Yandaş ve Fondaş Medyanın İran Düşmanlığının Sebepleri

GİRİŞ: 25.09.2022 14:47      GÜNCELLEME: 25.09.2022 14:47

Rasthaber -    Allah’ın Adıyla

İran’da Mahsa Emini adlı Kürt kökenli bir kadının kamusal alanda kıyafetle ilgili olarak kanunun belirlediği ölçüleri aşarak laubali giyiniş ve davranışından dolayı   ahlak polisi tarafından bir irşad merkezine götürülmesi, oraya götürülen bayanlara verilen toplu eğitim semineri sırasında aniden bayılarak hastaneye kaldırılması ve kalp yetersizliği sonucu hayatını kaybetmesi bahane edilerek birtakım gösteri ve karışıklıklar başlatıldı.

43 yıldan beri protesto gösterileri ve isyanlara alışık ve bağışık olan İran bu son gaileyi de başarıyla atlatmış ve düşmanlarını meyus etmiş bulunuyor.

Ancak uluslararası sulta sisteminin kontrolündeki medya imparatorluğu daha olayın sebebi adli tıp ve yargı organı tarafından açıklanmadan adı geçenin işkence sonucu öldürüldüğü haberini kadınlara ve Kürtlere yönelik bir baskı eylemi şeklinde servis etmeye başladı.

Kısa bir süre sonra polis tarafından yayınlanan videoda olayın iddiaların aksine nasıl geliştiği ortaya koyulmasına ve Mehsa Emini’yi beş yaşından beri birkaç defa ameliyat eden ve hala kontrol altında tutan doktorunun ölüm sebebini kalp yetersizliği olarak bildirmesine rağmen medya imparatorluğu geri adım atmadı ve mal bulmuş mağribi misali İran içi ve dışında dezenformasyon görevini sürdürdü.

Medya imparatorluğu bunu sadece İran’la ilgili olarak, ilk defa yapmıyor ve son saldırısı da değildir. Sulta sisteminin çıkarları nerede ve ne zaman gerektirse bu rakipsiz medya silahı hemen harekete geçirilmekte, karalama, yalan yayma, fitne çıkarma görevi ifa ettirilmektedir. Çin, Rusya, Venezuela, İran veya başka bir ülke fark etmez.  Batı istikbarının/emeperyalizminin karşısında direnin her ülke bu rakipsiz medya imparatorluğuna hedef seçilir. İçinde yaşadığımız zaman diliminde dünyanın acı bir gerçeği bu.

İran’a yönelik medya savaşının son günlerde şiddetlenmesinin sebepleri çok olmakla birlikte bazı önemlileri şöyle sıralanabilir:

1. İran’ın yeni hükümetinin KOEP (Kapsamlı Ortak Eylem Planı) olarak bilinen nükleer anlaşmayı Batı Sulta Sisteminin istediği şekilde imzalamayarak yeni şartlar ileri sürmesi. Önceki hükümetin aksine geniş çaplı yaptırımları etkisiz hale getirmek için içe dönük yöntemler geliştirmesi ve Batı dışında işbirliği yapacak bölgesel partnerler araması. Aynı zamanda barışçıl/sivil nükleer faaliyetlerini aralıksız sürdürmesi.

2. Batı Sulta Sistemine veya tek kutuplu sisteme bir tepki olarak ortaya çıkan Şanghay İşbirliği Örgütüne resmen üye olması. Başını ABD’nin çektiği Batı için bu beklenmedik bir durumdur. Çünkü böylece Batı ile işbirliğine ve her ne pahasına olursa olsun KOEP’e dönüşe öncelik veren ülke içindeki Batıcı/ liberal çevreler de ümitsizliğe kapılmış bulunuyorlar.

3. İran’ın, Batı’nın çok yönlü yaptırımlarıyla yaşamaya alışması, her açıdan kendi ayakları üzerinde durması, komşularıyla ilişkilerini geliştirmesi ve S. Arabistan da dahil bölge ülkeleriyle geçmişten gelen kırgınlık ve anlaşmazlıkları gidermeye çalışması Batı’nın uğursuz planlarını suya düşürmektedir.

4. Batı sulta sistemini en fazla rahatsız eden yanı ise İran’ın kendi savunma doktrini doğrultusunda çeşitli dallarda her geçen gün yeni ve modern silahlar geliştirmesidir. Böylece kendi savunma sistemini güçlendirirken dostlarını, özellikle de direniş cephesini desteklemekte, özgürlük savaşçılarına moral vermektedir. Bölgede askeri üstünlüğünü kaybeden Batı açısından bu gelişme tahammül edilecek bir durum değildir.

Saydığımız ve başka sebeplerden dolayı Batı Sulta sistemi medya silahını aralıksız çalıştırarak İran’ın en büyük silahı olan halk gücü ve desteğine darbe indirmek, etnik ve mezhebi karışıklıklar çıkarmak suretiyle uğursuz amaçlarına ulaşmak istemektedir.

Ülkemizdeki yandaş ve fondaş medyanın İran düşmanlığı ise anlaşılmaz değildir. Batı tarafından beslenen, fonlanan fondaşların İran düşmanlığını anlamak zor değil. Efendilerinin emirlerini yerine getiren bu çevreler sadece mideden değil yürekten de Batı uygarlığı dedikleri sulta sistemine bağlı oldukları için bu duruşları hayret edilecek bir durum değildir.

Ama asıl şaşılacak olan Batı’ya ve batılı değerlere karşıtlık iddiasında bulunan münafık yandaşların duruşudur. Dikkat edilirse tıpa tıp aynı retöriği kullanan bu kesimin kalemşörleri hiç şüphesiz tek merkezden yönlendirilmektedir. Hayasızlıkta seküler fondaş medyayı bile geride bırakan nifak ehli ve bazen de kiralık kalemşörlerin hedefi öncekilerden biraz farklıdır. Niçin mi?

1. Sünni dünyanın liderliği iddiasıyla başlattıkları tüm teşebbüsleri başarısızlıkla sonuçlandı. Bölge ülkelerinde sebep oldukları cinayetlerin, isyanların, fitnelerin başarısızlığını İran’ın üzerine atmak istiyorlar. Muhataplarını yaptıkları hatalar konusunda ikna etmek için tarihsel mezhebi taassupları yeniden gündeme getirmekten medet ummakta, “Şia yayılmacılığı tehlikesi” vb evhamlarla kendilerinin de inanmadığı komplo teorileri üretmektedirler. Bu nifak çevrelerinin tek amacı halkın dini, mezhebi duygularını tahrik etmek ve fitne çıkarmak suretiyle iktidarlarını ayakta tutmaktır. Bir gün mezhepçilik, bir gün ırkçılık peşinde koşarak inandırıcılıklarını kaybeden bu kalemşörleri ücretli troller dışında artık en yakınları bile onaylamamaktadır.

2. Ümmetin baş meselesi Filistin davasını sadece propaganda aracı olarak kullanan çevrelerin gönüllü temsilcisi veya kiralık kalemlerşörleri İran’ın Filistin davasındaki cesur, ilkesel ve sürekli dik duruşuna tahammül edememekte, kıskanmaktalar. Çünkü efendileri artık sözde de olsa Filistin davasını dile getirememekte, başta Hamas olmak üzere Filistin davasının meydandaki temsilcilerini yalnız bırakmış ve susturmuş bulunmaktayken İran ve Direniş Cephesi, eskiden olduğu gibi Sünni ve İhvan çizgili Hamas’a kucak açmış bulunuyor.

 3. İran’ın, Siyonist Rejimin uğursuz varlığını kabul etmediği, Filistin halkının haklarını her platformda savunduğu ve Filistinli direniş gruplarına fark gözetmeksizin her türlü silah vermekten çekinmediği için Batı sulta sisteminin hışmına uğradığı apaçık ortadayken bu münafık kalemşörler hala İran’ın ABD ile Siyonist rejimle gizli işbirliği içinde olduğunu söyleyecek kadar adileşmektedirler. Çünkü bu iftirayı yaymakla efendilerinin yıllardan beri İsrail ile sürdürdükleri gizli açık işbirliğini tevil edeceklerini sanmaktadırlar. Ama bu yalanlara artık kendi yakınları bile inanmamaktadır. Bu eziklik ve acizliklerini İran’a saldırarak telafi etmeye çalışmaktalar.

4. Kıskanç ve kindar kalemşörler bilsinler ki efendilerinin normalleşme çabalarına rağmen Filistin’de, hem de Batı Şeria ve 1948 yılı öncesinde işgal edilmiş topraklarda yeni bir intifada başlamış bulunuyor ve bu kıyamın tedarikçisi ve destekleyicisi de İran’dır, Hizbullah’tır, Direniş Cephesidir. İşgal altındaki Filistin’in merkezinden başlayan bu yeni kalkışma Filistinli yiğit gençlerin fedakarlıklarıyla Siyonist rejimi hiçbir zaman olmadığı kadar dehşete düşürmüş bulunuyor.

İran içerisinde etnik ve mezhebi savaş çıkarma komplolarının önemli sebeplerinden biri de bu yüzdendir.

Gözlerini ve kalplerini kin, nefret ve hasedin bürüdüğü yandaş kalemşörler Allah’a inanıyorlarsa bilsinler ki, Hac Suresi 38.Ayetinde “Şüphesiz,Allah inananları savunur. Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez.” buyuran Allah(cc) müminlere vaatte bulunmuştur ve Allah vaadinden dönmez.

Geçen 42 yılda İran’ı haklı olduğu her alanda savunan, düşmanlarının haince planlarını etkisiz hale getiren sonsuz Kudret Sahibi Allah bundan sonra da kendi kerem ve inayetiyle müminleri savunacak, kindar ve kıskanç düşmanlarını şimdiye kadar rezil ve rüsva ettiği gibi bundan sonra da hainlikleri ve nankörlükleriyle baş başa bırakacak, başarısız kılacaktır inşallah.

Ziya Türkyılmaz

 

 

YORUMLAR

Ali Oluz 1 ay önce
1900'lü yılların başında Osmanlı İmparatorluğu yıkılıpta sonuçta 50 küsür İslam ülkesinden oluşan bir ümmet oluştu. Ama işin kötü yanı bu Osmanlıyı yıkıpta Ümmeti sınırlarını ve yönetim şekillerini dahi kendilerinin belirlediği 50 küsür devlete parçalayan Emperyalist Sömürgeciler bu ülkelerin idaresini hiçbir zaman halklara devretmediler ve ellerinden çıkarmadılar! Bu ülkelerin içerisindede Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır gibi yaklaşık 10 ülkeyede özel bir önem atfedip kendilerinden habersiz nefes dahi almalarına müsade etmiyorlar. Ve maalesef İslâmi akımlarda bunu hissettiklerinden merhum Erbakan hoca gibi bunları zalim ve düşman bilen konumdan vazgeçmeden iktidara gelmelerinin hayal bile edilemeyeceğini anlayarak bir evrime tâbi oldular! Adına da çok meşhur tâbirle "AMERİKANCI İSLÂM" deniyor. Bir İslâmcı akımın ülkesinde İktidar nimetine ulaşmasının en ön şartı maalesef budur. Bu acı gerçekliği tespit edip kabullendiğinizde olanları yadırgamak ve şaşırmak diye bir durum söz konusu olmuyor! En derin Sevgi ve Saygılarımla.
Murat Ethem 1 ay önce
ABD destekli cuntacıları her zaman destekleyen bu medya Türkiye'nin başına bela olacaktır.
Abdullah Mardin 2 ay önce
Keşke münafıkların yalan ve iftiraları daha çok gündeme getirilse ve çürütülse
Aleviyim 2 ay önce
Ülkemizde maalesef gerçek anlamda, anti-emperyalist bir medya bulunmamaktadır. Bu bir eksikliktir. Ayrıca emperyalist güçler, ülkede sağı-solu-liberalı-islamcıyı/kürdü tespih taneleri gibi ipe dizmiş, dizayn edilmiş bir şekilde, emperyalist efendilerine kulluk etmektedirler...

REKLAM

İLGİLİ BAŞLIKLAR

REKLAM