Seferleri’nden günümüze kadar tarih boyunca birçok Kur’an nüshası yakılmıştır. Çağımızda
görünür olmak isteyen birçok ırkçı ve nefret dolu insan, bu tür nefret dolu
eylemlerde bulunmuştur. Bununla birlikte, modern çağda Kur’an yakma eylemleri
genellikle hükümetlerin desteğiyle yapılmadı, ancak şimdi nadiren de olsa İsveç
ve Danimarka hükümetlerinin desteğiyle Müslümanlara yönelik nefret eylemleri
gerçekleştiriliyor ve İsveç ve Danimarka, ifade özgürlüğü bahanesiyle bu tür
eylemleri destekledi.
Bu tür devlet destekli eylemlerin, değerlerinin
aşağılandığını hisseden Müslümanları öfkelendirmesi doğaldır. Tahminler, önümüzdeki
on yıllarda İslam’ın dünyadaki ilk din olacağını gösteriyor. Dünya üzerindeki
Müslüman nüfus arttıkça Müslümanlara yönelik nefretin de artması doğaldır ve
gayrimüslim hükümetlerin de desteğiyle daha da aşırı davranışlar olabilir.
Geçmişte bu aşırılığa karşı İncil’in yakılması eylemi ile
karşılık verilirken bu kez Tevrat’ın yakılması Müslümanların çoğunluğu
tarafından reddedildi, çünkü İslam felsefesinin temeli milletlerin inançlarına
saygıdır ve Müslümanlar sadece kendi haklarını savunmazlar. Bu yaklaşım, nefret
döngüsünü durdurma ve semavî inanca inananlara yönelik bu tür düşmanca
davranışları azaltma etkisine sahiptir.
Batılı hükümetler ifade ve düşünce özgürlüğü adı altında bu
tür nefret söylemlerine izin verip destekleseler de gerçek şu ki kendi
değerlerinden taviz verildiğinde ifade özgürlüğünü desteklemeyi unutuyorlar.
Yaygın inanışın aksine, Batılı hükümetler görünüşte Hristiyan inançlarına
dayalı olarak kendileri için değerler belirlemiş olsalar da İncil’i yakmakta
sorun yaşamıyorlar çünkü değerlerinin gerçek temeli İncil’e değil, liberal
demokrasiye dayanıyor. Dolayısıyla bu ülkelerin dini olarak liberal demokrasi
hedef alındığında, onların ifade ve düşünce özgürlüğü dedikleri şeye tamamen
aykırı olan saldırgan tavırlar görüyoruz.
Yağmacı Vikinklerden kalan Danimarka ve İsveç gibi ülkeler,
diğer batılı ülkelere göre özel bir duruma sahip ve bu ülkelerde yüksek düzeyde
ırkçılık var. İsveç’te neo-Nazi gruplarının sayısı artık çift haneli ve canice
saldırılarının ana odak noktası göçmenler, özellikle de Müslümanlar.
Dolayısıyla İsveç’in İslami değerlere saldıran ilk devletlerden biri olması ve
Danimarka’nın İsveç’i takip etmesi doğaldı. İslam’ın yayılması için var olan
bakış açısıyla, Haçlı Seferleri’nde popüler olan bazı davranışların yeniden
canlanması bile beklenenden uzak değildir.
Bu nedenle İslam ülkelerinin İslam İşbirliği Teşkilatı
çerçevesinde daha siyasi ve stratejik bir yaklaşım sergilemesi gerekmektedir ve
bu bağlamda koordineli bir hareketle İsveç ve Danimarka’daki büyükelçilerini geri
çağırmalılar ve hatta İsveç ve Danimarka’yı boykot etme ültimatomuyla İslam’a
ve Müslümanlara yönelik düşmanca eylemlerin bir maliyetinin olduğunu
göstermeliler. Batılı hükümetlerin, Holokost’u eleştirmeyi bile affedilemez bir
suç olarak gördükleri gibi, dini inançlara yönelik saldırıları nefret
yayma suçu olarak görmelidirler. Bu ortak hareketler, Batı’nın İslam’a ve
Müslümanlara bakış açısında bir değişikliğe yol açmazsa, tarihi olayların
tekerrür etmesi ve nefret tacirlerinin sadece Kuran’ı değil, Müslümanları da
yakması pek olasıdır.
