ABD’nin Kara Sicilinin Müzakereler Üzerindeki Gölgesi

İran ile ABD-İsrail koalisyonu arasında modern tarihin en karmaşık ve belirleyici çatışmalarından birinin ardından savaş meydanındaki toz dumanın dağılmasıyla birlikte, diplomasi ve müzakerelerin yeniden başlamasına ilişkin sesler giderek daha fazla duyulmaya başlandı.

Ancak tarih bize göstermiştir ki savaş alanında elde edilen kazanımlar, diplomasi masasında akıllıca kalıcı hale getirilmezse kolaylıkla kaybedilebilir. İran halkı bu tarihî mücadelede ağır bedeller ödemiş ve artık yıpratıcı diplomasi süreçleri ile kırılgan anlaşmalar uğruna riske atılamayacak kazanımlar elde etmiştir.

Mevcut aşamada ülkenin diplomasi kurumu, sahadaki gerçeklere dayanan ve tamamen saldırgan bir yaklaşımla, olası her türlü görüşme için yeni kırmızı çizgiler belirlemelidir.

Tek Gündemli Müzakere: Savaşın Kesin Olarak Sona Erdirilmesi ve İran Halkının Haklarının Alınması

Önümüzdeki diplomatik süreçte ilk ve en önemli ilke, “müzakere için müzakere” anlayışının terk edilerek, görüşmelerin yalnızca savaşın kesin biçimde sona erdirilmesi ve İran halkının haklarının alınması amacıyla yürütülmesidir.

İran İslam Cumhuriyeti, Batı diplomasisinin konuyu tali ve ilgisiz başlıklara çekerek savaşın sona ermesini zamana yaymasına izin vermemelidir. Müzakere masasına oturmanın amacı, tartışmasız konular üzerinde pazarlık yapmak değil; karşı tarafın İran halkının iradesi karşısında siyasi ve hukuki teslimiyet belgesini düzenlemektir. Savaşın sona ermesi kesin, geri döndürülemez ve kapsamlı bir nitelik taşımalıdır.

ABD-İsrail Koalisyonundan Somut Güvence Alınmasının Gerekliliği

Deneyimler göstermiştir ki ABD’li yetkililerin imzası, özellikle İsrail rejimiyle kurulan ittifak çerçevesinde, çoğu zaman üzerinde bulunduğu kâğıdın mürekkebi kadar bile değer taşımamaktadır. Savaşın kesin biçimde sona ermesi; somut, hukuki ve sahada uygulanabilir güvenceler gerektirmektedir.

ABD ve İsrail rejimi, İran’ın çıkarlarına, ulusal güvenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik yeni bir maceranın kendileri açısından otomatik ve felç edici sonuçlar doğuracağını garanti eden kurallı taahhütler vermelidir. Bu güvencelerin mekanizması Batı’nın etkisi altındaki uluslararası kuruluşlara bırakılmamalı, İran’ın kendi güç unsurlarına dayanmalıdır.

Hürmüz Boğazı Kırmızı Çizgidir

Savaşlar yalnızca tehditleri bertaraf etmek için yapılmaz; aynı zamanda güç dengelerini yeniden şekillendirir. İran halkı bu mücadelede önemli stratejik ve jeopolitik kazanımlar elde etmiştir. Hayati su yolları üzerindeki üstünlüğün pekiştirilmesi, bunlardan yalnızca biridir.

Bu konuya İran lideri açıkça değinmiştir. İran Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney, Basra Körfezi Milli Günü dolayısıyla yayımladığı mesajında, “İran İslam Cumhuriyeti, Hürmüz Boğazı üzerindeki yönetim nimetinin şükrünü fiilen yerine getirerek Basra Körfezi bölgesini güvenli hale getirecek ve düşmanın bu su yolunu kötüye kullanmasının önüne geçecektir” ifadelerini kullanmıştır.

Bu kazanımlar, bir milletin kanı ve direnişi pahasına elde edilmiştir ve hiçbir müzakerede pazarlık konusu yapılamaz. Hürmüz Boğazı ile bölgenin ekonomik ve güvenlik damarları, artık her zamankinden daha fazla İran’ın meşru nüfuz alanı içinde bulunmaktadır ve yapılacak her anlaşma bu sahadaki üstünlüğü değiştirilemez bir gerçek olarak kabul etmelidir.

Tazminat Dosyası: Ödenmesi Gereken Bedel

Bir ülkeye kapsamlı bir savaşın askeri, ekonomik ve altyapısal sonuçlarını yükleyip ardından anlaşma gününde bu zararları diplomatik gülümsemelerle görmezden gelmek mümkün değildir. Tam tazminat talebi, ulusal ve vazgeçilemez bir haktır.

Müzakere heyeti, İran’ın altyapısına, ekonomisine ve ulusal varlıklarına verilen tüm maddi ve manevi zararları uzman raporlarıyla hesaplayarak, bunların eksiksiz ödenmesini herhangi bir barış anlaşmasının uygulanmasının ön şartı haline getirmelidir. Bu konuda yalnızca gerçek banka garantileri ve fiili varlık transferleri kabul edilebilir; geleceğe dönük vaatler değil.

Washington’un Anlaşmaları Bozma ve İhanet Konusundaki Kara Sicili

Herhangi bir anlaşmada kesin hukuki ve mali güvenceler talep edilmesi, aşırı kötümserlikten ya da siyasi inattan kaynaklanmamaktadır. Bu yaklaşım, uluslararası ilişkilerin tarihî hafızasının dikkatle okunmasının ve anlaşmaları ihlal etmeyi dış politika doktrini haline getirmiş bir devletin doğasının tanınmasının sonucudur.

ABD diplomasisi açısından uluslararası anlaşmalar bağlayıcı hukuk belgeleri değil; zaman kazanmak veya rakipleri kontrol altına almak için kullanılan geçici araçlardır. Washington’un dış politika doktrini, çıkarlarına hizmet etmeyi bırakan her anlaşmanın kolaylıkla yırtılıp atılabileceği sert bir pragmatizm üzerine kuruludur.

Cezayir Bildirisi’nden Nükleer Anlaşmaya

ABD’nin İran’a yönelik taahhüt ihlalleri, İslam Devrimi’nin tarihi kadar eskidir. 1981 tarihli Cezayir Bildirisi’nde Washington, İran’ın iç işlerine siyasi ve askeri müdahalede bulunmayacağını taahhüt etmişti. Ancak Irak lideri Saddam Hüseyin’e verilen geniş destek ve sonraki birçok girişimle bu sözler fiilen ihlal edildi.

Bunun en çarpıcı örneği ise 2018 yılında ABD’nin nükleer anlaşma olarak bilinen KOEP’ten (JCPOA) tek taraflı çekilmesidir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın İran’ın yükümlülüklerine tam uyduğunu teyit eden 15 raporuna rağmen Washington, BM Güvenlik Konseyi’nin 2231 sayılı kararını hiçe sayarak tarihin en ağır yaptırımlarını uygulamaya koydu.

Müzakere Masasındayken İki Kez Saldırı

Yazıda, ABD’nin güvenilmezliğine örnek olarak, geçen yıl ve bu yılın başında yaşanan olaylara da değiniliyor. İsrail’in, İran ile ABD arasındaki görüşmelerin bir turundan iki gün sonra İran’a saldırdığı; benzer bir durumun “Ramazan Savaşı” sırasında da yaşandığı ileri sürülüyor.

Metne göre, anlaşmaya çok yaklaşıldığı yönündeki değerlendirmelerin yapıldığı bir dönemde gerçekleşen saldırılar, ABD’nin en kritik aşamada bile güvenilmez olabileceğini göstermiştir.

Libya Modeli: Silahsızlanmanın Sonu

ABD diplomasisinin en ibret verici örneklerinden biri Libya’dır. Muammer Kaddafi, 2003 yılında ABD ve İngiltere’nin güvenlik garantilerine güvenerek nükleer ve kitle imha silahı programlarını tasfiye etti. Ancak sekiz yıl sonra aynı ülkeler NATO çerçevesinde Libya’yı bombalayarak ülkeyi iç savaşa ve çöküşe sürükledi; Kaddafi de öldürüldü.

Yazıya göre bu olay, güç unsurlarından vazgeçmenin rejim değişikliği sürecinin ön aşaması olabileceğini göstermiştir.

Müzakere Masası İçin Bir Strateji

Bu sicil karşısında, ABD ile yalnızca güvene veya kâğıt üzerindeki garantilere dayalı herhangi bir anlaşma yapmak diplomatik bir hata değil, stratejik bir intihar olacaktır.

İranlı diplomatların, geçmiş anlaşma ihlallerini gündeme getirerek, karşı tarafın güvenilirliğini kaybettiğini açıkça ifade etmesi gerektiği belirtiliyor. Buna göre yeni müzakere sürecinde yalnızca önceden yerine getirilen adımlar, geri döndürülemez maddi garantiler ve otomatik baskı mekanizmaları geçerli bir diplomasi dili olarak kabul edilmelidir.

Not: bu analiz snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın