Hangi Düşman-2

GİRİŞ: 24.03.2025 19:45      GÜNCELLEME: 24.03.2025 19:45
Rasthaber -  

وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪يۚ اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪يۜ اِنَّ رَبّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ

(her şey rağmen) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir.”

(Yusuf-53) 

 

İlk bölümde düşmanı tanımak için genel anlamda bir tanımlama yapmıştık, fakat asıl hedefimizin düşmanı tanımdan önce kendimizi* (karin & spiritüel dost) tanımak olduğudur. “Kendini bil ki düşmanın tanıyasın”. Yazımızın ilk bölümünde bizleri etkileyen & yönlendiren fikir babamız “karin & spiritüel dost” kime bağlı olduğunu bilip bilmediğimiz sormuştuk. Kendimizi tanımakla spiritüel dostumuzun kime bağlı olduğunda anlamımız mümkün olacaktır. “bana dostunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim”.

İnsan oğlu iki ana yapıdan oluştuğunu daha önceden biliyoruz.

1.    Madde Yapı; gözle gördüğümüz elle dokunduğumuz vücudu. Vücudumuzu anlayse edebiliyor hakkında bir çok bilgiyi edinebiliyoruz fakat o kadar karmaşık ve sofistike bir yapı ki Hz. Ali (as) "Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, ama en büyük âlem sende gizlidir." demiş.

2.    Enerji Yapı; Gözle görmediğimiz, elle dokunmadığımız fakat varlığıyla vücudu yaşatan Ruh. Fakat hakkında yeterince bilgimizin olmadığı bir yapı; “Sana ruh'tan sorarlar; de ki: 'Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.” (Isra-85)

Dolaysıyla Ruh & can & nefis & basiret, hakkında sadece öngörüler, tahminler ve Kuran'ı kerimin bize verdiği bilgi kadar ancak tanım yapabiliriz. 

Allah (cc), nefsin bizi daim olarak kötülüğe “iyiyi, güzeli, doğruyu” bozmaya (fesat, nifak, ilahlık) yönelik olduğunu söylemekte. “Sana gelen her iyilik Allahtandır. Sana gelen her kötülük de nefsindendir” (Nisa-79). Bu pencereden baktığımızda insan, iç dünyasına hükmetmesi gerekiyor yoksa boşluğu dolduran elemente & enerji mutlak olacaktır. Allah (cc), insana doğuştan basiret-i vermiş bu insanın iç dünyasını aydınlatan bir nurdur.  İnsan nefsine hükmetmesi için basiretinde güçlendirmesi gerekiyor, iç dünyamız ne kadar ilahi nurla aydınlanırsa nefsimiz de o kadar parlak olacaktır. Basiretimiz söndükçe nefsimiz kararacaktır.  Nefsimiz diğer element & enerjinin emrine girecektir fakat biz bunu farkında olmayacağız. Nefsimizi nasıl geliştiriyoruz onu analiz yapalım. 

İnsanoğlu kendi ruhunu & vücudunu savunmasını yapacak her türlü gereksinmelerle doğal olarak donatılmıştır. Fakat asıl olan bu donatımları nasıl kullandığımız yada farkındalığımızın olup olmamasıdır. Maddi vücudumuzun doğal savunma sistemi mevcuttur fakat bizler buna rağmen vücudumuza ihanet edebiliyoruz yani bilmeden yada bilerek vücudumuza zara verecek ortamlar veya yaşama şekliyle vücudumuzun yıpranmasını kısa adıyla hasta olmamızı sağlıyoruz hatta ölümle de sonuçlandırabiliyoruz dolaysıyla vücudumuzun asıl düşmanı bizler mi oluyoruz!?

Allah (cc), bir çok ayetinde insanı akıl etmesini düşünmesini emrediyor ama ya insan ne yapıyor? Ali imran -65: “…Siz hiçşünmüyor musunuz?”, Enam-50: “De ki: ‘‘Kör ile gören bir olur mu? Hiçşünmez misiniz?’’ Araf -176: “…Bu kıssayı iyice anlat, belki biraz düşünürler.”, “gerçeği arayanlar ve sorup öğrenmek isteyenler için nice dersler ve ibretler vardır” Yusuf-7, “Doğrusu bütün bunlarda, sistemli düşünebilen kimseler için nice deliller, alınacak nice dersler vardır.” Rad-3. Ayetlerleler Allah (cc), bizleri devamla düşünmeye, tefekkür etmeye davet etmiş, uyarmış ve “Aklınızı kiraya vermeyin” demiştir.

Allah (cc), bizden neyi düşünmemizi istemektedir?

 insan yaratan Allah (cc), yaratığı kulunun ne yapıda olduğunu bildiği için, (bize ruhundan üflemesi; hür iradeyi vermesi, ilahi gücün insanda tecelli etmesi ve insanın bunu hazım edememesi) den dolayı Biz, insanlığı koruma altına almak için gerekli doğal donatımları vermekle kalmamış bizlere yol gösterici protokoller, (kitaplar) açıklayıcı & öğretici eğitmenler (peygamberler & rehberler) göndermiş fakat bunula birlikte yazımın ilk bölümünde dediğimiz gibi; “Sınanmak üzere yeryüzüne gelen insanın bu süreci başarılı ve faydalı geçirmesi onun Kuran ve sünneti tayibe ilkelerine gösterdiği öneme ve duyarlılığına bağlıdır. Ne yaparsak yapalım şeytan hiç bir zaman bizi rahat bırakmayacak çünkü hayat imtihanımızı oluşturan elementler şeytan ve şeytanın hizmetkarlarıdır.Demiştik. Çünkü bizim kendimizi korumamız için gereklidir, Allah’ın bizim ibadetlerimize yada O’na tapınmamıza ihtiyacı olduğu için değildir. Yoksa bizleri melek gibi yaratır, cennetten kendimiz kovdurmaz, bildiğimiz dünya yaşantısı olamazdı ve hiçbir şey gerek kalmazdı. Dolayısıyla bütün bu gelişen olayların hepsi birer öğreti ve imtihandır.

Akıl kullanma, düşünme & tefekkür etmek! neden? Kendini bilmek, Hakikat-i tanımak ve onu ile bir olmaktır. İlim  insana bunu için verilmiş, kullanımda serbest bırakılmış ama lakin hedefi de belirlenmiştir. “en azından Allah’ın kendisini sürekli gördüğünün şuuru içinde iyiliği şiar edinerek bütün varlığıyla Allaha yönelip Ona teslim olursa, onun mükâfatı Rabbinin yanındadır” (Bakara-112), “Yüzlerinizi doğu ya da batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik; Allaha, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanan; malını sevdiği halde akrabasına, yetimlere, yoksullara, yolda kalan gariplere, dilenenlere, hürriyetine kavuşmak isteyen köle ve esirlere veren; namazı dosdoğru kılıp zekâtı ödeyen; antlaşma yaptığında sözünde duran; sıkıntı, darlık, hastalık ve şiddetli savaş zamanlarında sabredenlerin yaptığıdır. Kulluklarında samimi ve dürüst olanlar işte bunlardır; gerçek takvâ sahipleri de yine bunlardır.” (Bakara-177), “Asıl iyilik, Allaha karşı gelmekten sakınan kimsenin iyiliğidir.” (Bakara-189) Yoksa teknoloji & ilim iyiliği oluşturmuyor ve iyiliği savunmuyorsa onun hiç bir değeri yoktur. Yunus emer der ki “ İlim ilmi bilmektir, ilim kendini bilmektir sen kendini bilmiyorsan bu nice okumaktır! 

Bu açıklamadan sonra konumuzu gelirsek, “Rahman'ın uyarısını görmezden gelmeyi tercih eden kimseye gelince, Biz onun içine öteki kişiliğini oluşturmak üzere (kalıcı) bir şeytanı dost edindiririz” Bu ayet bana bazı ata sözlerimizi hatırlatmakta “ bana dostunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim”. Bir başka ata sözümüz “(y)üzüm, (y)üzüme bakarak kararı 

İnsanın Allah’a karşı isyankar olması yada İlahi mesajı kavramaması onun içinde bulunduğu ortam, toplum & yapı, aldığı terbiye & eğitim ve insanların direk veya dolaylı sosyal etkileşimleriyle (etkileşim & özeleşme) aldığı alışkanlıklardan (koku) oluşmakta. Daha basit anlaşır şekliyle örnekleyerek anlatırsak devamlı meyhaneye giden alkol kokar, kimyasal fabrikada çalışan kimyasal ürünler kokar, sigara içilen bir toplumda buluna sigara kokar, kullanır yada kullanmaz (= etkileşim & özeleşme). Kalıcı olan nedir? Görünmeyen fakat hissedilen kokudur.  Kokunun kaynağı görünmese de etkisi kişi üstündedir. Fakat o kişi, kimyasal fabrikayı yada meyhaneyi belki içmediği sigarayı üzerinde taşımasa da ama daim bulunduğu ortam  ona kalıcı olarak o kokuyu vermekte.

Koku, kişiye bir elbise gibi yapışır ve her yerde ona dost olur. Özet olarak, Alışkanlıklar (koku), İnsanın bulunduğu & yetiştiği ortamda, kişini karakterine etkileşim yoluyla geçmekte & sinmekte ve o kişini karakterini, kişiliğini oluşumun sağlamaktadır. Dolaysıyla ruhumuza entegre olmuş spiritüel dostumuzun kişiliğini oluşmasında ki eğitimi de bu şekilde oluşmaktadır. Bizler sosyal yaşantımız & ilişkilerimizi etkileşim yolluyla kendimizi çevremizle özleştirmekteyiz. Eğer herhangi bir protokole bağlı değilsek & düşünmüyor, tefekkür etmiyorsak kendimiz o toplumu şekline büründürmekteyiz. Bu ailede başlayıp, okulla devam ederek toplumda ki sosyal ilişkilerimizle kendini olgunlaştırır. (Kişilerin etkileşiminde rol oynayan en büyük faktörler, tarih, çevre, sosyal yapı, biyolojik yapısı ve insanın özü olan Aşk’tır (sevgi). Sevgi & Aşk duygusu seviyesi, insanların arasındaki etkileşim & özleşme farkın belirler.) 

Dolasıyla Allah (cc) bizlere Fatiha süresinde “Bizi doğru yola, kendilerine (lütuf ve ikramda bulunarak) nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil.” Diyerek her 5 vakit namazda (kılanlar) söylediğimiz dua yapısında bir ayetle bizlere devamla hatırlatma yaptırmaktadır. 

Nimet verdiklerinin yolu” ne anlamda? Bizleri, Senin lütfu nurunla seçip insanları doğru yolla ileten önderlerin (her türlü günahtan arınmış, pak & temiz olanların) yoluna ilet ki o yolda yürüyen o yüce zatların dostları olalım, onların alışkanlıkları (Etkileşme) üzerimize sinsin, onların alışkanlıklarıyla özleşelim. 

Tersi de bizler için geçerlidir, gazaba uğramış & sapmışların yolu; o yol ki şeytanın vesveselerine ve vehimlerine (allı-gülü, yıldızlı, süslü yalan kelimeler) kulak veren sapıtmışlar, sapkınlar, isyankarlar (zalim, müşrik, münafık, mütekebbir), şeytanın dostlarının yolludur. O yolu seçenler şeytana dostu olur, onların alışkanlıkları (etkileşim) onların üzerine siner ve alışkanlıklarıyla özleşirler.

Özet olarak, İnsanın kendisini tanıyabilmesi için ruhunu her türlü alışkanlıklardan hür kılması gerekir “LA ILAHA” anlamı; düşünebilen, akıl edebilen, tefekkür edebilen hür insan demektir.  Ruhunu hürriyetine kavuşturan insan seçimini yapar “ILLA ALLAH” der. Anlamı; bilip bilmediğimiz, akıl bile edemediğimiz her şey gücü yeten ve tek sahibi olan Allah’ı dost & yaratıcı seçebilen, görebilen, sevebilen insan demektir. Biz buna TEVHID diyoruz. 

Fakat bu her zaman ne yazık ki böyle olmuyor dolaysıyla insanlar iman ve ahlâk açısından ana hat olarak “Mümin” Aklı ve Kalbi ile Allah teslim olan, “Kâfir” inkârcı, inançsız ve “Münafık” olmak üzere üç kısma ayrılmıştır, her birinin ilahi değerleri benimseyip veya benimsememeleri bakımından farklılıkları vardır. İnsanın iman ve amel bakımından erdemli oluşunu belirleyen kriteri, iyi ve kötü”, doğru ve yanlış”, hak ve batıl” ayrımında onun ortaya koyduğu tavrı belirlemiştir. 

Kim Allah’a iman etmez veya onun emrini görmemezlikten gelerek hafife alırsa, nefsini ilahlaştır ve bilerek & bilmeyerek şeytanın vesveselerine, emrine amade olarak Allah'ın gazap ettiği kişilerin yolunda Allah'ın gazap ettikleriyle dost olur, onları önder seçer, karini (spiritüel dostu) üzerindeki şeytanın mikro bürosu, şeytan ve ekibi de akıl hocaları olur ama o kişi de kendini doğru yolda olduğunu sanır.    

İnsanlığın ve inancın en Ahlaksız düşmanı Münafıklardır. (fesatçı, bölücü, hain)

İslam tarihine ve günümüzde de baktığımızda kişiliksiz, sahtekar, Müslüman kılıklarıyla (kimlikleriyle) inanları arkadan bıçaklayan, inanların kanını akıtan, inananların düşmanın ekmeğine yağ süren ve o düşmanların inananlara yapamadıklarını hiç çekinmeden inananlara yapabilen hainler münafıklardır. 

Münafık; hakikatte şeytanın dostu, görünürde Müslüman geçine bukalemun tip insanlar.  Kendilerini hakikatte olduklarını müminlere & (inançlı insanlara) inandırmak için her türlü yola başvuran, şekilci, riyakar içi ve dışı farklı yapılı insanlardır.  Kelime oyunlarıyla kendi yalanlarını etkinleştirerek toplumları kandırırlar. Daha da açıkçası kurdukları riyakar & gösteriş budalası sistemlerin kurallarıyla kendi yalanlarını doğru ve hakikat olarak insanlara empoze ederler. Ümmeti parçalayanlar münafıklardır. Onlar, “Kalplerinde hastalık bulunanların: Ne olur ne olmaz, korkarız ki zaman aleyhimize dönüverir de başımıza bir felaket gelir” diyerek, o zâlimlerin dostluklarını kazanmak için âdeta yarış yaptıklarını görürsün.” (Maida-52) , “İman edenlerle karşılaştıklarında inandık” derler. Şeytan dostlarıyla baş başa kaldıklarında ise: Emin olun! Biz sizinle beraberiz, onlarla sadece alay ediyoruz” derler.” (Bakara-15) İslam ümmetinin vahdetin dinamitleyen ve inanların en tehlikeli düşmanı bunlardır. “Ey insanlar! Allah'ın sözünü verdiği kesinlikle gerçektir. Artık, dünya yaşamı, sakın sizi aldatmasın! Ve aldatıcı (şeytan dostları & münafıklar), sakın sizi, Allah (kitabını kullanarak) ile aldatmasın!” (Fatir-5) 

Bizler öylesine bir zaman dilimine girdik ki insanlığın kendini körelttiği, cahil bıraktığı tam anlamıyla tek göze köle olduğu bir ortama girdik. Daha açık söylersek taş devrinden en yüksek seviyesine gelen insanoğlu taş devrine doğru düşüşe geçmiştir. Fakat bu düşüşü durduracak Allah'ın insanlar için seçtiği önderinin de geliş zamanına girdik.  Yalancıların, sahtekârların, yobazların, Allah'ın dini kendi çıkarına alet eden, saptıran (Hristiyan adıyla, Yahudi adıyla, Müslüman adıyla) münafıkların, müşriklerin, zalimlerin azdıkları ve tarihteki sonu rollerini aldıkları zamana geldik.

 

Mustafa Kemal TASPINAR

20 Mart 2025

YORUMLAR

EBU HUSEYIN 4 gün önce
Güzel bir Analiz, Allah razı olsun kardeşim.

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM