Hüseyni Kıyamın Ayırdığı Şeriatler

GİRİŞ: 12.10.2021 09:45      GÜNCELLEME: 12.10.2021 09:45
Rasthaber -  Bismillah

HÜSEYNİ MATEM VE GÖZYAŞLARIYLA GEÇTİ İKİ AYIMIZ

Acı Matem aylarından Safer ayını da geride bıraktık ve matem bu sene de bol göz yaşlarımızla, vâ Hüseynâ feryatlarıyla geçti. Rabbim bu yaslarımızı kabul ederek Mazlum Kıyam Komutanı İmam Hüseyin a.s’a ulaştırsın. Pandeminin baskısı altında geçen sene gidemeyenlerimizden bazıları kutsal Erbain Ziyareti için Kerbela yollarına düştü. Hüseyin (a.s)’e yas tutmak için matem meclislerinde buluşan gönüller, Meddahların mersiyeleriyle hüzünlenirken, hatiplerin Kerbela Kıyamının felsefesine dair bilgilendirmeleriyle gıdalanan akıllar, hayata yön çizici olgunlaşmaya doğru ilerledi.

Peki gerçekten de yeterli miydi bu seneki bu faaliyetler, gerçekten Hüseyin a.s’ın uğruna canını feda ettiği Kıyam’a layık mıydı? Buna herkes şüphesiz ki hayır cevabını verecektir. Matem meclislerinin zirve hedefinin ağlamak olduğunu düşünen halk ve meddahlarla Hüseyni Kıyam’ın Yezidi egemenlik ve esaret zincirlerini kırmak olduğuna inanan inkılapçılar yapılanların çok eksik olduğunu biliyorlar. Her kesimin üzerinde birleşeceği bir diğer gerçek de eğer Hüseyin (a.s)’e yas tutan yüz milyonlarla, Erbain için Matem yollarına düşen on milyonlar gerçekten hakkıyla bu faaliyetleri yerine getirmiş olsalardı şu kesindi ki Zamanın Garip İmamı Mehdi (a.s) çoktan zuhur etmişti. Hüseynin (a.s) isyan ettiği Yezidleri devirip Kerbela’ların intikamını almıştı. Kerbela’ların, çünkü Ehlibeyt tarihi mazlumiyet tarihi olarak İmam Hüseyin (a.s) gibi şehit olan daha 11 Masumun da intikamı alınacaktır.

HÜSEYNİ YAS VE ZUHUR

Zuhur için 313 kişi yeterliyken, Hüseyin (a.s)’e yas tutanların sayısı yüz milyonlara ulaşmış ve hala zuhur olmuyorsa o zaman bir şeyleri gözden geçirmemiz gerekmiyor mu, hiç şüphe yok ki gerekiyor. İyi ki Şiiyiz ve iyi ki elimizde Zuhur diye bir ölçüt var. Zuhur olmuyorsa demek bir yerlerde yanlış yapıyoruz deyip yaşantımızı gözden geçirme imkanımız var.

Başta şahsım olmak üzere alimlerin ve Kerbela Kıyamını anlamış olan aydınların üzerinde çok büyük vebal vardır. Hüseyni hareket sadece matem ve göz yaşına indirgenemez. Bu kıyam çok daha büyük amaç ilke anlam ve felsefeye sahiptir. Eğer İmam Hüseyin a.s’ın hareketine ağlanırken onun sözleri incelenmiyor, Yezidin niteliği amacı anlaşılmıyor, İmam’ın o mel’una neden biat etmediği doğru analiz edilmiyorsa dökülen gözyaşları ve çizilen hedefler işlevsiz kalacaktır.

Neydi İmam hüseyin a.s’ın uğruna yaşamını verdiği kıyam davası ve bu davanın felsefesi? Bir çok aydın Hüseyni Kıyam’ın felsefesini değişik açılar kavramlar ile ele alabilir bendeniz ise bu Kıyamı ele almak için anahtar kavram ve bakış noktası olarak “Şeriatler” kavramını seçtim.

ŞERİAT KANUN DEMEKTİR

Şeriat Arapça şeraa kelimesinden türemiştir. Şeraa yola çıkmak yol gibi anlamlara gelir. Şeriat ise uygulanan gidilen yol, kanun anlamına gelmektedir. İslam Şeriatı dendiğinde İslam kanunları; Müslüman ise İslam’a teslim olan kişi demektir. Bu iki kelimeyi birleştirdiğimizde Müslüman’ın İslam Şeriatı’na teslim olan onu gönülden benimseyip bir maddesini bile inkar etmeyen, ona gönülden bağlanan kişi demek olduğu açıktır. İslam Şeriatı yani bir başka deyişle İslam kanunları Peygamber(s.a.a)’e Allah’tan vahiyle inen kanunlar ve Masumların buyruklarından oluşmaktadır.

Kur’an tüm insanlara seslenerek, sizi yaratan Allah ise size Emretme yetkisi de O’nundur.” diyerek, sadece Müslümanları değil tüm toplumları İslam Şeriatına çağırmaktadır. Bunun için dünyayı düşünmeye çağırmaktadır. İslam Şeriatı’nın dünyaya nasıl bir huzur getireceği konusu İslam’ın nasıl bir huzur için gönderildiği konusuyla aynı cevaba sahiptir.

İSLAM ŞERİATI İÇİN DEVLET GEREKİR

Peygamberimiz’e Şeriat yasaları Mekke döneminde inmemişti, Mekke’de inen ayetler İnanç konularını içeriyordu. Çünkü muhatapları daha Kur’ana tevhide Resulullah’a inanmıyorlardı, ki onların getirdiği yasalara uysunlar. Hicret öncesi Mekke döneminde Müslümanların bir devleti yoktu, bu yüzden otorite, kanunları uygulayacak güce sahip olmadan Resulullah’a İslam Şeriatını belirleyen ayetlerin inmesi anlamsız olurdu. Ama ne zaman ki Müslümanlar Medine’ye göç ettiler ve orada devlet olma gücüne ulaşarak yönetimi ele aldılar o zaman Allah İslam Şeriatını oluşturan ayetleri vahyetmeye başladı. Bu yasalar insanlar arasındaki toplumsal kuralları devletin ve yöneticilerin uygulaması gereken kuralları içeriyordu. Yasama yürütme ve yargıya dair yasalardı. Aile hukuku, toplumsal ve ticari kurallar, savaş ve barış hukuku, toplumlar arasındaki mutabakat esasları, ceza yasaları gibi toplumun üzerine oturtulacağı tüm esaslar bizzat Vahiy ile belirlenmişti. Bunlara uymayanlara yine Şeriatın kendi cezai müeyyideleri tatbik ediliyordu. Müslümanlar 13 yıl süren Mekke’deki zor, çile ve işkence ortamından, otorite ve sorumluluk hisseden yöneticiler konumuna geçince İslam Şeriatına büyük oranda uydular. Kimse çıkıp da Resulullah’a ayetlerin hangi tür yasalardan söz ettiğini, hangi uygulamanın İslam Şeriat esaslarına uygun olup olmadığı konusunda akıl vermeye kalkmıyordu. Bireysel çıkışlar olsa da Resulullah’a itaat Allah’a itaat sayıldığından ve herkes öyle inandığından, bu çıkışlar toplumca onay bulmuyor ve sahipleri münafık konumuna düşüyordu.

RESULULLAH İSLAM DEVLETİNİ KURDU

Resulullah’ın Medine’de kurduğu toplumsal yapı tam anlamıyla bir hükümet ya da başka deyişle devletti. İslam Devleti. Bu devleti başka ne ile adlandırabiliriz ki? Devlet olmak için ne gereklidir?

Vatan, millet, bayrak, para, oylanıp onay görmüş anayasa, ordu, yöneticiler vergi ve maliye sistemi, yasama yürütme yargı organları. Resulullah’ın Medine’sinde bunlardan hangisi eksikti? O Hazretin devleti yönetme binası bile vardı, bu Mescidi Nebevi idi. Kurulan yapının ya da vatan sınırlarının büyük küçük olması nüfusunun ne kadar olduğu gibi konular devleti devlet yapan konular değildir. Zamanının en güçlü devleti olmasaydı bu devletinçevre ülkeleri ele geçirme planları, savaşları fetihleri olamazdı. Şu halde bu yapının devlet olduğunda şüphe kalmadığına göre bu devleti,İslam Devleti ya da İslam Hükümeti dışında başka en iyi nasıl isimlendirirsiniz, biz buna İslam Devleti diyoruz.

İSLAM DEVLETİNİ ABD VE İŞİDE NEDEN KAPTIRALIM?

Büyük şeytan ABD çok uyanık. Resulullah’ın yüzük mührü olan “Allah Resul Muhammed (s.a.a)” kelimelerini, kurduğu terör örgütü İŞİD’e bayrak olarak seçti. Yıllar yılı Emperyalist hile ve desise krallığı İngilizler İslam Devleti tabirini İŞİD, el Kaide, Selefi, Vahhabi gibi tekfirci terör örgütlerine hedef ve slogan yaptılar. Böylesine çok önemli ve Resulullah’ın temellerini atıp ilkelerini belirlediği, ilk uygulamasını gösterdiği İslam Devleti,başta Müslümanların kendileri olmak üzere tüm dünyaya terör cinayet ve kan dökme vasıtası olarak tanıtılmış oldu. Artık İmamet ilkesine sahip olan Şii Müslümanlar bile “İslam Devleti bizde yok.” demeye başladılar. Resulullah’ın ve İmam Ali (a.s)’ın uğruna yaşamlarını harcadıkları bu yüce organizasyon böylece tekfirci Selefilere terk edilmiş oldu.

Halbu ki basit bir soru zinciriyle tüm Şiiler bu gerçeği anlayabilir. İmamet nedir? Resulullah’tan sonra insanların itaat edeceği Masumlara bağlanmak. En büyük itaat yetkisi Masumlardaysa ve Masumlar asla yanlış yapmayacaksa, Masumların üzerinde kimse olabilir mi? Hayır. Öyleyse devletin başı otomatik olarak Masumlara tahsis edilmiş olmaz mı? Evet. Masumlar devlet kurmadan bir devletin başı olmadan İmametlerinin gereğini toplumlarda uygulayabilir mi? Hayır! Masumların kurduğu devletin adı İslam Devleti olmayacak da daha iyi hangi ad olacak? İslam Devleti’nin yasal düzenlemedeki ifadesi ve kavramı hiç şüphe yok ki İslam Şeriatı’dır.

Allah Resulu (s.a.a)’in kurduğu Medine İslam Devleti bir çok fetihlerle sınırlarını genişletti. Mekke, Taif başta olmak üzere bir çok il İslam Devletinin yönetimine geçti. O Hazretin vefatıyla birlikte bu sınırlar genişledi. Ancak yöneticiler ilkesinde bir darbe yedi. Devletin başındakilerin masum olmayanlardan olması gibi. Bu değişiklik İslam Şeriatı olan yasalara da, bu yasaların oluşturduğu toplumsal hayata da olumsuz olarak yansıdı. Ortalık ve işler karıştı derken ilk kurucu devlet başkanı Resuli Ekrem’den 25 yıl sonra İmam Ali (a.s)  bu devleti devraldı. İmam Ali (a.s) 60 konuda bidatlar türetildi dediği toplumsal ve yasal değişikliklerden düzeltebildiklerini düzeltti. İslam Devletinin en önemli ilkesi olan Adaleti yeniden rayına oturtmaya çalıştı ki bu noktada büyük bir muhalefetle karşılaştı. Muhalefet Muaviye merkezinde birleşti.

MUAVİYE ŞERİATI

Muaviye dinsiz değildi, o da Müslüman olduğunu iddia ediyor, hatta İslam’ın emirlerini görünürde uyguluyordu. Muaviye devleti kendisi devralmak istiyordu. Devlette uygulayacağı kanunlar farklı değil İslam’ın kanunları idi. Çünkü halk Müslüman olduğundan başka bir yönetimi getirmesi imkansızdı. Yani Muaviye de İslam Şeriatı taraftarı olduğunu iddia ediyordu. Kanunlar ilkeler, Şeriata temel olan ayet ve hadisler aynı olsa da bunların yorumları, ayet ve hadislere dayanılarak çıkarılacak yönetmelik uygulama ve emirler farklı olacaktı. Örneğin en büyük farklılık yöneticilik ve onların vasıfları hakkında olanı idi. Muaviye Ehlibeyt’in (a.s) otoriterliğini biliyordu, buna rağmen İmam Ali (a.s) ile o alanda mücadeleye girişecek ve halifeliğin kendi hakkı olduğunu iddia edecek kadar aptal değildi. Bunun yerine mazlum postuna bürünerek 3. Halife Osman’ın kanlı gömleğini kendine bayrak yaptı. Ayetleri, gasbedilmiş hak olduğunu ve bu hak aramanın merkezinde kendinin bulunduğunu iddia edecek biçimde yorumlamaya başladı. Yani Resulullah’ın buyurduğu gibi: “Ey Ali (a.s) ben Kur’an’ın inişi için savaştım sense onun yorumu için savaşacaksın.”

Biz bu yazı dizimizde Muaviye’nin uyguladığı devlet yasaları ve düzeni için “Muaviye Şeriatı” deyimini kullanacağız. Onun mücadele ettiği Ali (a.s) hakkında ise “Ali Şeriatı” diyeceğiz. Ali Şeriatı, Muhammed (s.a.a) Şeriatı yani İslam Şeriatı’nın bizzat kendisi ve aynısıdır. Muaviye Şeriatı ise görünüşte İslam şeriatına benzeyen, gerçekte Muaviye ve destekçilerinin konforunu sağlayan tam anlamıyla münafıkça bir şeriattır. Ali Şeriatı Peygamber (s.a.a)’ın kurduğu birey ve toplum yaşantısıyla aynıyken Muaviye Şeriatı, merkeze kendisini almıştır. Halk fakirleştirilir, toplumsal sınıflar oluşturulur, yöneticiler saraylar güç ve zenginlikler sahibidir. Ancak tüm bunlar hala İslam ve onun emri adına yapılır. Allah’ın gönderdiği kutsallardan yararlanılarak bu sınıfçı düzen kurulur. (sürecek…)

Ali Mert

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM