İslâm Birliği Ve Şirk

GİRİŞ: 04.03.2024 09:16      GÜNCELLEME: 04.03.2024 09:16
Rasthaber - "Şirk" metaforu kullanıldığında genel olarak putlar veya tağutî rejim vasıtasıyla Allah Teâlâ'ya ortak koşmak anlaşılmaktadır. Oysa "şirk" kavramı hadislerde de belirtildiği üzere çok yönlü olabilmektedir. Şirk olgusunun zıddı "tevhid"tir. Müslüman kişi tevhid inancını zedelememe azmi ve rikkati içinde olmalıdır. Hadis-i Şerif'te belirtildiği üzere, "Şirk, gece karanlığında siyah bir taş üzerinde siyah karıncanın yürümesinden daha gizlidir." Bu yüzden şirk günahına karşı teyakkuz hâlinde olmak gerekmektedir. Bunun için de şirk günahının kapsam alanını bilmek gerekmekmektedir. Allah Teâlâ'ya ortak koşmak anlamına gelen şirk affı olmayan kebâhir günahtır. "Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse hakkında bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur." (Nisa: 48) Ayette belirtildiği üzere şirk affı olmayan bir günah olmakla birlikte aynı zamanda Allah Teâlâ'ya iftira atmaktır. Konuya şu zaviyeden girmiş olalım: AllahTeâlâ, "Sizin ümmettiniz bir tek ümmetir." diyor ama insanlar üzerinde nüfus sahibi olan din kisveli kişi kalkıp ümmeti fırkalara ayırıyor. Kendi cemaati veya mezhebi dışındakileri ötekileştiriyor. Bu yüzden bilinmesi gereken o ki, "tevhid" kavramının en önemli boyutu Allah Teâlâ'yı birlemekle birlikte, Allah Teâlâ'nın "bir" dediğini de "bir"lemektir. Evet, Allah Teâlâ isim ve sıfatlarında "bir" ve "tek" olduğu gibi, hüküm koymada kendisine ortak kabul etmemektedir. (Kehf: 26) Bizim bu satırlarda ifade etmek istediğimiz, Allah Teâlâ'nın, "Sizin ümmettiniz bir tek ümmetir." (Enbiya: 92) hükmünün hilafına ümmet bünyesinde ayrıştırıcı tutum sergilenerek "şirk" batağına düşülme hadisesidir. Ne yazık ki bazı cemaat liderleri veya tarikat şeyhleri iltisak hâlinde oldukları yapılarını hayatın merkezine alarak (etnosantrik duyguların esareti içerisinde) ümmet bünyesinde ayrıştırıcı tutum sergileyebilmektedirler. Oysa ümmeti fırkalara bölme teşebbüsü şirktir/küfürdür. "Dinlerini parçalara bölüp gruplara ayrılan ve her grubun kendi yanındakiyle böbürlendiği kimselerden olmayın." (Rum: 32) "Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiç bir şekilde onlardan değilsin. Onların işi ancak Allah'adır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir." (Enâm: 159) Bu uyarı ayetleriyle birlikte Rabbimiz bir başka ayette diyor ki, "Onların çoğu ortak koşmadan Allah’a iman etmezler." (Yusuf: 106) İnsanlar kuşatıcı ümmet bilincinden mahrum olunca teritoryal alanlarını daraltarak grup taassubuna kapılmakta ve kendi dar alanlarına hapsolmaktadırlar.  Öğündükleri, önceledikleri ve kendilerini "fırka-i naciye" (kurtulmuş cemaat) olarak gördükleri sadece kendi grupları, kendi cemaatleri olmaktadır. Bunlar etnosantrik duygulara gark oldukları için kendi dışındakileri "öteki" olarak görebilmektedirler. Bugün sadece Türkiye'de irili ufaklı belki de 100 dolayında din adına örgütlenmiş cemaat ve grup var. Bunların çoğu birbirini sevmez; eleştiri ve tekfir oklarını birbirlerine yöneltmişler. Gece-gündüz birbirleri aleyhine ağıza alınmayacak sözler söylemekteler. Cüretkârca ve büyük bir husumet içerisinde birbirlerini tekfir etmektedirler. Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki: "İmân etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe imân etmiş olamazsınız." Bir başka hadiste ise şöyle buyrulmaktadır: "Uyumluluk ve dayanışmada Müslümanlar bir bedenin azaları gibidir. Bir uzuv rahatsız olduğunda bütün beden bundan muzdarip olur." Ama gelin görün ki, bütün bu uyarıların hilafına hareket edilerek cemaatler arası husumet had safhada. Oysa Rabbimiz buyuruyor ki: "Müslümanlar kardeştir."

(Hucurat: 10) Peki bu kardeşliğin gereği nedir? Dayanışma, insicam ve birlik içerisinde olmaktır. Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: "Toptan Allah'ın ipine sarılın, tefrikaya düşmeyin." (Al-i İmrân: 103) "Allah ve Resûlü'ne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin, birlik olun. Eğer birlik olmazsanız gücünüz gider." (Enfâl: 46) Bu ayetlerin hilafına bir tutum içerisinde olmak hiçbir mazeretle kabul edilemez. Çünkü tefrika şirktir. Bir takım insanlar cemaatlerine öylesine angaje olmuşlar ki, din ve ümmet bütünlüğünü kendi merkezlerinde görmektedirler. Oysa ümmet kavramı bütünü ifade eden bir olgudur. Ümmet Müslümanların üst kimliğidir. Bu olgu alt kimliklerle yer değiştirilirse şirke düşülmüş olur. Ayrıca üst kimlik zaman zaman ihtiyaç duyulduğunda kullanılacak aksesuar değildir. Ümmet tevhidî değer olarak hayatın odak noktasıdır. Bu yüzden ümmet bilinci imâna taallûk eden bir olgudur. Ancak ne yazık ki İslâm dünyası 57 ulus devlete bölündüğünden beri ümmet olgusu Müslümanların gündeminden düşmüş/uzaklaşmış. Ümmet uluslara, cemaatlere, tarikatlara, daha doğrusu ayette belirtildiği üzere gruplara/fırkalara bölünmüş vaziyette. Bu durum güç kaybını ve zilleti beraberinde getirmiş. Oysa iki milyara varan İslâm ümmeti Avrupa Birliği veya Amerika Birleşik Devletleri örneğinde olduğu gibi tek devlet çatısı altında birlik olsa dünyanın çehresi bugün böyle olmazdı, Gazze soykırıma uğramazdı. 8 milyonluk işgal çetesi 5 aydan bu yana dünya tarihinin görmediği bir vahşilik ve barbarlıkla Gazze halkını soykırıma tabi tutuyor iki milyar İslâm ümmeti ah vahlarla kahır içerisinde seyrediyor. Çünkü "İslâm Birliği" tesis edilmemiş. Biz İslâm ümmetinin en büyük ve en öncelikli eksiği budur. Başta Gazze halkı olmak üzere, Doğu Türkistan'da, Keşmir'de, Arakan'da ve daha nice coğrafyalarda zulme maruz kalan insanlarımıza yardım edememenin tek nedeni birlik olmayışımızdır. Bu nedenle acı bir gerçek olarak ifade etmiş olalım ki: "Birlik olmamak sosyal şirktir." Vekâleten bulunan Müslüman halkların başındaki siyasîler bu olguyu iyi düşünüp tahlil etmeli ve gereğini yapmak için çabalamalıdır. Bakınız, Merhum Erbakan Hocamız konumuza ilişkin şu veciz sözleri söylüyordu: "Hangi cemaatten, hangi tarikattan, hangi mezhepten olursan ol eğer İslâm Birliği ve Adil Düzen için mücadele etmiyorsan beş para etmezsin." Merhum Erbakan sözlerine bir de şunu ekliyor: "Allah Teâlâ sana bu yolda 100 adım atacak güç vermişse, sen de buna mukabil 95 adım atmışsan, geriye kalan 5 adımın hesabını mahşer günü Allah Teâlâ sana soracaktır." Merhum Erbakan İslâm Birliği'ni tesis etmenin önemini iyi bilenlerdendi. Bunun aksinin şirk olduğunu da çok iyi biliyordu. Vesselâm.  

YORUMLAR

REKLAM