Siyonistlerin Niyeti Belli Peki Siz Neyin Peşindesiniz?

GİRİŞ: 26.11.2020 08:29      GÜNCELLEME: 26.11.2020 08:29
Rasthaber -Siyonistlerin liderliğini yapan Rothschild, Rockefeller ve Soros ailelerinin dünyanın ve insanlığın geleceğine yönelik sinsi projeleri artık bilinen bir gerçek. Batılı halkları da ikna etmiş gibiler. Bu sinsi projeden kısaca bahsedecek olursak; onlara göre endüstriyel atıklardan ve yerküre üzerinde yaşayan insan çokluğundan dolayı dünyamız küresel ısınmaya maruz kalmaktadır. Bu ısınmadan dolayı "sera etkisi" meydana gelmekte ve dünyanın ekolojik dengesi bozulmaktadır.
Dünyada sadece borsa ve para piyasası değil ziraat, gıda, enerji kaynakları, endüstri ve sanayinin büyük çoğunluğu bu ailelerin elinde olması hasebiyle bundan ödün vermek istememektedirler. Şu hâlde onlara göre gerçek sorun nüfus çokluğu! Bu işi hâlletmenin birçok yöntemini devreye soktular. Anlayacağınız şeytan çok yönlü çalışıyor. Kategorize edecek olursak:
1- Çocukların ailelere yük olduğu, çocuk sahibi olmanın gereksiz ve lüks olduğu veya en fazla bir çocukla yetinilmesi gerektiğine ilişkin  propagandalara sarıldılar. Özellikle "çalışan ebeveynlere çocuklar yük olmaktadır" düşüncesi Avrupa ülkelerinde oldukça yaygın. Yani bu meyanda Avrupa ülkelerinde oldukça etkili oldular. Avrupa'da nüfus yoğunluğu artık yaşlılardan müteşekkil. "Çocuk sahibi olmama" anlayışını bütün dünyada yaygınlaştırmak istiyorlar.
2- "Çocuk sahibi olmama" anlayışı istenen neticeye ulaşamayınca doğum kontrolleri ve bir takım rafine gıda maddeleri üzerine labaratuvar ortamlarında yapılan müdahalelerle kısırlaştırma yöntemlerini devreye soktular. Ayrıca üçüncü Dünya ülkelerinde  doğum kontrol hapları ve gondomlar ücretsiz olarak dağıtılmaktadır. Öte yandan evli çiftlerin ikna edilmeleri adına doğum kontrolüne ilişkin seminerler vermektedirler. Anlayacağınız bu konuda da çok yönlü çalışmaktadırlar.
3- Doğumlara engel olmanın ve nüfus azaltmanın yöntemlerinden biri de insanları Lût kavmine özgü sapkınlıklara kanalize etmek.. Bu konuda moda, sinema sosyal medya, vs. gibi yöntemlerin ötesinde bir takım gıda maddeleri üzerinde oynanan oyunlarla ve bir takım ilaçlara yapılan müdahalelerle insanların hormonal dengelerini bozmaya, insanları çift cinsiyetli hâle getirmeye yönelik şeytanî girişimlerde bulunmaktadırlar. Bu şeytanî çabalarla eşcinselliğin artış göstermesi üzerine bu insanların ayrımcı ve ötekileştirici tutum ve politikalara maruz kalmamaları, toplum tarafından hoşgörü ile karşılanmaları, sosyal hayatta kabûl görmeleri ve kanıksanmaları için  "insan hakları" kapsamında hükümetlere dayatılan bir takım sözleşmelere imza atılmasını sağlamaya çalışmaktadırlar. Hükümetler söz konusu sözleşmelere atacakları imzalarla sapkınlık legâl hâle getirilip teminat altına alınmış olacak. Nitekim Türkiye de bu oyuna gelip sapkınlığın projesi olan "İstanbul Sözleşmesi'ne imza atmış bulunmaktadır. "İnsan hakları", "kadın hakları" veya "cinsel ayrımcılık" kapsamında cazip hâle getirilen bu anlaşmanın maddeleri tetkik edildiğinde çok açık bir şekilde Lût kavmine özgü sapkınlığın meşrulaştırılmasına yönelik bir girişim olduğu görülecektir. İlk zamanlar bu sapkınlık LBGT adı altında yaygınlaştırılmaya çalışılıyordu. (LGBT ya da GLBT; lezbiyen, gey, biseksüel ve transgender sözcüklerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır.) İstanbul Sözleşmesi ile bu sapkınlık daha ileri boyutlara taşınarak LGBT'ye QIA+ da eklenmiş oldu. Q harfinin açılımı Queer, heteroseksüel olmayan ve azınlıkta kalan cinsiyet ve cinsel yönelimlerin hepsini içine alan bir şemsiye terim olmaktadır. Queer, Türkçede "garip, tuhaf, sapıkça, yamuk" gibi olumsuz nitelikler taşıyan bir kelime. Yani pedefoliden tutun ensest ilişkiye kadar ve bunun da ötesinde animal (hayvanlarla) ilişkiye kadar her türlü sapkınlık legal hâle getirilmek istenmektedir...
Rusya ve Bulgaristan gibi bazı ülkeler bu sözleşmeye imza atmadılar. Bir kısım Avrupa ülkeleri ise bazı maddelere şerh düşerek sınırlı ve koşullu olarak imzada bulundular. Türkiye ise ne yazık ki, büyük bir özgüven içerisinde ve bodoslama olarak bu sözleşmeye imza attı. Sanki bu sözleşme kadın haklarını güvence altına almak ve kadına şiddetin önü alınmasına ilişkinmiş gibi bir hava estirilmektedir. Oysa bu sözleşmeyi kadın hakları bağlamında tetkik edecek olursak yine baltanın taşa vurulduğu görülecektir.
Örneğin bu sözleşmenin maddelerinden biri de, "Kadının beyanı esastır." Oysa açık bir şekilde ifade edecek olursak bu maddeden ötürü birçok erkek mağduriyet yaşamaktadır. Evden uzaklaştırma işin cabası. Kadınlara öylesine haklar tanınmış ki, bununla adeta şiddet ve cinayetlere kapı aralanmaktadır. Farkında olmadan kadın burada kötülüğe teşvik edilmektedir. En ufak bir tartışmada hiddetlenen ve hırçınca triplere giren kadın eşini polis zoru ile evden uzaklaştırabilecek. Kadın pişman olup eşini tekrar eve almak için savcılığa müracaatta bulunsa bu talebi kabul edilmeyecek, çünkü evden uzaklaştırılmış kişi hakkında kamu davası açılacak. Hadi çık işin içerisinden! Ayrıca bazı rüküş kadınlar var ki, bir bahane ile eşini evden uzaklaştırıyor ve akabinde dost edindiği kişiyi polis korumasında ve polis nöbetinde evine alabiliyor.
Bu işten savcılar da şikâyetçi. Savcılar polisleri görevlendirme işini yüklendikleri için, "Biz bu işte p......k olmuyor muyuz?" diye soruyorlar.
Son zamanlarda boşanma hadiselerinin yaygınlık kazanması neden acaba? Bu yasalarla aile mi koruma altına alınmakta, yoksa "kadın hakları" adı altında yuvaların yıkılmasına zemin mi oluşturulmakta?
İslâm'da aile kutsaldır, İslâm'da kadın kutsaldır, cennet annelerin ayakları altındadır. Siz böylesine namütenahi güzellikleri olan dinden inhiraf edin (yüz çevirin), insanın ontolojik yapısına uygun mükemmel edep, adap ve nezaket kuralları olan bir dini bırakın ve sonra da Avrupa'nın sapkınlığı meşrulaştırıcı yasalarına tutunun, bu olacak iş mi? Gerçek medeniyet, gerçek uygarlık İslâm'ın özünde vardır. Törelerle ve Emevî zihniyetiyle kirletilmiş din anlayışından nasıl arınmamız gerekiyorsa, Batı'nın insanı soysuzlaştıran sapkın kriterlerinden de inhiraf etmeliyiz. Huzur İslâm'dadır, mutluluk İslâm'dadır...
Bildiğiniz üzere risalet döneminden önce kadınlar köle pazarlarında alınıp satılan bir meta idi, kadının mülk edinme hakkı yoktu, kişi babası öldüğünde üvey annesini alıp mal gibi satmak için pazarın yolunu tutuyordu. Kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu. (Bugün kürtaj vasıtası ile aynı cinayetler işlenmektedir.)
Bakınız, baştan beri ifade etmek istediğimiz gibi dünyaya vaziyet eden Siyonistler insan neslini azaltmanın hesabıyla çok yönlü plânlar-projeler yapmaktadırlar. "Onlar işbaşına geçtiğinde ekini ve nesli helâk etmeye yönelik (çok yönlü) çaba içerisine girerler. Allah ise bozguncuları sevmez." (Bakara:205)
Sonuç olarak konumuzla ilgili bir başka hususa değinecek olursak; en son koronavirüs/kovid-19 pandemisine ilşkin spekülasyonlarda dile getirilen husus şu: Söz konusu Siyonist aileler tarafından finanse edilerek bu salgın hastalık labaratuvar ortamında hazırlatıldı ve biyolojik silaha dönüştürüldü. Ayrıca bu salgın hastalığın bir prova olduğunu, asıl olarak çok daha büyük etkiye sahip bir başka hastalığı devreye sokacakları iddia edilmektedir. Maksat küresel çapta insan nüfusunu azaltmak olunca, her türlü şeytanî plân ve projenin devreye sokulması söz konusu Siyonist aileler için adeta kutsal bir vazife olmaktadır. Israrla ve hırsla bu şeytanî plânlarını tatbik etmenin uğraş ve çabasını veriyorlar. Bu durum karşısında sormak lazım, yeryüzünü güvence altında tutmakla, olumsuzlukları bertaraf etmekle, iyilikleri tesis etmekle sorumlu olan İslâm ümmeti nerede?
(Âl-i İmrân:110)

YORUMLAR

Abdullah 10 ay önce
Nerde sorusu sanırım olan şey için caizdir. Olmayan zaten yoktur. Ümmet

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM