Chicago Üniversitesi’nden siyaset bilimci Prof. John Mearsheimer, Yargıç Andrew Napolitano’ya verdiği mülakatta ABD’nin İran’la girdiği savaşın stratejik hedeflerden yoksun olduğunu ve kazanılamayacağını söyledi. Mearsheimer’a göre savaş, Rusya ve Çin’e alan açarken Washington’un Avrupa ve Asya’daki konumunu zayıflatıyor.
Yargıç Andrew Napolitano’nun sunduğu programda konuşan Chicago Üniversitesi siyaset bilimci Prof. John Mearsheimer, ABD dış politikasında İsrail etkisinin halen belirleyici olduğunu söyledi.
Napolitano, Mearsheimer ve Prof. Stephen Walt’ın birlikte kaleme aldığı The Israel Lobby and US Foreign Policy (İsrail Lobisi ve ABD Dış Politikası) kitabının yıldönümüne atıf yaparak tartışmayı açtı.
Mearsheimer, “Lobi bugün de en az geçmişte olduğu kadar güçlü. Hatta bazı açılardan daha güçlü” ifadelerini kullandı. Lobi faaliyetlerinin iki düzeyde yürüdüğünü belirten akademisyen, “Birincisi kamuoyundaki söylemi etkilemek, ikincisi ise doğrudan devlet politikasını şekillendirmek” dedi.
Ancak kamuoyu düzeyinde önemli bir kırılma yaşandığını vurgulayan Mearsheimer, “İsrail’e yönelik eleştiriler artık yaygın. Bu, 20 yıl önce neredeyse düşünülemezdi” diye konuştu.
Buna rağmen siyasi karar mekanizmalarının henüz aynı yönde değişmediğini belirten Mearsheimer, “Kamuoyu değişmişken koşulsuz destek politikasının ne kadar sürdürülebileceği büyük soru” dedi.
“Bu savaş İsrail için, Amerika için değil”
Mearsheimer, ABD’nin İran’la savaşa girmesinin ulusal çıkarla açıklanamayacağını söyledi ve “Bu savaş İsrail için yürütülüyor. Amerika’nın İran’a karşı savaşmak için herhangi bir ulusal çıkarı yoktu” ifadelerini kullandı.
Trump yönetiminin bu savaşa sürüklendiğini belirten Mearsheimer, “Elde çok sayıda veri var. Başkan Trump, İsrail ve ABD içindeki İsrail yanlısı çevreler tarafından bu savaşa çekildi” dedi.
Savaşın sahadaki gidişatına ilişkin değerlendirmesinde ise Mearsheimer, “Bu savaş çok kötü gidiyor. Tanıdığım hemen hiç kimse bu savaşı nasıl kazanacağımızı açıklayamıyor” diye konuştu.
“Hedeflere ulaşılamıyorsa savaş kazanılmaz”
Mearsheimer, savaşın başarısını belirleyen ölçütün askeri taktikler değil, stratejik hedefler olduğunu vurguladı. “Savaş kazanmak, başlangıçta belirlenen hedeflere ulaşıp ulaşmadığınızla ilgili” dedi.
ABD’nin İran’dan beklentilerini sıralayan Mearsheimer, “Rejim değişikliği, nükleer zenginleştirmeden vazgeçme, balistik füze programının sona ermesi ve bölgesel gruplara desteğin kesilmesi. Bunların hiçbirine nasıl ulaşılacağını kimse açıklayamıyor” ifadelerini kullandı.
“Bu hedeflere ulaşma senaryosu kuramıyorsanız savaşı kazanamazsınız” diyen Mearsheimer, mevcut stratejinin bu açıdan başarısız olduğunu söyledi.
“Trump hızlı zafer beklentisiyle uyarıları dikkate almadı”
Mearsheimer, Trump’ın savaş öncesinde yapılan uyarıları göz ardı ettiğini belirtti. “Kendisine İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği söylendi. Ancak hızlı ve kesin zafer beklediği için bu riski önemsemedi” dedi.
ABD ordusu ve istihbarat kurumlarının daha temkinli değerlendirmeler sunduğunu kaydeden Mearsheimer, “General Kaine ve Ulusal İstihbarat Konseyi askeri seçeneğin sınırlı olduğunu söylüyordu” ifadelerini kullandı.
Buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Jared Kushner ve Steve Witkoff gibi isimlerin Trump üzerinde etkili olduğunu belirten Mearsheimer, “Başkan bu isimleri dinledi ve savaş açık bir plan olmadan başlatıldı” dedi.
“Rusya bu savaşın en büyük kazananı”
Mearsheimer’a göre savaşın en önemli jeopolitik sonucu Rusya’nın güçlenmesi. “Bu durum Kremlin için mükemmel haber” diyen akademisyen, enerji piyasasındaki gelişmelere dikkat çekti.
“ABD yönetimi petrol fiyatlarının aşırı yükselmesini istemiyor. Bu nedenle İran petrolünün piyasaya akmasına göz yumuyor” ifadelerini kullanan Mearsheimer, benzer şekilde Rus petrolüne yönelik yaptırımların gevşetildiğini söyledi.
Financial Times verilerine atıfla Rus petrol gelirlerindeki artışın dikkat çekici olduğunu belirten Mearsheimer, “Bu savaş Rusya için ciddi bir ekonomik fırsat” dedi.
Ayrıca ABD’nin Ortadoğu’da yoğunlaşmasının Ukrayna’ya verilen askeri desteği zayıflattığını belirten Mearsheimer, “Silahlarımızı Orta Doğu’da tüketiyoruz. Bu da Ukrayna’nın sahada zayıflamasına yol açıyor” diye konuştu.
“ABD Asya’dan uzaklaşıyor”
Mearsheimer, ABD’nin küresel stratejisinde ciddi bir sapma yaşandığını söyledi. “Ana hedef Çin’i dengelemekti. Ancak bu savaş nedeniyle Asya’dan uzaklaşıyoruz” dedi.
ABD’nin askeri kaynaklarını Ortadoğu’ya kaydırmasının uzun vadeli stratejik maliyetler doğurduğunu belirten Mearsheimer, “Bu, Çin’in işine yarıyor” ifadelerini kullandı.
“Müttefikler savaşa katılmak istemiyor”
Avrupa ülkelerinin ve diğer müttefiklerin savaşa mesafeli durduğunu belirten Mearsheimer, “Bu zaten kaybedileceği düşünülen bir savaş. Kimse dahil olmak istemiyor” dedi.
Almanya’nın açık şekilde mesafe koyduğunu belirten Mearsheimer, “Alman Savunma Bakanı bunun kendi savaşları olmadığını söyledi. Şansölye Friedrich Merz de NATO’nun savunma ittifakı olduğunu vurguladı” ifadelerini kullandı.
Japonya, Güney Kore, Fransa ve İngiltere’nin de benzer tutum sergilediğini belirten akademisyen, “Bu tablo ABD’nin küresel konumunu zayıflatıyor” dedi.
“Hürmüz Boğazı askeri güçle açılamaz”
Mearsheimer, ABD donanmasının gücüne rağmen Hürmüz Boğazı’nın zorla açılamayacağını söyledi. “Dünyanın en güçlü donanmasına sahibiz ama buna rağmen boğazı açamıyoruz” dedi.
İran’ın füze ve insansız hava aracı kapasitesine dikkat çeken Mearsheimer, “Boğaz açılsa bile Basra Körfezi İran için hedef açısından çok zengin bir alan” ifadelerini kullandı.
Ayrıca İran’ın petrol altyapısını hedef alarak enerji akışını tamamen durdurma kabiliyeti olduğunu belirten Mearsheimer, “Bu durumda boğaz açık olsa bile petrol akmayacak” dedi.
“Çin ABD’nin hatasından faydalanıyor”
Mearsheimer, Çin’in bu süreci yakından izlediğini ve avantaj sağladığını söyledi. “ABD kendi ayağına ateş ediyor. Çin bundan memnun” ifadelerini kullandı.
Küresel algı açısından ABD’nin itibar kaybettiğini belirten Mearsheimer, “Bugün en sorumlu aktör Çin gibi görünüyor” dedi.
Bu durumun diplomatik dengeleri değiştirdiğini vurgulayan akademisyen, “ABD’nin Avrupa ve Ortadoğu’daki konumu zayıflıyor, bu da Çin’in etkisini artırıyor” diye konuştu.
“Uluslararası hukuk ve diplomasi ciddi hasar aldı”
Mearsheimer, savaşın uluslararası sistem üzerindeki etkilerine de dikkat çekti. “Diplomasi iki kez saldırı aracı olarak kullanıldı. Bu büyük güven kaybına yol açtı” dedi.
İran’ın artık diplomasiye güven duymayacağını belirten Mearsheimer, “Savaşı bitirmek için yaptırımların kaldırılması gerekecek. Ancak güvence vermek neredeyse imkansız” ifadelerini kullandı.
“Uluslararası hukuk işlevini yitirmiş durumda” diyen Mearsheimer, bu durumun çözümü daha da zorlaştırdığını söyledi.
“Nükleer risk algısı artabilir”
İsrail’in olası nükleer seçeneklerine ilişkin değerlendirmesinde Mearsheimer, “Bu ancak İran’ın nükleer silah geliştirdiğine dair güçlü kanıt oluşursa gündeme gelir” dedi.
Ancak savaş sonrası İran’ın nükleer programa yönelme ihtimalinin arttığını belirten akademisyen, “Bu teşvikler çok güçlü” diye konuştu.
İsrail toplumunda İran’ın varoluşsal tehdit olarak görüldüğünü ifade eden Mearsheimer, “Bu algı kararları belirler” dedi.
“Savaş ciddiyet gerektirir, söylem değil”
Trump’ın savaşla ilgili kullandığı dili eleştiren Mearsheimer, “Savaş ölümcül bir iştir. Bu şekilde konuşulamaz” dedi.
Askeri yapıların doğası gereği yıkıcı olduğunu belirten Mearsheimer, “Ordular büyük öldürme makineleridir. Bu gücü sınırlamak gerekir” ifadelerini kullandı.
Sivil kayıpların önlenmesinin temel ilke olduğunu vurgulayan Mearsheimer, “Uluslararası hukuk ve adil savaş teorisi bu nedenle var” dedi.
harici
