İmam Mehdiye İhtiyaç Duyacak Mıyız?

GİRİŞ: 13.08.2022 11:59      GÜNCELLEME: 13.08.2022 11:59
Rasthaber -  Bismillahirrahmanirrahim

İmam Hüseyin as.`ın haremi tıka basa onun için ağlayan, sine vuran birçok insanla doluydu. Herkes aynı renkte, aynı duyguyu paylaşan bir bütünün parçası gibiydi. İlk defa kendimi bir acziyet içerisinde hissetmiştim. Herkes kendini İmam Hüseyin as.'a bağlamıştı. Kendi kendime şunu sormadan edemedim, herkes Hüseyni olsa; böylesine bir birlik dünyanın her yerinde olsa İmam Mehdiye yine de ihtiyaç duyacak mıydık? Ya da herkes kemale erse; birbirine bu denli benzeyen bu insanların arasında yine de İmam Mehdi af.'ı ayırt edebilecek miydik?

فَاَسْأَلُ اللهَ الَّذي أكْرَمَني بِمَعْرِفَتِكُمْ وَمَعْرِفَةِ اَوْلِيائِكُمْ وَرَزَقَنِى الْبَراءَةَ مِنْ اَعْدائِكُمْ اَنْ يَجْعَلَني مَعَكُمْ فِي الدُّنْيا وَالآخِرَةِ وَاَنْ يُثَبِّتَ لي عِنْدَكُمْ قَدَمَ صِدْقٍ فِي الدُّنْيا وَالآخِرَةِ وَاَسْأَلُهُ اَنْ يُبَلِّغَنِى الْمَقامَ الَْمحْمُودَ لَكُمْ عِنْدَ اللهِ وَاَنْ يَرْزُقَني طَلَبَ ثاري مَعَ اِمامٍ هُدىً ظاهِرٍ ناطِقٍ بِالْحَقِّ مِنْكُمْ

'O halde, sizi ve dostlarınızı tanımakla bana lütufta bulunan ve düşmanlarınızdan uzaklaşmayı bana nasip eden Allah’tan beni dünya ve ahi-rette sizinle beraber kılmasını, dünya ve ahirette sizin yanınızda benim için doğru makam sabit kılmasını niyaz ediyorum. 'Allah’tan beni, sizin için Allah katında olan makam-ı mahmud’a (beğenilmiş makama) ulaştırmasını ve sizden hidayet üzere olan, aşikar ve -hakkı- konuşan İmam (Mehdi) ile sizin intikamınızı almayı bana nasip etmesini niyaz ediyorum...

O güne kadar İmam Mehdi benim için herkesi Hüseyni kılacak bir birleştirici unsur gibiydi. Fonksiyonu insanlara barışı, birbirleriyle sulh içinde yaşamayı öğretecek bir rehberdi; ta ki kafamda bu kadar insan arasında, böylesine yüce bir mekanda İmam Mehdi'nin kendisi bulunsa yine de onun kim olduğunu tanıyamayacağım gerçeği yankılanana kadar...

O andan itibaren tüm insanlar birbirine benzese, her biri yüce bir makama sahip olsa bile İmam Mehdi yine de tanınması gereken farkı olan biriydi. Her insanı birleştiren değil, birbirine çok benzeyen iki insan arasında bile, değerleriyle, düşünceleriyle, amelleri bile aynı olsa niyetlerindeki farklılığı ayırt etmemize yardım edecek bir terazi gibiydi...

Günümüz şiası bu iki düşünceyi hala idrak edebilmiş değil. Birincisi batının sloganı olmuş; her birimiz farklı milletten, renkten, inançtan olsak bile birbirimizin aynısıyız, biz birbirimizdeniz. Batının düşüncesinde; bu slogandan dolayıdır ki eşcinsellik ve onların gökkuşağı rengindeki bayrağı bir saygınlık taşımaktadır. Biz onların hallerine; inançlarına sapıklık olarak baksak da sapıklıkta oldukları düşüncelerin bile temelinde biir ilkeleri yatmaktadır. Müslümanların görevi arka planı görüp; kendi düşüncelerinde toplumlarını onların ilkelerinden temizlemek olmalıdır. Bundandır; ziyareti aşurada defalarca zalimlere lanet edişimiz ve kendimizi onların renginden uzaklaşmamız için Allah' tan tevfik dilememiz. Bizim düşüncemizde tüm insanların en kemal noktasına ulaşmasında onlardan daha pak düşünceye sahip bir lidere yani İmamı Zamana ihtiyaç duyduğu gerçeği yer almalıdır. Eğer Erbain yürüyüşü tüm insanları nasıl olurlarsa olsun; masum bir İmam çatısı olmadan da olsa Hüseyin bayrağı altında toplamayı hedeflerse; Erbain yürüyüşü Şia'nın özelliklerinden birisi olsa bile bu niyet üzere olursa batıldır. Şia o en fazilet ehli olanı yani İmamını tanımayı hedeflemeli, birlik üzere olabileceği bir toplumu değil, ilk önce yalnız kendisi olsa bile o İmam'ın velayeti çatısı altına girmeyi hedeflemelidir.

Günümüz şiasının düştüğü ikinci hata; İmam Mehdi birleştirici bir unsur olmaktan öte; insanların hatalarını, sapkınlıklarını görmemizi; mümin olanla olmayanı ayırt edebilmemizi sağlayacak bir turnosol kağıdı gibidir.

Yıllar öncesinde Türkiye şialarının iki cepheye ayrıldıklarını gördüğümde; alimlerden birisine 'Hedef insanları yüce değerler altında birleştirmek değil mi? Eğer insanlar şu an ehil birisini lider kabul edecek konumda değilse, siz hakkınızdan feragat gösterip mümkün olduğu kadarıyla birliği korumanız gerekmiyor mu?' diye bir soru yöneltmiştim. Bu soru Mehdeviyet düşüncesini, İmam Mehdi'af.nin turnosol kağıdı fonksiyonunu idrak edemeyen her bir kimse için cazip bir düşünce olabilir ama kimse insanlar birlik olsun diye faziletleri beyan edip, açıklamayı bir kenara bırakmamalıdır. Zira her devirde Hakkın bir amel edicisi, açıklayıcısı olmalıdır. Bu İmam Hüseyin’in tek başına bile olsa kıyam etmesinin felsefesidir; o günün insanı için bir İbrahim olmak, bir yalnız İmam olmak, her şeyden öte Hak'la amel etmek isteyenler için bir ümit kaynağı olmak...

Bu sadece İmam Hüseyin as. için değil, annesi  Hz Zehra sa.'ın en büyük faziletiydi; düşkünler için, hakla amel etmek isteyenler için ümit kaynağı olmak. Verecek hiçbir şeyi olmayacak kadar fakir bir toplumda, kendi hakkından feragat edip, fedakarlık etmeli bile olsa toplumdaki bir iyilik kapasını kapatmamak, bir tane bile olsa bir veren el olmak Allahu Teala'nın Ehlibeyt as.'ın faziletini ayet olarak değil, bir Sure olarak övmesinin nedenidir.

Günümüz toplumunda fazilet sahibi insanlarla diğerlerini ayırt etmek kolay görünse de topluma sızan her fasık düşünce yapısı gelecek toplumlar da hakla batılın ayırt edilmesini zorlaştıracaktır. Şu anda her fazilet erbabının toplandığı bir çatı var; Velayeti Fakih. Bu Velayeti Fakih çatısı altında toplananların renklerini algılamamıza yardım edecek tek etken Mehdeviyeti iyi idrak edip, her fazilet sahibinden daha öte bir fazilete sahip; İmam Mehdinin düşünce yapısını, ilkelerini çözmektir. Bu da topluma evrensel bir paradigmadan bakmayı gerektirir. Yani sadece kendi toplumunun ya da günümüzün sorunlarını değil, toplumsal ve zaman kavramının sınırlarından öte bakmayı gerektirir.

Konuşmasını dinlediğim bir alim şöyle diyordu; 'Biz Velayetçi bir özelliğe sahibiz ama insan her konuştuğuna dikkat etmeli, her ilim her yerde söylenmez. ' Yani demek istiyordu ki bizim ilmimiz çok ama bildiğimiz her şeyi mütevaziliğimizden dolayı söylemiyoruz, kibir olmasın diye söylemiyoruz.

Bu düşünce bile Mehdeviyet çatısı altında irdelenmesi gereken bir konudur. Konuşmak, birilerine hitap etmek dünyanın en zor sanatlarından birisidir. Zira yüreğinin genişliğini, kimlerin dertleriyle dertlendiğini, kimleri kendine muhatap edindiğini gösterir. Ama gerçekte bu doğru bir söylem midir, yani bilip ama söylememek. Mehdeviyet kendi zamanındaki müminlerin bile kendisini anlamadığı, ama geleceğe dair her soruna, her konuya bir açıklık getirme çabasında olan  Mutaharinin yolu mudur?  Yoksa Mehdeviyet biliyorum ama bu şu an maslahat değil ya da toplum bunu idrak edecek durumda değil gibi söylemlerle kendisini zamanla, belirli çerçevelerle muhafaza etmeye çalışanların mı yoludur??

YORUMLAR

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM