Rasthaber – Filistin’in taarruzunu Aydınlık’a değerlendiren uzmanlar,
Asya’nın yükselişinin bu atakta belirleyici olduğunu, meselede son tayin
edicinin yine Asya ülkeleri olacağını kaydettiler. Filistin’in haklı mücadelesine
destek verdiler.
İsrail’in Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze’de artan baskı ve
şiddeti büyük patlamaya neden oldu. Gazze Şeridi’ni yöneten Filistin
örgütlerinden Hamas, İsrail’e karşı topyekün saldırıya geçti. Sınır
karakollarını ve bazı askeri tesisleri ele geçiren direnişçiler, Tel Aviv ve
güney kentlerini vurarak ve çok sayıda silahlıyı esir alarak İsrail’i şoka
uğrattı. Ramazan Savaşı olarak da bilinen 6 Ekim 1973’teki Yom Kippur atağından
yarım asır sonra başlatılan “Aksa Tufanı” isimli taarruz demir kubbenin demir
olmadığını tüm dünyaya gösterdi. İsrail ise “Demir Kılıç” operasyonuyla
Filistinli direnişçilere karşılık vermeye çalıştı. İki taraftan da kayıpların
yaşandığı ve devam eden Aksa Tufanı’nı, sürecin olası seyrini ve Filistin’de
çözümü Prof. Dr. Cüneyt Akalın, Doç. Dr. Deniz Tansi ve Dr. Muhammet Tacettin
Kutay ile konuştuk.
Cüneyt Akalın’ın “İsrail, Filistinlilerin içine sinecek bir
çözüme rıza göstermeli aksi takdirde daha büyük bozgunlara uğrayacaktır. Asya
yükseldikçe mazlumlar diriliyor”, sözleri dikkat çekti. Deniz Tansi, Rusya ve
Çin’in tavrının belirleyici olacağını vurguladı. Tacettin Kutay da Türkiye’de
yükseltilen ırkçılık akımlarının İsrail yanlısı beyanlarının tesadüf olmadığını
not düştü.
‘BAŞKA ÇARESİ YOK’
Emekli Akademisyen Prof. Dr. Cüneyt Akalın, İsrail’in
Filistin’in egemenliğini kabul etmekten başka çaresinin olmadığını söyledi.
Uyguladığı baskı ve şiddetin karşılığını aldığını anlattı. “Fırtına eken
kasırga biçer. İsrail yıllar yılı fırtına ekti. Hiç ummadığı anda kasırgalarla
karşılaşıyor.” diyen Akalın şunları kaydetti:
“Hep teknolojik üstünlüğüne, askeri donanımına ve Amerikan
yardımlarına güveniyordu. Ama Filistinliler de mütekabil karşılıklar verdiler
ve İsrail büyük kayıplar yaşadı. Tabi İsrail buna kayıtsız kalmayacak, tepkiler
verecektir. Maalesef bu kan davası devam edecektir. Çözüm mutlaka ve mutlaka
İsrail’in dayatmalarına karşı çıkmaktan geçmektedir. İsrail, orasının
Filistinlilerin vatanı olduğunu kabul etmeli. Filistinlilerin içine sinecek bir
çözüme rıza göstermelidir. Bunun başka çaresi yoktur aksi takdirde İsrail daha
büyük bozgunlara uğrayacaktır.”
‘FİLİSTİN’E ZARAR VERİR’
Akalın Türkiye’nin arabuluculuk yapması çağrılarını da
değerlendirdi. Türkiye’nin saygınlığının değişken politikalar nedeniyle zayıf
olduğunu öne sürdü. Bölgesel işbirliğinin önemini hatırlatan Akalın, “Keşke
böyle bir şey olabilse. Ancak Türkiye’nin hem Araplar hem de İsrail nezdinden
bu arabuluğu tek başına yapacak kadar saygınlığa sahip olmadığı kanısındayım.
Çünkü Türkiye bu konuda hep yalpaladı. Bazen görmezden geldi, bazen hafif
geçti. Şimdi İsraille boru hattı inşası için çabalıyor. İnşallah yanılırım.”
ifadelerini kullandı.
“Batı Asya’da Türkiye’nin yalnız başına yapabileceği bir şey
yok. Rusya, İran ve ve hatta Çin’in olmadığı girişimler İsrail ve ABD’ye açık
hamleler olacağı için Filistin’e zarar verir.” uyarısını ekledi.
‘TÜRKİYE, RUSYA, İRAN, ÇİN ELBİRLİĞİ’
Akalın uluslararası şartların, özellikle de Asya ülkelerinin
yükselişinin ve ABD’nin gerileyişinin Filistin davasını başarıya ulaştırmak
bakımından elverişli olduğunun altını çizdi. İran’la ilgili çekincelere de
değinen Akalın şöyle devam etti:
“İran alerjisi İsrail’in yanına düşürür. Batı Asya’daki
bütün çözümler, Suriye krizi ve Filistin davası da dahil Türkiye, Rusya, İran ve
Çin’in elbirliğiyle gerçekleşebilir. Uluslararası kamuoyu da giderek
Filistin’in şansını artırıyor. Asya yükseldikçe mazlumlar diriliyor. İsrail hep
ABD’ye dayanarak adımlar atmıştı. Ama ABD geriledikçe İsrail de zayıflıyor.
Zaten Netanyahu’ya karşı aylardır süren halk direnişi de var. Hep Filistin’in
arkasında olan ama etkili olamayan uluslararası kamuoyunun Filistinliler askeri
başarılar kazandıkça sesini daha da yükselteceğini zannediyorum. Nitekim demir
kubbenin demir değil de kağıt olduğu görüldü.”
‘FİLİSTİN DAVASI VATAN DAVASI’
Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Deniz Tansi,
çatışmaların ve Filistin davasının sonucunu Rusya ve Çin’in de içinde bulunduğu
BRICS ülkelerinin tayin edeceğini savundu. Gelişmeleri Filistin ve İsrail’in iç
dengeleri açısından da yorumladı. Konuya sadece dini açıdan bakmanın eksik
olacağını, meselenin Filistin’in vatan davası olduğunu bildiren Tansi şunları
söyledi:
“Hamas, zamanını ve fırsatını kolladı, uygun zaman bu idi.
Stratejik açıdan, savunma teorilerinde pek çok yanıt verilebilir. Ancak en
yaşamsal olan, Ortadoğu’daki güncel gelişmelerle anlaşılabilir. Hamas’ın
saldırılarını, sadece İran’ın bölgesel stratejisi zemininde değerlendirmek,
yapısal bir sorun haline gelebilir. Bununla birlikte, İran tipi bir örgüt olmamakla
birlikte, Hamas-İran ilişkilerinin boyutu, İran’ın silah ve para yardımları,
Lübnan’da ise İran tipi Hizbullah örgütünün siyasal meşruiyetini ‘Lübnan’ı
İsrail’e karşı koruma’ savından alması, İran için bir Doğu Akdeniz siyaseti
ortaya koyuyor. Hizbullah’ın da Lübnan sınırına yaklaşarak İsrail’e karşı
saldırı durumuna yaklaşması, İran için İsrail’e karşı, yıllarca sürdürdüğü
vekalet savaşını kolektif bir savaş haline dönüştürmesi olasılığı, bölgedeki
kaosu kendi lehine yaratması seçeneğini güçlendirebilir.”
‘ŞİÖ VE BRICS BELİRLEYECEKTİR’
“Hamas ise, bu saldırılar ile, Filistin içindeki
popülaritesini arttırsa da, Filistin için gerçekten bir çözümden ziyade,
örgütsel konumunu güçlendirebilir. Netanyahu da İsrail’de güçlenir. Ancak bu
çerçeve iki devletli çözüme, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin’e mi işaret
ediyor? Maalesef hayır. Şiddet sarmalı, Filistin’in devletsizliğini, İsrail’in
fiili durumu, yani tek devletliliği, şiddeti öne sürerek, kalıcı hale
getirmesine yol açar. Filistin dışındaki Arap ülkeleri ve Müslüman nüfuslu
ülkeler, öncelikle şunu anlamalıdır ki, Filistin davası, sadece bir din, kutsal
mekânlar davası değil, vatan davasıdır. Öteki türlü ‘hepimiz Müslümanız’ sözü
güzel olsa da, Filistin’in devletsizliğine ya da çaresizliğine ilaç olmamakta,
her devlet, kendi çıkarı çerçevesinde, bu mağduriyetten nemalanmaya
çalışmaktadır…
“Ortadoğu’nun bir ‘gayya kuyusu’na dönüşmesi, öncelikle
Türkiye’nin çıkarlarına zarar verecektir… Putin, ‘Başkenti Doğu Kudüs olan,
bağımsız Filistin Devleti’ni ve ‘iki devletli çözümü destekliyoruz.” derken,
İran’ın Şangay İşbirliği Örgütü’nde ve BRICS’te birlikte yer aldığı Rusya ve
Çin, bu hareketliliğin parametrelerini de belirleyecektir.”
‘TÜRKİYE’NİN OLMADIĞI DAHİL RİSKLİ’
Türk-Alman Üniversitesi Öğretim Üyesi Tacettin Kutay da Aksa
Tufanı’nın İsrail’in eylemlerinin bir sonucu olduğunu aktardı. Türkiye’siz bir
çözümün mümkün olmadığını ve riskler barındırdığını ileri süren Kutay şöyle
temellendirdi:
“Ne olursa olsun sivillerin zarar görmesi üzücü ve kabul
edilemez. Ancak İsrail-Filistin hattı İsrail’in barbarlıkları nedeniyle
kontrolden çıkan bir hatta dönüştü. Hem Batı Şeria’da hem de Gazze’de İsrail’in
haksız, hukuksuz ve insanlık dışı eylemlerini artırması bu tepkiyi doğurdu.
Mescid-i Aksa baskınları, işgaller ve sivillere yönelik baskılar; bunların
karşılık görmemesi beklenemezdi. Bu basınç sonunda şiddetli bir biçimde vuku
buldu. Bir bilgim olmamasına rağmen burada İran ve Rusya gibi dış aktörlerin de
parmağının olduğunu düşünüyorum. Hamas, Hizbullah ve İslami Cihad örgütleri
üzerinden bir dahlin olduğunu zannediyorum. Bu hatta Türkiye’nin olmadığı bir
dış dahlin hem Filistin hem de bölge için riskli olduğu kanısındayım. Çünkü
Kudüs davasında Türkiye’nin büyük emekleri var ve oynayabileceği rol de o
eksende faydalar sağlayacaktır. Artuk Bey’den gelen bin yıllık bir tesirimiz
var.”
‘YÜKSELTİLEN IRKÇILIK BUGÜNLERE BİR HAZIRLIKMIŞ’
Tacettin Kutay, sosyal medyada ve kimi televizyon yayınlarda
ortaya çıkan İsrail yanlısı tutumları da eleştirdi. Son zamanlarda görülen
ırkçılık ve Arap düşmanlığının bölgesel gelişmelere yönelik bir hazırlık
olduğunu iddia eden Kutay, Zafer Partisi ve İYİ Parti’ye yakın çevrelerde
İsrail savunuculuğu olmasının şaşırtıcı olmadığını dile getirdi:
“Öyle görünüyor ki Türkiye’deki son zamanlarda yükseltilen
ırkçılık ve Arap karşıtlığı bugünlere yönelik bir hazırlıkmış. Çünkü Türkiye’de
eskiden böyle bir İsrail yanlılığı yoktu. Filistin davası ve İsrail siyonizmine
karşı mücadele Türk sol ve sağ siyasi hareketlerinin ortak noktalarından
biriydi. Bu yükseltilen siyonizm taraftarlığında da Zafer Partisi ve İYİ
Parti’ye mazhar grupların ön plana çıkması şaşırtıcı değil. ‘Rabbim İsrail
ordusunu korusun’ diyebilecek, Araplara yönelik galiz hakaretleri ağza
alabilecek kadar şaşırmışlar. Bizim bu meseledeki taraftarlığımız İsrail’in
Yahudi, Filistin’in Müslüman ve Arap olmasından kaynaklı değildir. Yahudiler de
Araplar da aziz milletlerdir. Buradaki tutumumuzun sebebi İsrail’in haksız,
hukuksuz ve insanlık dışı işgal ve eylemleridir. İsrail’in barbarlığına
karşıyız ancak İsrail ahalisinin de zarar görmemesini temenni ediyoruz.”/aydınlık
