Kâbe ve Dünden Bugüne Yezitler!

Tüm oyunlar Din üzerine ve Kutsallar Üzerine! Dini semboller ve mukaddes mekânlar, tarih boyunca kitleleri mobilize etmenin, siyasi meşruiyet devşirmenin ve rakipleri şeytanlaştırmanın en elverişli kılıfı olmuştur. Bir ülkenin veya rejim kendi askeri ya da jeopolitik emellerini perdelemek istediğinde, toplumsal hafızayı felç edecek en kestirme yol “Kutsal simgelerimiz saldırı altında!” yaygarası koparmaktır.

Orta Çağ Avrupa’sındaki Papalık rejimlerinin Haçlı Seferleri’ni meşrulaştırmak için ürettiği “Kutsal Topraklar çiğneniyor” söylemi veya modern dünyadaki bölgesel güçlerin mabetler üzerinden yürüttüğü algı operasyonları bu stratejinin somut örnekleridir. Ancak bu kirli tezgâhı bir devlet doktrini ve düzenli siyasi gelenek haline getiren yegâne yapı Suudi hanedanlığı ve onun tarihsel uzantılarıdır.

​Suudi Arabistan yönetimi, meşruiyetini İslam’ın en kutsal mekanları olan Mekke ve Medine’nin koruyuculuğu (Hâdimü’l-Haremeyn) iddiasına dayandırsa da, tarihin sayfaları bu unvanın arkasına gizlenen sistemli yalan, iftira ve dezenformasyon örnekleriyle doludur. Suudi krallarının ve Vehhabi-Suudi ittifakının mukaddesat sömürüsü özellikle Osmanlı Devleti’ne karşı başlatılan isyan döneminde zirve noktasına ulaşmıştır:

​1916 Mekke İsyanı ve Osmanlı’ya Atılan Top İftirası: İngiliz istihbaratıyla iş birliği yapan Mekke Şerifi Hüseyin, 27 Haziran 1916 tarihli resmi bağımsızlık beyannamesinde, Osmanlı ordusunu Kâbe’yi topa tutmakla suçlamıştır. Yayınladığı beyannamede ve resmi yayın organı el-Kıble gazetesinde “Osmanlı kuvvetleri Kâbe’ye iki top mermisi attı, biri Hacer-ül Esvet’in üstüne diğeri Makam-ı İbrahim’e düştü ve Kabe’nin örtüsü tutuştu” yalanını yaymıştır. Bu propaganda ile Türk askerleri “zındık” ve “kâfir” ilan edilerek Arap kamuoyu Osmanlı’ya karşı kışkırtılmıştır. Oysa arşivler, Osmanlı garnizonunun Kâbe zarar görmesin diye ateş bile açmadığını, aksine Şerif Hüseyin güçlerinin kutsal mekânı Siper olarak kullandığını net bir şekilde doğrulamaktadır.

​​Günümüzde ise aynı bayat senaryo ve psikolojik harp yöntemi Yemen savaşında sahneye konmaktadır! Yemen’e yönelik yürüttüğü yıkıcı askeri operasyonlara ve insani drama uluslararası alanda meşruiyet sağlamakta zorlanan Suudi rejimi, çıkış yolunu yine “Kâbe tehlikede” propagandasından bulmuştur.

​2016 ve 2017 yıllarında Suudi makamları, Yemen’deki Ensarullah (Husi) güçlerinin Mekke’yi ve Kâbe’yi hedef alan balistik füzeler fırlattığını iddia etmiş, bu iddia küresel çapta bir algı operasyonuna dönüştürülmüştü! Oysa bağımsız askeri gözlemciler ve uluslararası kaynaklar, atılan füzelerin hedeflerinin Mekke değil,  kilometrelerce uzaktaki Cidde Kral Abdülaziz Uluslararası Havalimanı veya askeri üsler olduğunu ortaya koymuştur.

