Armagedon’a Doğru

Global Research uzmanı, dünyanın genişlemekte olan iki ana harp cephesiyle karşı karşıya olduğuna inanıyor. Buradaki püf nokta şu ki; saldırı altında olan Rusya ve İran’ın hiçbiri gerçek düşmanıyla doğrudan hesaplaşmıyor. Bu durum, kontrolden çıkacak bir süreç için ideal bir senaryodur.

Paul Craig Roberts, Global Research Enstitüsü web sitesi için kaleme aldığı “Armagedon Yolunda” başlıklı analizinde, dünyanın Avrupa ve Orta Doğu olmak üzere iki ana cephede savaşla karşı karşıya olduğunu, her iki gerilimin de tırmandığını ve kontrolden çıkabileceğini vurguluyor.

Raporda şu ifadelere yer veriliyor:

Ukrayna, Batı’nın Rusya’ya karşı yürüttüğü savaşta Washington’ın vekili konumundadır; bu savaş Rusya’nın kendi topraklarının derinliklerine, Donbas cephesinin çok ötesine taşınmıştır.

Almanya ve İngiltere gibi NATO üyesi ülkeler de tıpkı ABD gibi Rusya’ya karşı yürütülen bu çatışmaya açıkça müdahildir. Almanya ve İngiltere, Ukrayna’nın Washington’ın hedefleme sistemini kullanarak Rusya içindeki petrol üretimi, petrol rafinerileri ve enerji depolarının yanı sıra havalimanlarına, sivil yerleşim alanlarına, çocuk okullarına ve turistlere saldırmak için kullandığı uzun menzilli İHA’ları üretmektedir.

Rusya Devlet Başkanı bu saldırıları savaş eylemi olarak tanımayı reddetmekte ve bunları “terör eylemleri” olarak nitelendirmektedir. Putin, bu çatışmanın yalnızca Ukrayna’da, Donbas ile sınırlı bir “özel askeri harekat” olduğunu varsaymaktadır.

Moskova’nın “özel askeri harekatı” 4,5 yıldır devam etmektedir; bu süre zarfında iki ülke daha NATO’ya katılmış ve Rusya karşıtı safta yerini almıştır.

Daha fazla NATO üyesi politikalarını değiştirerek, Rusya sınırlarında ve kendi topraklarında Washington’ın nükleer silahlarına ev sahipliği yapmaya hazır olduklarını açıklamıştır.

NATO ülkeleri açıkça önümüzdeki üç yıl içinde Rusya ile savaşa hazırlanmaktan bahsetmektedir.

Washington ve NATO üyelerinin Ukrayna’ya gönderilmeyeceğini söylediği her silah sistemi en nihayetinde sevk edilmiştir. Rusya’nın Trump ile yürüttüğü barış görüşmeleri bir sonuca varmamıştır; ancak Putin hâlen bunlara inanmayı sürdürmektedir. Zelenskiy şimdi Alman ve İngiliz İHA’larını kullanarak Rus hava sahasını ticari uçuşlara kapatmakla tehdit etmektedir.

Rusya, Batı’nın kendisiyle değil, onun vekili olan Ukrayna ile savaşmaktadır. Ukrayna bu savaşa yalnızca Batı’nın desteği ve kışkırtması sebebiyle girmiştir.

Aşikardır ki Rusya varoluşsal bir çatışmanın içindedir. Rusya’nın gerçekliği inkar etme kapasitesi sınırlıdır ve bu sınır tükendiğinde büyük ihtimalle Rusya sırtını duvara yaslayacaktır; böyle bir durumda Rusya’nın nükleer silahları devreye girecektir.

Orta Doğu’da ise İran, kendi düşmanıyla değil; Washington’ın vekili, yani İran’ın düşmanının destekçisi olan İsrail ile karşı karşıyadır.

Dolayısıyla, asli kışkırtıcıların değil, bu vekil güçlerin bedel ödediği iki savaşla karşı karşıyayız. Bu durum kışkırtıcıların lehine olduğu ve hiçbir bedel ödemedikleri için, çatışmalar artık yönetilemez hale gelene kadar devam edebilir.

Rusya ve İran’ın devasa bir öz-aldatmacasıyla karşı karşıyayız. Rusya, Washington ve NATO ile değil, eski bir parçası olan Ukrayna ile savaşmaktadır. İran ise kuklası Washington olan İsrail ile değil, Washington ile savaşmaktadır.

Sonuç olarak, saldırı altında olan ancak hiçbiri gerçek düşmanıyla hesaplaşmayan iki ülkeyle karşı karşıyayız. Bu koşullar, durumun kontrolden çıkması için ideal bir senaryodur.

Bu husus dile getirildiğine göre, şimdi kendinize ABD’nin neden İran ile savaşta olduğunu sorun. Washington’ın Rusya ile neden savaşta olduğunu biliyoruz. Rusya, yeniden sahneye çıkan ve Washington’ın dünyadaki hegemonyasını sınırlandıran bir güçtür; bu nedenle Washington hegemonyasının önünde durmaktadır.

ABD dış politikasının doktrini, yani “Wolfowitz Doktrini”, ABD politikasının temel amacının Washington’ın tek taraflılığına sınır getirebilecek herhangi bir ülkenin ortaya çıkmasını engellemek olduğunu söyler.

Rusya ve Çin açıkça küresel güçlerdir; peki Washington böyle bir konumda olmayan İran hakkında neden hegemonik bir endişe taşımaktadır?

Cevap şudur: İran, İsrail’in “Büyük İsrail” yönündeki Siyonist projesinin önünde durmaktadır; bu proje İsrail devletinin sınırlarını Nil’den Pakistan’a kadar tanımlamaktadır.

Washington, 21. yüzyılın tamamında “Büyük İsrail” için savaşmıştır. 11 Eylül saldırılarının amacı da buydu; Washington’ın 21. yüzyıldaki saldırıları için gerekli olan “yeni Pearl Harbor”ı yaratmak adına Amerikalı Siyonist neomuhafazakarlar tarafından ABD içinde planlanıp organize edilen bir eylemdi. Bu saldırılar “beş yılda yedi ülke” hedefini değil, 25 yıl içinde bu ülkelerden üçünü, yani Irak, Libya ve Suriye’yi yok etmiş ve şu anda da İran’a yönelik saldırı devam etmektedir. İsrail uğruna yürütülen bu savaş miktarı son derece fazladır.

Benim sunduğum şey hakikattir. Ancak ABD veya Batı Avrupa’da bu hakikate dair hiçbir farkındalık veya tartışma zemini oluşmamaktadır ve esasen bu mümkün de değildir.

Güçlü İsrail lobisi, İsrail’in genişlemesi için elverişsiz olan her hakikati “antisemitik” olarak tanımlamıştır. Emekli olmadıkları sürece hiçbir akademisyen, dış politika analisti, hükümet yetkilisi veya öğrenci, antisemitizm etiketiyle mesleki veya akademik hayatını sürdüremez.

İsrail’in savaşlar ve soykırım için sunduğu gerekçelerin gücü olağanüstüdür. İsrail’de yalnızca 7,7 milyon Yahudi yaşamaktadır; buna rağmen kendilerinin sorumlu olduğu şiddete ilişkin tartışmaları kontrol altında tutmaktadırlar.

not: bu analzi tahirireh.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın