8. Yılında Yemen Savaşı ve Ateşkese Giden Süreç

rasthaber
Rasthaber – 2015 yılında Sana’daki başkanlık sarayından kaçarak Suudi
Arabistan’a giden Yemen’in firari Cumhurbaşkanı Mansur Hadi, Suudi Arabistan ve
Emperyal güçlerin oyununa alet olarak ülkeyi 8 yıldır devam eden emperyalist
bir savaşa sürükledi.

Görünürde Mansur Hadi’yi tekrar başa getirmek isteyen Suudi
Arabistan; Birleşik Arap Emirlikleri, ABD, İngiltere ve Fransa’nın da içinde
olduğu uluslararası bir savaş koalisyonu kurup komşusu Mart 2015’te Yemen’i
havadan vurmaya başladı. İşin aslı ve arka planında ise ABD-Siyonist rejim ve
batılı emperyalistlere hizmet eden Suudi Arabistan ve BAE rejimlerinin Yemen’in
altın ve petrolünü yağmalamak istemeleri ve Yemen’in küresel ticarette
stratejik geçiş yollarını ele geçirmek istemeleri vardı.

Bu bağlamda BAE, ABD’nin desteği ile başta Sokotra adasına
asker çıkararak Yemen’in sahil kentlerini ve stratejik noktalarını işgal
ederken, Suudi Arabistan ise Hadramut ve Vadi Hadramut gibi doğu bölgesinde
kuzeyden güney sahiline kadar büyük bir alanı işgal etti.

Kuveyt, Bahreyn, Katar, Fas, Sudan, Ürdün ve Mısır’ın yardım
ettiği, ABD, İngiltere ve Fransa’nın lojistik ve istihbarat desteği sağladığı
Suudi Arabistan’ın başkanlığındaki koalisyon Yemen’i birkaç haftada ele
geçireceklerini hesaplamışlardı. Fakat hesaplayamadıkları bir direnişle
karşılaştılar. Savaşın ilk yıllarında yeterli askeri deneyime ve silaha sahip
olmayan Ensarullah güçleri ve Yemen ordusu 2017’de ilk defa caydırıcılık
amacıyla Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a füzeli saldırı gerçekleştirdi.
Böyle bir saldırıyı beklemeyen Suudi rejimi Yemen halkının direnişini
kırabilmek amacıyla ülkeyi ablukaya alarak ülkeye tüm giriş ve çıkışları
yasaklamıştı. Suud-BAE öncülüğündeki koalisyon güçleri Yemen direnişini
kırabilmek için 2017’den itibaren saldırıların şiddetini arttırırken aynı
zamanda Yemen’e uygulanan ablukayı da sıkılaştırmışlardı. Tüm bunlara rağmen
2019’de Ensarullah güçleri ve Yemen Ordusu, Caydırıcılık Dengesi Operasyonu ile
Suudi Arabistan’ın Aramco tesislerini İHA’lar ile hedef almış ve işgalci
güçlere büyük bir şok yaratmışlardı. BAE, bu şokun etkisiyle sıranın kendisine
geldiğini anlayarak Yemen savaşından çekildiğini açıklayacaktı. Ensarullah
güçleri ve Yemen ordusunun cesur direnişi birkaç hafta içerisinde Yemen’i ele
geçirmeyi planlayanların planlarını suya düşürmüştü. Yemen’in yalın ayaklı
direnişçileri 2016’dan sonra tanksavar güdümlü füzeler, deniz mayınları,
patlayıcı yüklü İHA’lar, balistik ve seyir füzeleri, insansız deniz araçları
(UMV’ler) ve diğer silah ve sistemler ile işgalcilere karşı saldırı
operasyonları gerçekleştiriyorlardı.

Washington merkezli Uluslararası Stratejik Etütler
Merkezi’nin (CSIS), yayınladığı raporda; Ensarullah güçleri ve Yemen ordusunun
2020 ve 2021 yıllarında Suudi Arabistan’a düzenlediği saldırıların önceki
yıllara göre iki katına çıktığına dikkat çekildi. Raporda, şu ifadeler
kullanıldı: “2020’nin dokuz ayında, Husi kuvvetleri aylık ortalama 38
saldırı gerçekleştirdi. 2021’in aynı döneminde, bu sayı ayda ortalama 78
saldırıya yükseldi ve dokuz ayda toplam 702 saldırı düzenlendi. Bu artış büyük
ölçüde 2021’in dokuz ayında 199 saldırının gerçekleştiği Marib’deki Husi
saldırısından kaynaklandı. Husi güçleri ayrıca yalnızca Ağustos 2021’de toplam
133 saldırı gerçekleştirdi. Bu, Ocak 2016’dan bu yana en çok saldırının yer
aldığı aydı.” 2022’ye gelindiğinde Yemen’de savaş işgalcilerin aleyhinde
ilerlemeye devam ediyordu. 2019’da Yemen savaşından çekildiğini açıklayan fakat
gerçek anlamda Yemen’den çekilmeyen işgalci BAE rejimi asıl şoku 17 Ocak 2022’de
Ensarullah güçleri ve Yemen ordusunun Dubai ve Abu Dabi havalimanlarına yönelik
füze ve İHA saldırıları ile yaşadı. Yemen savaşını son bir hamle ile kendi
lehine çevirmek isteyen BAE rejimine net bir mesaj verilmişti. Bu operasyonun
devamında ise 10, 20 ve 25 Mart tarihlerinde Suudi Arabistan’ın tuzdan
arındırma ve enerji tesisleri hedef alınmıştı.

Ukrayna’da yaşanan savaşın dünyada enerji fiyatlarını rekor
seviyelere taşıdığı bir zamanda Suudi Arabistan Aramco tesislerinin vurulması
bu defa sadece Suudi Arabistan’ı ilgilendirmekle kalmayarak bütün dünya için
önem arz eden bir konu oluşturdu. 21 Mart saldırılarının ardından Suudi
Arabistan, “küresel piyasalara petrol arzındaki herhangi bir kıtlığın
sorumluluğunu üstlenmeyeceğiz” açıklamasında bulunmuş ve dünya Yemen’de
unutulan savaşı tekrar hatırlamıştı. Yemen’in petrol kaynaklarını ele geçirmek
hedefiyle başlayan savaş Ensarallah güçlerinin ve Yemen ordusunun günde
yaklaşık 12 milyon varil ile dünyanın en büyük ham petrol ihracatçısı olan
Aramco’yu vurması ile tehlikeye girmiş bir duruma sürüklendi.

Tehlikeli durumun farkında olan ve Yemen direnişi karşısında
saplandığı bataklıktan kurtulamayarak rezil bir duruma düşen Suudi Arabistan
öncülüğündeki işgalci kuvvetlerin sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki, enerji
krizinden endişe duyan ABD’nin talimatıyla 30 Mart sabahından itibaren ateşkes
ilan edildiğini duyurdu. Bu açıklamanın ardından BM Yemen özel elçisi Hans
Grundberg de söz konusu geçici ateşkes kararını “İki aylık ateşkes
başladı. Tüm kara, hava ve deniz askeri operasyonları durdurulmalı”
şeklinde duyurdu. Hemen ardından ABD’nin Yemen özel elçisi Tim Lenderking ise
“Yedi yıllık savaş çok acı verdi. Tarafları şartlara uymaya ve
sürdürülebilir bir ateşkes ve kapsayıcı siyasi barış sürecine giden yolu açmaya
çağırıyoruz” açıklamasında bulundu.

Ensarullah Hareketi Siyasi Büro üyesi Muhammed el-Buhti, “Bu
ateşkes, saldırgan ülkelerinin Yemen’de kalıcı ve kapsamlı bir barış için
tutumunu yeniden gözden geçirmeleri için iyi bir fırsattır.” açıklamasında
bulunarak, Ensarullah’ın Yemen’de kalıcı bir barışın sağlanması taraftarı
olduğunu yeniden duyurmuş oldu.

Diğer taraftan şimdiye kadar defalarca kendi ilan ettiği
ateşkesi bozarak Yemen’e saldırılarına devam eden İşgalci Suudi Koalisyonu, bu
defa dünyadan yaşanan gelişmelerin etkisindeki ABD’li efendilerinin de oluru
ile Yemen bataklığından çıkmak için bir fırsat yakalamış olacaktır.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın