saldırıyla şehit olan Kasım Süleymani’nin ardından İran tarafından yapılan
misilleme ve yanlışlıkla düşürülen yolcu uçağı hadisesi sonrasında bölgede
gerilim devam ediyor.
İşgalci ABD tarafından, suikast sonucu öldürülen Kudüs Gücü
Komutanı General Kasım Süleymani ile ilgili İLKHA muhabirine değerlendirmelerde
bulunan Sosyolog-Yazar Müfid Yüksel, “Amerika burada Kasım Süleymani’yi
öldürerek sadece İran’a değil Suudi Arabistan’a, Türkiye’ye ve bütün bölge
ülkelerine biraz gözdağı verdi.” dedi.
Yüksel, “Kasım Süleymani’ye bakıldığında yaklaşık 20-25
senelik bir dönem içerisinde İran’dan Yemen’e, Afrika’dan değişik İslam
ülkelerine kadar uzantı ve operasyonların bir numaralı adamı kabul ediliyor.
İran, bu bakımdan İslam ülkelerinde manevra kabiliyeti ve örgütlerle ilişki ağı
geniş olan bir ülkeydi. 1980’li yıllardan önce de ABD’nin dünya jandarmalığı
yaptığı dönemde İran’ın manevra kabiliyeti vardı. Umman’ın Zufar bölgesinde
ayrılıkçı gerillalar vardı. Bunlara karşı İranlılar, Umman ordusunda paralı
askerlik yapıyorlardı. Umman adına gerillalarla savaşıyorlardı. Devrimden sonra
da özellikle Mehdi Haşimi başrolde oynuyordu. 80’li yılların Kasım Süleymanisi
Mehdi Haşimi’ydi. 1987 yılında talihsiz bir şekilde idam edildi. İran’ın dış
bağlantılarını ayakta tutan en önemli figürlerden birisi Mehdi Haşimi’ydi. Bu
dönemde de Kasım Süleymani bu rolü oynuyordu.” diye konuştu.
“Kasım Süleymani tahsiliyle değil faaliyetleriyle ön
plana çıktı”
Son dönemlerde yaşanan Suriye, Yemen ve Irak olayları
sebebiyle kasım Süleymani’ye karşı bir tavrın olduğunu söyleyen Yüksel,
“Kasım Süleymani’ye iki kesim tepki veriyordu. Birleşik Arap Emirlikleri
(BEA) hattında yer alan güç odakları ve Irak-İran savaşında İran Kürdistan’ındaki
bir kısım faaliyetleri gerekçe gösterilerek Kürtler arasında bir tepki vardı.
Kasım Süleymani böyle bir figürdü. Osmanlı’da alaylı paşalar olurdu. 19’uncu
yüzyılda mektepli paşalar gelmeye başladı. Yine Sultan Abdülhamit döneminde
yedi-sekiz Hasanpaşa gibi, Şemsi Paşa gibi önemli alaylı paşalar vardı. Kasım
Süleymani’ye de alaylı paşa diyebiliriz. İran’ın önemli alaylı paşalarından
birisiydi. Savaş döneminde yetişmişti. Tahsiliyle değil faaliyetleriyle ön
plana çıktı. Bu faaliyetleriyle İran’ın dış bağlantılarının beyni konumuna
gelmişti. Bir konvoy içerisindeyken öldürüldü.” şeklinde konuştu.
“Amerika Irak istihbaratından bir yardım mı aldı?”
Yüksel, “Burada bazı sorular da sorulabilir. Bağdat’ta
Amerikan elçisine yönelik yapılan saldırı sonrasında Kasım Süleymani neden
Bağdat’a geldi? O’nun için Bağdat ne kadar güvenlikliydi. Çünkü Irak, ABD
işgaline uğramış ve Irak yönetimi bir şekilde 2003 yılında Amerika’nın
desteğiyle kurulmuştu. Irak, Amerikan üslerinin olduğu, birliklerinin cirit
attığı, askeri ve istihbarat olarak var olduğu bir ülke. Her ne kadar İran-Irak
artık ilişkiler noktasında belli bir seviyeye gelmişse de böyle bir yere neden geldi?
Burada Irak istihbaratı içerisinden mi bazı bilgiler verildi? Konum bilgisi,
bulundukları yerin tespiti konusunda, Amerika Irak istihbaratından bir yardım
mı aldı? Bütün bu sorular sorulabilir.” dedi.
“Uçak faciası İran yönetimi içerisindeki sızmaların
sonucu mu?”
Kasım Süleymani saldırısı öncesinde Irak ve İran’da bazı
olaylar meydana geldiğini hatırlatan Yüksel, şu ifadeleri kullandı:
Irak’ta mevcut yönetime karşı sokaklarda Arap
milliyetçiliğine dayalı olarak İran’a karşı belirli gösteriler yapıldı. Bu
gösterilerde ölenler oldu. Daha sonra İran içinde Ehvaz’dan başlayarak petrol
ürünlerine yapılan ani zamma tepki olarak gösteriler başladı. Zaten İran uzun
süreden beri ambargo altında olmasından dolayı ciddi yoksulluğun hüküm sürdüğü
bir dönemi yaşıyor. Uçak olayı da bundan bağımsız değil. Acaba İran içerisinde
bazı guruplar, merkezi çok zor durumda bırakmak için mi bunu yaptı? O uçağın
savaş uçağı ya da yolcu uçağı olup olmadığının ayırt edilmemesi İran açısından
pek mümkün değil. İran yönetimi içerisinde de farklı guruplar var. Acaba orada
sızmalar mı oldu? Bu sızmaların getirdiği bir sonuç olarak mı uçak faciası
gerçekleşti? Karmaşık bir soru denklemi var. Bu sorular başını alıp gidecek mi?
İran Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden sonra ABD üslerine füze attı. Bunun
çok ötesine gidilecek gibi görünmüyordu. En fazla bazı ülkelerde bir vekalet
savaşları gibi bazı eylemler yapması söz konusu olabilir. Amerika da belli
yerlerde cevap niteliğinde eylemler yapabilir. Bu şekilde tansiyonun giderek
düşeceği ve karşılıklı taarruzlar şeklinde cereyan edeceği tahmin ediliyordu.
Yalnız uçak krizi bunun hangi yöne seyredeceği konusunda bir belirsizlik
oluşturdu.
Lübnan’da Hizbullah’ın siyonist israilin kuruluş aşamasında
bazı eylemler yaptığını, Amerikan deniz piyadelerine yönelik eylemler
gerçekleştirdiğini hatırlatan Yüksel, meydana gelen durumda da aynı şekilde
bazı olayların vuku bulabileceğinin tahmin edildiğini ancak bunun da tansiyonu
yükseltmeyeceğini ifade etti.
“Amerika Kasım Süleymani’yi öldürerek bölge ülkelerine
gözdağı verdi”
Yüksel, “Herkes Trump’un seçim ile ilgili olarak
bunları yaptığını söylüyor. Bunu etkisi yüzde 20 olabilir. Bunun başka
sebepleri olabilir. Ancak iki taraf da büyük savaş istemiyor. Büyük gücüyle ABD
galip gelse de bu konuda Amerika hedefleri de ciddi olarak vurulabilir. Başka
olaylar da var. İşin içerisinde Çin var. Rusya bu konuda kendisini geri
çekebilir. Ancak Çin’in ne tür bir tavır takınacağı belli değil. Onun için
büyük savaşı kolay kolay göze alamazlar. Bir de Suudi Arabistan var. Amerika
burada Kasım Süleymani’yi öldürerek sadece İran’a değil Suudi Arabistan’a,
Türkiye’ye ve bütün bölge ülkelerine biraz gözdağı verdi. ‘Sakın Çin’e
yanaşmayın! Yoksa gelip İran’ın bir numaralı aktörlerinden olan bir adamını
vurabilirim. Bu sizin için de geçerli’ diyerek gözdağı veriyor.”
ifadelerini kullandı.
“Sovyet bloğu çökünce Amerika adeta rakipsiz
kaldı”
Amerika’nın içerisinde çok ciddi kırılmalar olmadığı ve
karşısında büyük bir dünya gücü çıkmadığı müddetçe İslam dünyasından çekilmesinin
zor olacağını vurgulayan Yüksel, “Amerika’nın bölgede verdiği zararlar
azaltılabilir. Bunu bir poker oyunu gibi düşünün. Bu tarafta kartlar ve aslar
az ama Amerika tarafında çok. Ama Amerika’nın kendi içerisindeki çelişkileri
biraz fazla. Amerika’da iki ana sıkıntı var. Amerika iç savaştan sonra
kendisine yeni bir düzen kurdu. Çünkü iç savaş en büyük kırılma noktasıydı.
Ardından kurduğu düzen içerisinde zamanla iç savaştan yaklaşık olarak bir asır
bile geçmeden Amerika dünya devi haline geldi. Tabi o dönem dünyada Doğu ve
Batı bloku diye iki sistem vardı. Sovyet bloğu çökünce Amerika adeta rakipsiz
kaldı.” diye konuştu.
“Amerika ile Çin arasında mücadele hızlandı”
Yüksel, “Amerika içerisindeki çelişkilerde biraz
hantallaşmaya doğru gitme oldu. Zaten sürekli beyin göçleriyle ayakta duruyor.
Amerikan merkezli dev dünya şirketleriyle, Rackefeller, Rothschild vs. gibi
gurupların birbirleriyle rakabetleri, Neocon’lar, Evangelist ve küreselciler
arasında hızlanan bir çatışma var. Bir de Çin faktörü var. Çin artık dünyanın
ikinci ticaret devi. Bu hızla giderse bundan 15-20 yıl sonra Çin birinci sırayı
alacak. Amerika ile Çin arasında mücadele hızlandı. Ayrıca Amerika ve İngiltere
arasında da artık su yüzüne çıkmış ciddi bir rekabet var. Almanya ve Fransa’nın
ittifakıyla ortaya çıkan bir kıta Avrupası var. Her ne kadar Amerika buna
‘yaşlı Avrupa’ dese bile Almanya hariç Avrupa standartlarında İtalya, İspanya,
Fransa, İngiltere, Hollanda duraklama dönemi yaşıyor. Rusya her ne kadar
Amerika ile aşık tutacak bir hale gelmese bile Sovyetlerin dağılmasından
sonraki şaşkınlıktan sonra tekrar Putin döneminde kendisini toparlayıp
yükselişe doğru bir gidiş var.” dedi.
“Türkiye’nin Amerika’ya olan güveni ve ilişkileri iyice
bozulunca İran-Rusya bandına doğru ilerledi”
Rusya’nın İran ile olan ilişkileri ve onu kolluyormuş gibi
gözükmesi, Suriye’ye yerleşmesine, Türkiye ile son dönemde olan ilişkilerinde
de Akdeniz’deki etkisini arttırmasına vesile olduğunu söyleyen Yüksel,
Ortadoğu’da yaşanan ilişkilerle ilgili olarak şu ifadelere yer verdi:
“Rusya sıcak denizlere iniyor. Libya üzerinde bu
bağlamda bir etkisi söz konusu olabilir. Bu dengeler içerisinde durum nereye
gidecek? Eğer Trump bir delilik yapıp bu işi büyük bir savaşa dönüştürürse o
zaman değişik bir şey olur. Amerika şimdiye kadar doğrudan askeri darbe ile
değil hep iç karışıklıklarla İran rejimini yıkmaya yöneldi. Diğer taraftan
Afganistan ve Irak’ın işgali doğudan batıya İran’ın önünü açtı. İran’ın nüfuz
etkisini genişletmesi, Suriye, Yemen, Lübnan üzerindeki etkisinin artması
Amerika’nın Afganistan ve Irak’ı işgal etmesiyle oldu. Türkiye’de mevcut
durumda ne yapacağına yönelik uzun süredir bir arayış içerisinde. İlk önce
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden özellikle Suriye
olayları bazında böyle bir yapı içerisinde görünmeye çalışıyordu. Ancak 2016
yılından itibaren bu değişti. Türkiye’nin Amerika’ya olan güveni ve ilişkileri
iyice bozulunca İran-Rusya bandına doğru ilerledi.”
