde mi öldürdük? Bu terörist İhvancılar halkımıza ne fenalık ettiler, kaç bilim adamını, seçkin akademisyenlerimizi, subaylarımızı, sivillerimizi katlettiler biliyor musun? Halkın arasına mezhep fitnesi ektiler, biz Sünni, Alevi, başka şeyler bunları aştık, Arap milli kimliğimize ve davamıza nasıl saldırdılar haberin var mı?” diye kükredi. “Dur yahu nedir bu celalin nedir bu öfken” diyorum, meramımı anlatmaya çalışıyorum ama nafile otomatik silah gibi konuşmasına devam etti:

“Zaten zerre Araplık, Müslümanlık ruhu taşısaydın yabancı Hristiyan bir kadınla evlenmezdin. Seni Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olan İskenderun Sancağı ismine hürmeten sevdik, saydık. Yıllarca Avrupa ve Amerika’da yaşadığın için onlara benzemişsin. Esad’dan önce neler yaşadığımızı bilemezsiniz. Sabah akşam darbelere uyanırdık. Esadlar sayesinde ülkemiz kalkındı, güçlendi, saygın bir yere geldi. BAAS sayesinde tarihimize, özümüze, medeniyetimize yeniden kavuştuk. Arap milleti nasıl olunur, Sünni, Alevi, Dürzi, Hristiyan, Kürt, Türkmen Süryani, Ermeni nasıl bir arada kardeşçe yaşar, kardeşçe üretir ve kardeşçe savaşır bunu bize BAAS ve Suriye Bağımsızlık Savaşı’nı veren ecdadımız öğretti.

“Arap aleminin en muteber ülkesi olduk. Mısırlı Enver Sedat ve bu fistanlı, sarıklı sonradan görmüş, İngiltere, İsrail ve ABD uşakları körfez petrol şımarık yönetimlerinin ihanetine uğramasaydık 1973’te İsrail’i dize getirmiştik ve Filistin özgür olacaktı. Senin ülken Türkiye, ABD ve İsrail’in uşaklığını yapıyor. Ne vakit ayağa kalktık, İhvan hareketini başımıza musallat ettiniz. ABD Başkanları bizim Başkan’la görüşmek için randevu talebinde bulunurlar. Başkanımız vefat ettiğinde sizin Cumhurbaşkanınız dâhil ABD ve tüm dünya liderleri Başkanımızın cenazesine katıldı, önünde eğildi. Ülken Türkiye ile yakın olalım diye çabalıyorsun. Bana kalsa İskenderun Sancağı anavatan Suriye’ye dönünceye kadar Türkiye ile dost olmam.” dedi ve kahvesini içmeden kalktı gitti.

2012’DE GELEN TELEFON

2011’de malum Suriye üzerine savaş hâsıl oldu. 2012’de telefonum çaldı. Bir yurt dışı (Suudi) numarası idi. Telefondaki N. H. idi. Gayet tatlı bir dille hiçbir sorun yaşanmamış gibi hal hatır sordu. Çocukları ve aile efradıyla Suudi Arabistan’da olduğunu, kısa bir ziyaret için Şam’a geleceğini, halen oradaysam görüşmek istediğini söyledi. Şam’da maruf bir otel lobisinde buluştuk. Kardeşi Halit’le gelmişti. Suriye’nin maruz kaldığı saldırılar için çok üzgün olduğunu anlattı. Türkiye, ABD, İsrail ve sahadaki terör örgütleri için beddualar okudu. “Bizi kimse yıkamaz, yenemez. Bu savaştan alnımızın akıyla çıkacağız. Başkanımıza, partimize ve ordumuza güveniyoruz. Türkiye bizi neden arkadan hançerledi? Yanlış yapıyor.” dedi.

BİR ANDA BAAS DÜŞMANI OLDU

Ardından irtibat tekrar koptu. 2017’de bir Türkiye numarası aradı. Telefondaki N. H. idi. Yanında kardeşi de vardı. Selamını söyledi. Türkiye’de aile apartmanı almışlardı. Suudi Arabistan-Türkiye arası mekik dokuyorlarmış. Ailesi, ama özellikle erkek kardeşi Halit ticaret erbabıydı. Suudi Arabistan olmak üzere birçok Arap ülkesinde yatırımları vardı.

Kendisi ve kardeşi Halit tüm aile için Türkiye’de ikamet ve vatandaşlık almak için apartman satın almıştı. Bizimle tekrar yakınlaşmasının sebebini idrak etmiştik. Vatandaşlık sürecinin hızlandırılması için ne yapılabilirdi bu konuda destek istiyordu. En nihayet 8 Aralık’ta Esad Moskova’ya göçtü. Şam’daki makama Ahmet Şara El-Colani ve HTŞ ile ona biat edenler oturtuldu.

N. H. Suudi Arabistan’dan paylaşım üstüne paylaşım, mesaj üstüne mesaj atıyor. Şara, HTŞ, İhvancılar ve yabancı savaşçıları övüyor. Esad’ı, BAAS yönetimini en ağır şekilde eleştirmeye başlamış. Muzaffer Emevi çağının başladığını müjdeliyor. Alevi katliamına gerekçeler sunuyor. Esad ve Alevilerin sırf Sünni oldukları için Sünni katliamı yaptıklarını, İran, Hizbullah, Irak ve Yemen Şiilerini Suriye’ye Sünnilere soykırım yapmak için davet ettiklerini iddia ediyor. İsrail’in Suriye’deki varlığından rahatsız olmadığını söylüyor. Filistinlilerin Hizbullah’ın dostu olduğu için yok edilmeleri gerektiğini yazıyor. Alevilerin aslında Nusayri olduklarını, Nusayrilerin Müslüman olmadıklarını, İslam ve Sünni düşmanı olduklarını ve Alevi katliamı yapanları haklı bulduklarını, öldürülen çocuk, kadın erkek Sünnilerin intikam alma hakkına sahip olduklarını paylaşıyor. Dünyanın İslam âlemi için ve dünya barışı için en büyük tehlike ve tehdidin Aleviler olduğunu iddia ediyor. Bu katliamları haklı gösteren “şeyhlerin, yazarların, gazetecilerin” makalelerini yayınlıyor.

MÜNAFIKLARLA DOLU SİSTEM

Bu ibret ve derslerle dolu tecrübeler sadece bazı mahlûkların münafıklığını değil aynı zamanda onları münafık yapan sistemi anlamak için de çok önemlidir. Esad yönetimi ve BAAS münafıklarla doluydu. Şam’daki değişim sadece yüzlerindeki maskeleri düşürdü. Ama ve lakin onları münafık yapan bir başka önemli unsur da bizatihi Esad ve BAAS yönetimiydi. Zira ne kendileri korudular ne de kendileri dışında yurtsever, anti-emperyalist, anti-Siyonist ve anti-kapitalist muhalefetin var olmasına müsamaha gösterdiler. Sahanın N. H. ve benzeri münafıklarla tarihin şahit olduğu en barbar muhalefeti tarafından domine edilmesine sebep oldular.

AYDINLIK

 

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM