barışçıl protestoya el-Kuvvet el-Lübnaniyye (Samir Caca başkanlığındaki
falanjistler)militanları saldırı düzenlemiş ve 7 kişiyi şehit etmişlerdi.
Toplumsal’dan Ercan Çankaya, saldırıya ilişkin olarak gazeteci
Alptekin Dursunoğlu ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşiden satırbaşları şöyle:
Beyrut’ta 6 kişinin
ölümüne ve 60’tan fazla kişinin de yaralanmasına neden olan silahlı saldırının
sorumluluğunu Semir Caca liderliğindeki Lübnan Kuvvetleri adlı parti üstlendi.
Daha doğrusu Lübnan Kuvvetleri Partisi milletvekili İmad Vakim, kendisine ait
Twitter hesabından yaptığı paylaşımla saldırıyı Lübnan Kuvvetleri’nin yaptığını
neredeyse itiraf etmiş oldu. Öncelikle sormak istediğim İmad Vakim’in Semir
Caca grubu içindeki rolü nedir, rastgele seçilmiş bir isim midir, yoksa grupta
milletvekilliğinin ötesinde bir ağırlığa sahip midir?
Ortodoks Hıristiyan olan İmad Vakim, kurulduğu tarihten
itibaren Lübnan Kuvvetleri Partisi’nin üyesidir. Halen bu partinin Beyrut
milletvekilidir. 2011 – 2012 yıllarında partinin genel sekreterliğini yaptığı
düşünülürse partinin önde gelen liderlerinden biridir. 1992 ila 2012 yılları
arasında Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Rehab mühendislik şirketinde müdürlük;
2013 ila 2017 yılları arasında Mısır merkezli İmariya Yatırım şirketinde
yönetim kurulu başkanlığı yaptı. 2014’ten beri de Vakim Mühendislik Şirketi’nde
genel müdürlük yapıyor.
Lübnan Kuvvetleri, İsrail işgali ve iç savaş yıllarında
açıkça İsrail yanlısı olarak Suriye ordusuna ve FKÖ’ye karşı savaşıyordu. Sabra
ve Şatilla katliamlarını gerçekleştiren bu örgüt, şu an Suudiler tarafından
finanse ediliyor. İmad Vakim’in bu saldırıyı bu kadar açık bir şekilde
üstlenmesi Amerika’nın Beyrut Büyükelçisi Dorothy Shea’nın gözüne girme çabası
olarak anlaşılabilir.
Hizbullah, Tarık el-Bitar’ı neden istemiyordu?
Lübnan Kuvvetleri sözcüsü Şarl Cubur’a göre mahkemeden Nasrallah’a tutuklama
kararı çıkacaktı? Bu iddia, size göre ne ölçüde doğru?
Yargıç Tarık Bitar, 2020 yılının ağustos ayında meydana
gelen ve çok sayıda Lübnanlının ölümüne ve büyük bir yıkıma sebep olan Beyrut
Limanı patlamasıyla ilgili dosyayı siyasileştirmekle ve asıl suçluları aklamaya
çalışmakla suçlanıyor. Bu patlamaya sebep olan 2 bin 750 ton amonyum nitrat
2013 yılında Beyrut Limanında güvenlikli olmayan şartlarda depolandı. 2013’ten
patlamanın meydana geldiği 2020 yılına kadar ülkede başbakanlık yapanlar,
limanın yönetiminden sorumlu bakanlar ve limanı yönetenler Lübnan Kuvvetleri
Partisi’nin de içinde bulunduğu 14 Mart ittifakının mensupları. Ancak aradan
geçen bir yıla rağmen bu dosyayla ilgili hiçbir yönetici soruşturulmadı. Tam aksine
patlamadan sadece birkaç ay önce başbakan olan Hassan Diyab suçlanıyor. Yargıç
Tarık Bitar, konuyla doğrudan ilgisi olmayan eski Adalet Bakanı Emel Hareketi
milletvekili Ali Hasan Halil hakkında sorguya gitmemek suçlamasıyla tutuklama
kararı verdi.
Hizbullah, Emel Hareketi ve Süleyman Faranciye
liderliğindeki Hıristiyan Marada Partisi, Tarık Bitar’ı soruşturmayı karartmak,
asıl sorumluları aklamak ve dosyayı siyasileştirmeye çalışmakla suçluyordu ve
bu sebeple bir gün önce protesto gösterisi yapacağını açıklamıştı.
Lübnan Kuvvetleri Sözcüsü Şarl Cubur’un Tarık Bitar’ın
Hizbullah hakkında tutuklama kararı vereceği ve Nasrullah’ın da bunu bildiği
yönündeki iddiası aslında Hizbullah ve Emel’i haklı çıkarıyor. Zira liman
patlamasının olduğu andan itibaren yani henüz limanda dumanlar tüterken Lübnan
Kuvvetleri, mensubu olduğu 14 Mart İttifakı ve onların dış destekçileri olan
Suudi Arabistan ve Amerika patlamadan hemen Hizbullah’ı sorumlu tutmuş ve
patlamanın Hizbullah’ın limanda depoladığı silahlardan kaynaklandığını iddia
etmişti.
Doğru olmadığı, patlamanın limanda güvenli olmayan şartlarda
depolanmış olan amonyum nitrattan kaynaklandığı ortaya çıkınca bu kez 2013’ten
beri limanı yöneten siyasi yetkilileri ve Saad Hariri’nin yakını olan
bürokratları koruma telaşı başladı. Amerikalılar şu an bunu tıpkı Refik Hariri
suikastı konusunda yaptıkları gibi fırsata dönüştürmeye çalışıyorlar.
‘HİZBULLAH, DOSYAYI
KARARTMAYA ÇALIŞAN YARGI YETKİLİLERİNE TEPKİ GÖSTERİYOR’
En azından Batı basınında, Beyrut’ta
geçtiğimiz yıl 4 Ağustos’ta meydana gelen patlamayı Hizbullah’la ilişkilendiren
geniş bir kesim var? Patlamaların sorumlusu gerçekten Hizbullah mı, yoksa bu
söylemler propagandadan mı ibaret?
Limanda meydana gelen patlamanın 2013’ten beri güvenlikli
olmayan şartlarda depolanmış olan 2 bin 750 ton amonyum nitrattan kaynaklandığı
artık ispatlandı. Patlamanın Hizbullah’la uzaktan yakından hiçbir ilgisi yok
tam aksine 14 Martçıların ilgisi ve sorumluluğu var. Zira olaydan sonra
ihmalleri sebebiyle tutuklanan bürokratların Hizbullah’la değil 14 Martçılarla
yakınlığı var. Gümrükler Genel Müdürü Şefik Merai, patlamaya sebep olan 2750
ton amonyum nitratın Beyrut limanına depolandığı 2013 yılından itibaren 2018
yılına kadar yani Necib Mikati, Temmam Selam ve Saad Hariri hükümetlerinde bu
görevini sürdürmüş. Limanın yönetiminden doğrudan sorumlu olan bürokratların
başında olan bu kişi 14 Martçıların adamı.
Patlamanın meydana geldiği Beyrut Limanının Müdürü Hasan
Kureytem ise Saad Hariri’ye çok yakın ve onun tarafından korunan biri. Nitekim
Hizbullah’ın müttefiki olan Mişel Aun liderliğindeki Ulusal Özgürlük Hareketi,
2019’da Hasan Kureytem’i hedef almaya başlayınca dönemin Başbakanı Saad Hariri
Beyrut limanına bizzat gidip Kureytem’i ziyaret ediyor ve onu ‘kırmızıçizgi’
ilan ediyor.
Hizbullah ve müttefikleri; patlamanın üstünden geçen bir
yıla rağmen hâlâ bu bürokratlar ve onları görevde tutan siyasiler konusunda
herhangi bir hukuki adım atmayan buna karşın dosyayı karartmaya ve
siyasileştirmeye çalışan yargı yetkililerine tepki gösteriyor.
Bu saldırı, önümüzdeki günlerde Lübnan iç
siyasetini nasıl etkileyecek? Geniş çaplı bir Hristiyan Müslüman çatışması
ihtimali var mı?
Amerika, hem Lübnan’da hem de Irak’ta 2018 yılında yapılan
seçimlerde yenilgi yaşadı. Çünkü Irak’ta Halk Seferberlik Güçlerinin siyasi
temsilcisi olan Fetih İttifakı, Lübnan’da ise Hizbullah liderliğindeki 8 Mart
İttifakı hükümette belirleyici oldu. Amerikan rejimi de 2019’dan beri Irak ve
Lübnan’daki hükümetlere adeta savaş açtı ve bu ülkeleri yönetilemez hale
getirdi. Bu ülkelerde nüfuzunun olduğu siyasi gruplar aracılığıyla sokakları
kışkırttı. Irak’ta Adil Abdulmehdi’yi başbakanlıktan düşürmeyi başardı;
Lübnan’ı ise yönetilemez hale getirerek halk ile Hizbullah ve müttefiklerini
karşı karşıya getirmeye çalışıyor.
Amerika’nın Suriye’ye uyguladığı ‘Sezar Yasası’ yaptırımları
Lübnan’ı da derinden sarsıyor. Ciddi bir ekonomik kriz yaşayan Lübnan akaryakıt
temin edemiyor. Bu ise toplumsal hayatın her alanını derinden etkiliyor.
Hizbullah’ın İran’dan akaryakıt alarak Lübnan halkının hayatını kolaylaştırmaya
çalışması hem Hizbullah’ın hem de İran’ın halk nezdindeki imajını yükseltince
Amerika Suriye’ye uyguladığı kendi yaptırımlarını kendisi delmek zorunda kaldı.
Lübnan’ın enerji ihtiyacının karşılanması için Suriye
üzerinden Ürdün’den elektrik Mısır’dan ise gaz nakledilmesine izin verdi. Bu
Amerika ve ırkçı İsrail rejimi açısından çok sefil bir durumdu; zira hem
Hizbullah’ın gemilerini engellemeye cesaret edememiş oldular hem de Suriye’ye
uyguladıkları yaptırımı delmek zorunda kaldılar.
Amerikan rejimi içine düştüğü bu alçaltıcı durumun
intikamını Beyrut’un Tayyuna mahallesinde Lübnan Kuvvetlerine öldürttüğü 6
kişiyle almaya çalıştı. Elbette Lübnan’da bir iç savaş çıkması Amerika’nın
ırkçı İsrail rejiminin ve Suudilerin hayallerini süslüyor; ancak Lübnan’da
istismar edebilecekleri kimlik farklılığına dayalı bir siyasi kutuplaşma yok.
Zira hem Hizbullah liderliğindeki 8 Mart ittifakında hem de Amerika ve Suudi
destekli 14 Mart ittifakında Hıristiyanlar, Şiiler, Sünniler ve Dürziler var.
Hizbullah ve müttefikleri, onlara iç savaş çıkarma zemini
vermeyecek kadar bilgece ve disiplinli hareket ediyor.
