Haberde, artık birçok ülkenin İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol modelini açık şekilde tartıştığı belirtilirken, küresel deniz ticaretinin birbirine sıkı biçimde bağlı olduğuna dikkat çekildi. Analize göre Panama Kanalı, Hürmüz Boğazı’ndan yaklaşık 9 bin mil uzaklıkta olsa da, Hürmüz’de yaşanan gelişmeler doğrudan Panama’daki maliyetleri etkiliyor.
Gazete, İran’la yaşanan kriz öncesinde Panama Kanalı geçiş ücretlerinin gemi başına yaklaşık 140 bin dolar olduğunu, ancak bugün bu rakamın ortalama 1 milyon dolara kadar yükseldiğini aktardı. Haberde, bunun yalnızca Panama’yla sınırlı olmadığı, Hürmüz’deki kriz dalgasının küresel taşımacılığın her alanında hissedildiği vurgulandı.
Analizin en dikkat çekici bölümlerinden birinde, İran’ın “birkaç İHA ve devriye botuyla stratejik bir deniz boğazının nasıl kontrol altına alınabileceğini dünyaya gösterdiği” ifade edildi. Yazıda, birçok ülkenin bu modeli dikkatle incelediği ve benzer yöntemlere ilgi duyduğu kaydedildi.
Denizcilik danışmanlık şirketi Consilium’un kurucusu Ian Ralby’nin değerlendirmesine de yer verilen haberde, Tahran’ın dar deniz geçitlerinde uygulanacak geçiş ücretleri ve baskının “büyük güçlerle müzakerelerde gerçek bir koz” sağlayabileceğini kanıtladığı belirtildi. Ralby, bu stratejinin başka bölgelerde de taklit edilmesinin “dünya için ciddi sorunlar yaratacağı” uyarısında bulundu.
Telegraph’a göre artık dar ve kapatılabilir her su yolu potansiyel bir baskı aracı haline gelmiş durumda. Analizde, Tayvan Boğazı, Malakka Boğazı, Danimarka Boğazları ve Cebelitarık gibi kritik geçiş noktalarında jeopolitik gerekçelerle ticaretin sınırlandırılmasının küresel ekonomi üzerinde zincirleme sonuçlar doğurabileceği vurgulandı.
Bu süreçte ülkelerin alternatif ticaret yolları arayışına hız verdiği de ifade edildi. Birleşik Arap Emirlikleri’nin 2027’ye kadar petrol boru hattı ağını iki katına çıkararak Hürmüz’ü bypass etmeyi planladığı, petrolün doğrudan Umman Denizi kıyısındaki limanlara taşınmasının hedeflendiği aktarıldı.
Haberde ayrıca Tayland’ın da Malakka Boğazı’na alternatif oluşturacak yeni bir kara köprüsü projesini gündeme getirdiği belirtildi. Bunun yalnızca güvenlik amacı taşımadığı, aynı zamanda yeni geçiş ücretleri üzerinden ekonomik kazanç hedeflediği ifade edildi.
Öte yandan Fars Körfezi’nden Umman Denizi ve Kızıldeniz limanlarına yönelen kara taşımacılığında büyük yoğunluk yaşandığına dikkat çekildi. Ancak dünyanın en büyük deniz taşımacılığı şirketlerinden Hapag-Lloyd’un CEO’su Rolf Habben Jansen’in, bu “kara köprüsü” çözümlerinin hem yetersiz kapasiteye sahip olduğunu hem de son derece pahalı olduğunu söylediği aktarıldı.
Telegraph analizinde, “deniz boğazları devrimi” olarak tanımlanan yeni sürecin sigorta, enerji ve lojistik maliyetlerini artıracağı, bunun da neredeyse tüm ürün fiyatlarına yansıyacağı uyarısı yapıldı.
Haberde, aslında alarm işaretlerinin Hürmüz’den önce ortaya çıktığı da belirtildi. Ukrayna’nın Karadeniz’de Rus petrol tankerlerine yönelik İHA saldırılarının sigorta maliyetlerini artırdığı, Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik saldırılarının ardından Süveyş Kanalı trafiğinin hâlâ 2023 seviyelerinin yarısına bile ulaşamadığı ifade edildi.
Ancak Telegraph’a göre asıl “oyun değiştirici” gelişme Hürmüz Boğazı oldu. Bunun nedeni ise İran’ın uyguladığı ablukanın hem son derece etkili hem de düşük maliyetli olması ve küresel sonuçlar doğurması olarak gösterildi. Lloyd’s List Intelligence’dan Richard Mead’in “Cin artık şişeden çıktı” sözleriyle bu yeni dönemi özetlediği aktarıldı.
King’s College London’dan Prof. Alessio Patalano da dikkat çekici bir değerlendirmede bulunarak, “Uluslararası değere sahip bir boğaza hakim olan başka hangi ülke artık ‘iyi çocuk olacağız ve ücret almayacağız’ diyebilir?” ifadelerini kullandı.
Patalano ayrıca Çin’in bu yeni durumdan faydalanabileceği uyarısında bulundu. Analize göre, Hürmüz’de yaşananlar Güney Çin Denizi ve Tayvan Boğazı’nda Pekin’in benzer yöntemleri meşrulaştırmasına zemin hazırlayabilir. Bu nedenle ABD ve Filipinler’in Güney Çin Denizi yakınlarında düzenlediği son askeri tatbikatların da bu tehdide karşı bir hazırlık mesajı taşıdığı belirtildi.
Metnin sonunda ise ideolojik ve siyasi bir değerlendirmeye yer verildi. Buna göre İran’ın dünyaya yalnızca bir monarşiyi devirebileceğini değil, aynı zamanda “küresel ekonomik düzenin kritik boğazlarını kontrol ederek büyük güçlere karşı ekonomik baskı kurulabileceğini” gösterdiği savunuldu.
Yazıda bu süreç üç aşamalı bir “devrim” olarak tanımlandı:
Birinci devrim: Şah yönetiminin devrilmesi.
İkinci devrim: ABD’nin İran’dan çıkarılması.
Üçüncü devrim: Deniz boğazları devrimi.
