açıklamalarda bulundu.
Öztrak’ın açıklamalarından satır başları şöyle:
“Ülkemizde Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin yetkisi çok ama
sorumluluğu yok. Ülkemizi, yetkileri sımsıkı kucaklayan, sorumluluğunu kabul
etmeyen bir anlayış yönetiyor. Böyle olunca; Yandaşa ihale dağıtmayı,
kendilerine saraylar yapmayı, itibardan tasarruf etmemeyi, saray beslemelerine
üçer, beşer maaş bağlamayı, ülkenin dağını taşını, derelerini, denizlerini
talan etmeyi, beytülmali ganimet sayıp yağmalamayı, atadan, deden kalan mirası
satıp yemeyi, ülkenin geleceğine, geçilmeyen köprü ve yollarla ipotek koymayı,
milletten acımasızca vergi toplamayı ve koskoca ülkeyi gırtlağına kadar borca
batırmayı devleti yönetmek sanıyorlar.
İşsizlerimizin sayısı 10 milyonu geçmiş. Pahalılık milleti
perişan etmiş. Milletin 128 milyar doları buharlaşmış. Sadece ülkemiz değil,
insanımız da borca batmış. Bir avuç saray sosyetesi malı götürüyor. Millet
‘açım’ diye bağırıyor. Erdoğan ise ‘açları siz doyurun’ diyerek, sorumluluğu
muhalefete yıkıyor.
‘Paralar nereye
gitti?’
Son 19 yılda, milletten 2 trilyon 311 milyar dolar vergiyi
kim topladı? Dışarıdan 109 milyar dolar, yurt içinden 63 milyar dolar borcu kim
aldı? Millete ait 62 milyar dolarlık malı mülkü kim sattı? Hâsılı 2 trilyon 544
milyar dolarlık kaynağı bu ülkede kim kullandı? Bu paraları Erdoğan ve
Erdoğan’ın başında olduğu hükümetler harcadı. Nereye gitti bu paralar?
Erdoğan’ın atanmış yardımcısı da, 25 yıl İstanbul’u kimin
yönettiğini bilmezden geliyor. 19 yıldır Erdoğan Şahsım Hükümetlerinin,
Türkiye’yi yönettiğini unutmuş görünüyor. Marmara Denizi’ndeki deniz salyası
felaketinin sorumluluğunu, iki yıldır görevde olan, İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanımıza yıkmaya çalışıyor. Sorumlu mu arıyorsunuz?
Saraylarınızdaki aynalara bakacaksınız. Daha dün Çorlu’da, Çevre Bakanlığı’nın
işlettiği ‘Derin Deşarj Sahili’ kapkara oldu. Jandarma resim çekilmesini
engellemek için önlem aldı.
Oksijen yuvası Kazdağları siyanürle, zümrüt yeşili Cerattepe
dinamitle, güzelim İkizdere iş makineleriyle yıkılıyorsa, dünyanın gözbebeği
Salda Gölü betonla sıvanıyorsa, güzelim Marmara Denizimiz salyaya boğulduysa,
bunların tek sorumlusu Erdoğan Şahsım Hükümetidir.
‘AK Parti içinde
aklıselim sesler de var’
Erdoğan’ın etrafında ve AK Parti içinde, hâlâ aklıselim
sesler de var. Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Sayın Cemil Çiçek,
‘Ortalıkta siyasetçilerin araçlarına, çantalar dolusu para konulduğu iddiaları
var. Bu iddia suç örgütü lideri olarak tanıtılan birisine ait. Bunu görmezden
gelebilir misiniz?’ diye soruyor. Herhalde bu sorunun muhatabı belli… Bunu
ilk görmesi gereken kişi Erdoğan’ın kendisi.
Çünkü çantalarla para aldığı söylenen vekiller, Erdoğan’ın
kendi partisinden. Ama Erdoğan, partisindeki skandala sessiz. Erdoğan,
çantalarla para aldığı söylenen MKYK üyesine, hiçbir şey diyemiyor. Çünkü o
MKYK üyesi ‘ben elçiyim’ diyerek, Erdoğan’a mesajını verdi.
‘İçişleri Bakanı 10
bin dolar alan siyasetçinin ismini hâlâ saklıyor’
Erdoğan, kendi atadığı İçişleri Bakanı’na da bir şey
diyemiyor. Çünkü o Bakan da Erdoğan’a ayar verip raconunu kesti. Yetmedi,
arkasına Cumhur İttifakı’nın küçük ortağını aldı. Kavgalı evin ahalisi,
birbirlerine kumpaslar kuruyor. Şantaj yapıyor. Ama artık yargı da, Türkiye
Büyük Millet Meclisi de ortalığa saçılan pislikleri görmezden gelemez.
İçişleri Bakanı görevi nedeniyle elde ettiği bir bilgiyi,
mafya elebaşından 10 bin dolar alan siyasetçinin ismini hâlâ saklıyor.
Savcılara suç duyurusunda bulunmuyor. Bunu soran Meclis Başkanına cevap vermeye
tenezzül etmiyor. Başkan’ın bilgi istediği 27 Mayıs’tan bu yana, 18 gün geçti.
Hâlâ Meclis Başkanına verilmiş bir cevap yok. Bu nasıl bir keyfi yönetim
anlayışıdır? Ne yargıyı, ne de milli iradenin tecelligâhı Meclis’i takıyorlar.
İçişleri Bakanı’nın bu yaptığı alenen suçtur. Suça ortaklıktır.
‘Sezgin Baran Korkmaz
yurtdışına nasıl kaçtı? Bu kaçışa kimler göz yumdu?’
Kara para aklama suçundan yargılanan ve şaibeli bir şekilde
yurtdışına kaçan Sezgin Baran Korkmaz ile ilgili, her gün yeni bilgiler ortaya
çıkıyor. Şu aile fotoğrafına bir bakar mısınız? Erdoğan ortada. Bir yanda
yurtdışına kaçan Sezgin Baran Korkmaz. Bir yanda ABD’de Mormon tarikatının
önemli bir üyesi, Jacob Kingston. Bu şahıs ABD Hazinesini dolandırma suçunu itiraf
etmiş, Türkiye’ye kaçarken de ABD’de tutuklanmış birisi. Bir tarafta da SBK Holding’in
Türkiye yetkilisi var.
Şimdi bu fotoğraftaki Sezgin Baran Korkmaz’ın, malvarlığı
üzerindeki tedbir kararının kaldırılması için, bir MASAK raporu veya yazısının
olmadığını, 9 Haziran tarihinde MASAK açıkladı.
Bu durumda, olmayan MASAK raporu üzerinden, mahkeme tedbir
kararını 6 Kasım 2020’de nasıl kaldırdı? Bugün Adalet Bakan Yardımcısı olan,
dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili, Sezgin Baran Korkmaz’ın mal varlığı
üzerindeki tedbir kararının ivedilikle kaldırılmasını neye istinaden istedi?
Hâkimler ve Savcılar Kurulu, tüm bu şaibeli iş ve işlemler için ne yapıyor? Bu
konularda, HSK’da yürütülen bir inceleme var mı?
Yine yurtdışına kaçan bu şahsın, İçişleri Bakanlığı’na davet
edildiği, basında yazılıp çiziliyor. İçişleri Bakanlığı’ndaki bu görüşmelerin
ardından, ilgili şahsın, ertesi gün, yurtdışına kaçtığı da biliniyor. Sezgin
Baran Korkmaz yurtdışına nasıl kaçtı? Bu kaçışa kimler göz yumdu? Bunların
mutlaka aydınlatılması gerekir.
Soylu’ya istifa
çağrısı
Meclis’te de siyasete bulaşan bu ağır şaibeleri temizlemek
için, vakit geçirmeden, bir Araştırma Komisyonu kurulmalıdır. İçişleri Bakanı
10 bin dolar alan siyasetçiden başlayarak, tüm bu iddialar için TBMM’de hesap
vermelidir. Soruşturmanın selameti açısından, bundan önceki bakan
soruşturmalarında olduğu gibi, İçişleri Bakanı, görevinden ya ayrılmalı ya da
alınmalıdır.
Siyasetin arınması, temizlenmesi için yapılması gerekenler
bellidir. Sayın Genel Başkanımız bunu, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’nde
açıklamıştır.”
