Riyad kapısı Kahire’nin kilidini açabilir mi?

GİRİŞ: 08.05.2022 11:55      GÜNCELLEME: 08.05.2022 11:55
Rasthaber - 

Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a ziyareti hançerlerin kınına girdiği anlamına geliyor. Yine de ilişkiler hala teste tabii. Bunun yanı sıra Riyad’la el sıkışmanın Mısır’la diyaloga psikolojik etkisi olabilir. Fakat küçük bazı tavizlerden memnun olsa da Kahire hala koşulların karşılanmasını bekliyor.

Arap-Türk ilişkilerin rengini belirlemeye muktedir başkentlerle yeni sayfa açma girişim ya da denemeleri omuz silken soğuk tavırlarla yüzleşiyor. Tek taraflı tavizler ve U dönüşleriyle gündem olan bu süreç, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan açısından itibarlı bir seyir izlemiyor. Belki başarılı bir Suudi Arabistan ziyareti mantıken Ankara ile ilişkileri normalleştirmek için nazlanan ve koşullar ileri süren Mısır’ı biraz daha yumuşatabilir. En azından beklenti bu yönde. Erdoğan, Suudi Arabistan gezisinden dönerken Mısır’la da yeni bir sayfa açma konusunda umutlu konuşarak “Mısır ile diyalog en üst seviyelere çıkabilir” dedi.

1939’da Hatay’ın ilhakından beri husumetlerle malul olup 2011’den bu yana da açık çatışma halindeki Suriye-Türkiye ilişkileri bir kenara Riyad ve Kahire, Türklerin Arap dünyasına müdahaleci ilgisine karşı elektriklenmenin iki önemli kutup başı sayılır. İki başkentle ilişkilerin bozulmasındaki temel faktör aynıydı: Ankara’nın Arap Baharı dalgasında sörf yapıp özellikle Müslüman Kardeşler kuşağı ile nüfuzunu artırma çabası, Katar’la askeri boyut kazanan ortaklık ve müdahaleci bir siyasetle “Yeni Osmanlı” algısıyla geçmişin korkularını diriltilmesi. 

Yaygın izlenim Erdoğan’ın sağcı-muhafazakâr siyasetin genlerinde olan Osmanlı özleminin yarattığı sonuçlarla samimi bir yüzleşmeye girmediği, sadece ekonomik kriz, Libya ve Suriye’deki savaşların sonuçsuzluğu ve Doğu Akdeniz’de enerji oyununun ters tepmesi yüzünden normalleşme gündemine mecburen döndüğü yönünde. Bu ilişkiye Riyad ve Kahire’den çok Erdoğan’ın ihtiyacı olduğu, 2023 seçimleri öncesinde iktidarını garantilemek için tavizler verdiği vurgusu her yerde dillendiriliyor.

Erdoğan’ın üç kez ertelemenin ardından 29 Nisan’da Cidde’de Suudi Kralı Selman ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’la (MbS) kucaklaşması ancak gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili davanın kapatılıp dosyanın Riyad’a devredilmesiyle mümkün olabildi.

Erdoğan cinayetten sorumlu tuttuğu MbS’ye bedel ödetmek isterken şimdi kendisi diyet ödüyor. Erdoğan’ın Veliaht Prens’le tokalaşırken başı eğik olarak verdiği görüntü, Cidde havaalanında vali seviyesinde karşılanıp vali yardımcısı seviyesinde uğurlanması ve Suudi kaynakların ziyaret için Riyad’dan bir davet gitmediği, talebin Türk tarafından geldiği yönündeki sözleri bu kucaklaşmayı yeterince gölgeledi. Erdoğan Twitter hesabından “Hâdimü'l Haremeyn'in daveti üzerine Suudi Arabistan'a bir ziyaret gerçekleştirdik” demişti. Erdoğan, Kral Selman’dan bahsederken İslami literatürde Mekke ve Medine’nin hizmetçisi anlamında kullanılan “Hâdimü'l Haremeyn” ifadesini tercih ediyor.

Gümrüklerdeki sıkıntılar, Türk şirketlerinin sorunları, örtülü ambargo nedeniyle ticaret ve turizmdeki gerilemeleri ele alıp Türk savunma sanayine sermaye talep eden Erdoğan, "İki ülke yatırımcılarını bir araya getirecek organizasyonlarla büyük bir ekonomik potansiyeli tekrar harekete geçirmemiz gerektiği hususunda mutabık kaldık" dese de ziyaretin somut başarılarından söz etmek için erken. 

Herkes Erdoğan’ın ne aldığı değil ne verdiğiyle ilgileniyor. Üstelik Erdoğan’ın uluslararası alana taşımak için uğraş verdiği Kaşıkçı adını bir daha anmama şartını kabul etmesi bu normalleşme serüveninde taviz verme beklentisini artırıyor.

Eski Suudi İstihbarat Şefi Turki el Faysal, Erdoğan’ın, Suudi Arabistan karşıtı politikanın başta Türk halkı olmak üzere kimseye bir faydasının olmadığını anladığını umduğunu belirtiyor. Bunu derken Adapazarı’ndan bir Çerkes ailenin kızı olan anneannesi Asiye’nin köklerini hatırlatarak Türkiye ile yakınlık kuruyor.

Buradan Kahire’ye dönersek; Erdoğan, Mısır'la diyalog sürecinin Cidde’de gündeme gelip gelmediği sorusuna yanıt verirken "Doğrusu gündeme gelmedi. Fakat Mısır'la şu anda alt düzeydeki, hatta istihbarat örgütlerimiz arasındaki ilişkiler devam ediyor. Olumlu neticeler, üst düzeyde de bu adımların atılabileceği istikametindedir” dedi. 

Manidar bir çakışmayla Erdoğan, Cidde’ye giderken İstanbul’da Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah El Sisi’yi memnun edecek bir gelişme yaşandı. Müslüman Kardeşler’in kanalı Mekamelin TV, İstanbul stüdyolarına kilit vurup başka bir başkente taşınacağını duyurdu. Geçen yıl İstanbul’dan yayın yapan Mekamelin, El Şark ve Vatan televizyon kanallarından Sisi’yi hedef alan yayınlara son verilmesi istenmişti. Bunun üzerine Muhammed Nasır, Hamza Zoba, Hişam Abdullah, Heysem Ebu Halil, Hüsam El Gamri ve Mutaz Matar gibi sunucuların programları askıya alınmıştı. 

Bu gelişme üzerine Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükri “Bizim dikkate aldığımız şey Müslüman Kardeşler'in kanallarının kapatılmasıdır. Bu kanalların kapatılması belgelenir ve kalıcı hale gelirse o zaman diğer ülkelerin içişlerine karışılmamasına yönelik uluslararası hukuk kuralları devreye girmiş olacak" demişti. Mısır’ın koşulları adım adım yerine geliyor ama zaman alıyor.

Arap kaynaklar televizyonlara getirilen önlemlerin dışında İhvan yöneticilerini sistematik olarak gönderme stratejisinin alttan alta işlediğini belirtiyor. “Sakıncalı” kişilerin oturma izinleri uzatılmayarak bir bakıma “git” deniliyor. El Arabiya'ya göre düzinelerce Müslüman Kardeşler üyesinin oturum izinleri yenilenmedi. Müslüman Kardeşler aktivisti Yaser El Umda nisanda Mısırlıları sokağa çıkmaya teşvik eden bir video mesajının ardından Türk yetkililerin kendisinden ülkeyi terk etmelerini istediğini duyurdu. Fakat kilidi açabileceği umuduyla küçük adımlarla yetinen Ankara ne Mısır’ı için Müslüman Kardeşler ne İsrail için Hamas’a tam olarak kapıyı gösterecek pozisyonda.

Dışişleri Bakan Yardımcıları düzeyinde iki tur görüşme yapıldıktan sonra sıra henüz bakanlara gelemedi. Erdoğan-Sisi görüşmesi Körfez’deki liderlerle yapılan görüşmeden çok daha çetin bir mesele. Ankara ivedilikli bir şeyler olacakmış gibi görüntü verirken Mısır hem temkinli hem nazlı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Şükri ile ramazanda İstanbul’da iftar açacaklarını duyurdu ama olmadı. Çavuşoğlu 14 Nisan’da bakan yardımcıları düzeyinde üçüncü turun yapılabileceğini ve Şükri ile bir araya gelme konusunda bazı önerilerin olduğunu belirtip kendini tashih etti: “Şu anda netleşmiş bir görüşme, en azından bir tarih yok. İlişkilerimizi normalleştirme konusunda tam bir irade ortaya çıkarsa tekrar karşılıklı büyükelçi atama söz konusu olabilir.”

En önemli beklenti elçilerin karşılıklı olarak atanması. 7 Nisan’daki Büyükelçiler Kararnamesi ile Büyükelçi Salih Mutlu Şen, Kahire Maslahatgüzarı olarak atandı. İlişkiler zaten 2013’ten beri bu düzeyde. 

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Hasan Haridi, Müslüman Kardeşler’le bağlantılı kanallar İstanbul’da açık olduğu sürece Kahire’nin karşılıklı elçi atanmasına karşı olduğunu, Mekamelin’in kapanmasının bu bariyerin aşılmasına yönelik bir adım olduğunu belirtiyor. Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali el Hafni’ye göre ise Mısır, Türkiye’nin adımlarını takdir etse de daha etkili tedbirler gerekiyor. Şükri daha önce beklentiyi net olarak ortaya koymuştu: Türkiye, Mısır’ın iç işlerine karışmaktan ve radikal düşman unsurlara sponsorluk yapmaktan uzaklaşmalı.

Suudi Arabistan ile normalleşmedeki hızın Mısır’da yakalanması mümkün değil. Riyad, Katar-Körfez barışından sonra Türkiye’nin Doha ile dayanışmasını daha az umursarken Kaşıkçı dosyası ilişkilerin önündeki temel engel olarak kalmıştı. Kahire ise hem Müslüman Kardeşler’e desteği hem de Libya’da Türk askeri varlığını bariyer olarak tutuyor. Mısır, Müslüman Kardeşler’le ilgili önlemlerin sürmesini beklerken Libya’da esnemekte olan Türk tutumunu da yeterli görmüyor


Al-Monitor

YORUMLAR

REKLAM