​Dün olduğu gibi bugünde Dini duyarlılıkları istismar etmek ve Yemen halkına dönük saldırıları meşrulaştırmak adına Kâbe’nin hedef alındığı yalanı uydurulmuştur. Suudi hanedanlığının yüz yılı aşkın tarihsel pratiği, mezhebi ve siyasi ikballeri uğruna bizzat kendi kurguladıkları veya provoke ettikleri sahte saldırıları “Kutsal mekânlarımıza saldırdılar” kılıfıyla Yemen’in ya da diğer rakiplerinin üzerine atma konusundaki potansiyelini ve gözü karalığını açıkça kanıtlamaktadır. Kâbe, Suudi elitleri için korunan bir mabetten ziyade, kirli savaşlarını perdeledikleri ticarileştirilmiş ve siyasallaştırılmış bir zırh olmaya devam etmektedir.

Oysa yıllardır mazlum ve Mustazaf Filistin, Gazze özelde Mescidi Aksa Müslümanların ilk kıblesi olması hasebiyle hiçbir kutsallığını önemsemeden Siyonist İsrail’e her yardımı desteği gerek gizli gerekse açık olarak sunmayı hicap duymadan yapıyor.                                                                                                         Yine Krallığın Dini otoritelerin’den olan Arabistan müftüsü Abdülaziz Al-i Şeyh “Hamas terör örgütüdür! İsrail’le savaşmak caiz değildir” ve yine aynı şarlatan şeyh “Hizbullah’a karşı İsrail ordusuyla iş birliği yapılabilir” Fetvası verecek kadar alçalarak ve Din’i kendilerini korumak için kullanmakta bir beis görmemektedirler!

Yemen (İmanın özü) yıllardır Gazzeli kardeşleri için en Azizlerini şehit vermiş. Yıllarca açlığa, en sert Ambargolara Gazzeli kardeşleri için göğüs germiş Gazze’de savaş durmayana kadar durmayacağız diyen İman kokulu Ensarullah savaşçıları, en başta Seyyit Abdülmelik Bedreddîn El-Husi veya (Ebu Cibril) olarak tanınan Yemen’in lideri; ‘‘Amerika’dan Siyonist İsrail’den korkmuyoruz. Biz sadece ALLAH’TAN KORKUYORUZ.’’ Sözüyle bu şanlı, izzetli duruşu ortaya koyarak, Öz İslam’ın savunucuları olduklarını kanıtlamışlar.

Yaptıkları işlerle Kutsala Hürmetsizliğin Zirvesini Müslümanlara yaşatan Suudi krallığı zora düştüğünde aynı kutsalları çekinmeden kullanmayı ’da çok iyi biliyor.

​Sözde Haremeyn’in koruyuculuğunu üstlenen Suudi rejiminin, kendi siyasi ve küresel çıkarları uğruna kutsal değerleri nasıl ayaklar altına aldığını son yıllarda ayyuka çıkan skandallarla bir kez daha kanıtlanmıştır.

Epstein İtirafları ve Kâbe Örtüsü Skandalı, Küresel fuhuş, çocuk istismarı ve şantaj ağı kuran Pedofil Jeffrey Epstein dosyalarında ortaya çıkan detaylar, Suudi sarayının kutsallara bakışını özetler niteliktedir. İslam âleminin göz bebeği olan Kâbe-i Muazzam’ın örtüsünün (Kisve) parçalarının, küresel elitlerin sapkın ağına bir hediyelik eşya, bir güç ve sadakat göstergesi olarak peşkeş çekildiği iddiaları kamuoyunda zaten büyük bir infial yaratmıştı. Kâbe’nin kutsal örtüsünü, sapık küresel bir çetenin eline hediye olarak teslim etmek, rejimin dini değerlere gerçekte ne kadar “değer” verdiğinin açık bir belgesi değil midir?

Söyler misiniz, Kâbe’yi mancınık ile yakan dünün yezidi ile aynı Kâbe’nin hürmetini bir aşüftenin ayakları altına seren bugünün Yezitleri arasında ki fark nedir?

​Jennifer Lopez ve Kâbe Mimarili Sahne Rezaleti, Suudi yönetimi “Vision 2030” kılıfı altında başlattığı eğlence festivallerinde skandallara imza atmaya devam etmektedir. Riyad Sezonu etkinlikleri kapsamında Amerikalı şarkıcı Jennifer Lopez’in sahne aldığı dev konser düzenlenmiştir, ancak asıl rezalet, sahne dekorunun bizzat Kâbe’nin mimari formunu, kübik yapısını ve hatta altın işlemeli bantlarını anımsatacak şekilde tasarlanması olmuştur!

Müslümanların kıblesi olan Kâbe’nin formunun, yarı çıplak dansçıların ve ahlaksız gösterilerin sahne dekoru haline getirilmesi, İslami değerlerin açıkça aşağılanması ve tahrif edilmesine, Siyonist işgalci İsraillilerin dahi cesaret edemeyeceği alçakça eylemdir!

​Bütün bu tablonun hülasası şudur, Suudi hanedanlığı ve yönetimi için Mekke, Medine ve Kâbe, hiçbir zaman mukaddes birer emanet olmamıştır. Tarih boyunca bu kutsallar; Osmanlı’ya karşı İngilizlerle bir olup iftira atarken siyasi bir koz, küresel güçlerle pazarlık yaparken bir rüşvet malzemesi, Yemen halkının üzerine bombalar yağdırırken, bir kamuoyu kalkanı ve Batılı eğlence sektörüne şirin görünürken de sahne dekoru olarak kullanılıyor.

​Kendi elleriyle Kâbe simgelerini sahnelerde çiğneten, Kâbe örtüsünü sapık çetelere hediye eden ve iktidarı uğruna dinin temel taşlarını metalaştıran bir zihniyetin “Kâbe’ye saldırdılar” yaygarasının arkasındaki tek gerçek kendi suçlarını örtbas etme telaşıdır. Suudilerin ne Kâbe’ye, ne Mekke’ye ne de Medine’ye gerçek anlamda hiçbir saygı ve hürmeti yoktur. Onlar için kutsal olan tek şey, tahtlarını ve küresel efendileriyle kurdukları kirli ilişkileri korumaktan ibarettir.

ÖZEL DURUM:

Bu kadar aşağılık ve alçak olan Siyonist Suudi hanedanı kendi planlayarak Kâbe’ye ya da Mekke, Medine’ye veya herhangi bir kutsala yapacağı saldırıyı İzzetli Yemen Ensarullahı’nın üzerine yıkmaya çalışılması, hiçte şaşılacak bir durum olmasa gerek. O zaman Müslüman olduğunu iddia eden Halklar, geçmişten ve günümüzden ders çıkarıp Yemen’in Şerefine, İzzetine Özelde Hz. Muhammed (s.a.a)’in Şahitliğinde “Ben Yemenliyim” Hadisi!

Resûlullah (s.a.a.), atlar ve insanlar üzerine konuşulurken Necid halkını öven bir sahabeye (Uyeyne b. Hısn) karşı Yemenlileri müdafaa ederek şöyle buyurmuştur: “Yanılıyorsunuz. Erkeklerin en hayırlıları Yemenlilerdir. İman Yemenlidir ve ben de Yemenliyim. İman Yemenlidir, fıkıh Yemen’dedir, hikmet Yemen’dedir.” “Allah’u Ekber! Allah’ın yardımı ve fetih geldi! Yemen ehli geldi. Kalbi mütehassıs (ince ruhlu, yufka yürekli) bir kavim… Rabbimizin nefesinin Yemen cihetinden (güzel kokusunu) duyuyorum.”

Bunları bile, bile Yemen’in yiğitlerine iftira atmak, sizce de imanı tehlikeye atmaz mı? İnsanı; Peygamberi (s.a.a)’ın huzurunda mahcup duruma düşürüp, Ümmetten kopma tehlikesiyle hatta daha korkunç olanı, insanı; Amerika, Siyonist İsrail’in tarafında olmaya sevk etmez mi? Kısaca Zalimlerden etmez mi? Bunca yaşanandan sonra Allah’tan Korkmuyorsanız! İstediğiniz yalanı, İftirayı atmakta serbestsiniz.

“Vaad olunan hesap, ceza ve ödeşme günü (din günü) mutlaka gerçekleşecektir.”/ Zariyat-6                                

Atakan ÇELİK

17 Eylül 2026

 

 

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın