cumhurbaşkanlığı seçimleri için yeniden aday olduğunu açıklayan eski
Cumhurbaşkanı Mahmud Ajmedinejad, daha önce yaptığı “İran, Türkiye ve
Suudi Arabistan yan yana durursa ve birlik içinde hareket ederse bölgenin
çehresi tamamen değişir. Bu çok kolay gerçekleşebilir” açıklamasına
açıklık getirdi.
Filistin’deki son duruma da değinen Ajmedinejad, “Bence
Filistin konusundaki tüm hak sahipleri referandumda yer almalı ve milletlerinin
geleceğine karar vermeli. Kısa dönemli çatışmaların bazı amaçları olabilir ama
Filistin halkının kaderine etkisi yok. Umuyorum ki dünya, Filistin halkının
haklarının tamamen geri verilmesi sonucuna ulaşır” diye konuştu.
CNN TÜRK’ten Büşra Arslantaş’ın sorularını yanıtlayan
Ajmedinejad’ın verdiği röportaj şu şekilde:
–Cumhurbaşkanı Ahmedinejad çok teşekkürler zaman
ayırdığınız için. İran’daki mevcut durumu, yaklaşan cumhurbaşkanlığı
seçimlerini konuşacağız ama bugünlerde dünya gündemindeki en sıcak başlık olan
İsrail-Filistin gerilimi ile başlamama izin verin. Evet cuma günü ateşkes ilan
edildi ancak İsrail, Gazze Şeridi’ne bombalar yağdırdı. 11 gün boyunca yüzlerce
Filistinli can verdi, yüzlercesi yaralandı. Bu gerilim sizce neden şimdi
yeniden patlak verdi? Sırada ne var? Ve tansiyonun yeniden yükselmemesi için
sizce ne yapılabilir ya da yapılmalı?
Öncelikle sizi, Türk halkını ve bu röportajı izleyecek
herkesi içtenlikle selamlamak isterim. Filistin meselesi hem biz hem de bölge
halkı için tanınan bir durum. Bölgemiz çatışmalar ve savaşlarla karşı karşıya
kalalı 70 yıldan fazla zaman oldu. Birkaç milyon insan mülteci haline geldi ve
ülke toprakları işgal edildi. Filistin halkının haklarını korumak adına
Birleşmiş Milletler’den kararlar çıktı. Tarih bize gösterdi ki birkaç günlük
çatışmalar bölgedeki denklemi, Filistin halkının temel haklarını elde edene
kadar direniş konusundaki kararlığını değiştirmiyor. Filistin meselesinin bir tek
çözümü var. O da şu; Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkını
tanımlamak ve tanımak. Bence Filistin konusundaki tüm hak sahipleri
referandumda yer almalı ve milletlerinin geleceğine karar vermeli. Kısa dönemli
çatışmaların bazı amaçları olabilir ama Filistin halkının kaderine etkisi yok.
Umuyorum ki dünya, Filistin halkının haklarının tamamen geri verilmesi sonucuna
ulaşır.
–ABD’nin bu yaşananlar konusundaki tutumunu nasıl
değerlendiriyorsunuz? Çünkü bu süreçte gördük BMGK’da adım atılmasını
engellediler günlerce. İsrail’in saldırılarını kendini savunma olarak
değerlendirdiler, böyle korudular İsrail’i. Bir de bu gerilimin nükleer
müzakereleri nasıl etkilemesini bekliyorsunuz? Bazı Amerikan senatörler çünkü
Biden’a mektup yazıp İran’ın Hamas’a mali destek verdiğini, bu ülke ile
müzakerelerin noktalanması gerektiğini savundular.
Art arda gelen Amerikan yönetimlerinin duruşu ve Siyonist
rejimi savunuyor olmaları yeni bir şey değil, her zaman İsrail’in savunucusu
oldular. Şu açık ki Siyonist rejim, Amerikan yönetiminin Ortadoğu’yu domine
etme planının bir parçası. İran işgale karşı yasal direnişi destekledi, bu yeni
değil. Bunu baskı için kullanmak istiyorlarsa, bunu zaten hep yaptılar ve
fırsatı kaçırmıyorlar.
Bu gerilim nükleer müzakereleri nasıl etkiler diye sorumu
yenilemek isterim. Çünkü İran’ı dünyada teröre en fazla destek veren ülke
olmakla suçluyorlar.
Söylediğim gibi bunu bir bahane olarak kullanabilirler daha
fazla baskı kurmak için. Filistin direnişine verilen desteğin tamamı manevi ve
siyasi olmalı.
–Peki, ya yaklaşan seçimler? Sizce 18 Haziran’da
yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri nükleer müzakerelerin dinamiğini
nasıl etkiler? Çünkü bir çok kimse şunu söylüyor. “Seçime kadar Viyana’dan
bir anlaşma çıkmazsa reformistler bu seçimde kaybeder” diyorlar. Diğer
taraftan “Biden müzakerelerle devam edip etmeme konusundaki kararını yeni
yönetimi gördükten sonra verecektir” diyenler de var. Size göre nasıl?
Burada birkaç konuyu ayıralım. Öncelikle müzakereler kabul
görmüş uluslararası hukuk çerçevesinde yapılmalı. Önceki turda yapılan ve Ortak
Kapsamlı Eylem Planı ile sonuçlanan görüşmelerde de halkların temel hakları ve
uluslararası hukuk gözetilmemişti. 2015’teki anlaşma tek taraflı bir anlaşmaydı
ve Amerikan Yönetimi tek taraflı olarak ağırlığını koydu ve İran yönetimi ise
herkesin gördüğü gibi İran halkının haklarını o çerçevede savunamadı. Bu
anlaşmanın 6 tarafı, 6 ülkesi vardı. Uzlaştırma ya da çatışmaların önlenmesi
konusu 7 eşit oyla tanımlanıyordu. Ve İran’ın sadece bir oyu vardı. Bu da
İran’ın herhangi ihlal durumunda hakkını alamayacağı anlamına geliyordu.
Trump’ın anlaşmadan çekilip bir kenara koyması ve bunun karşısında İran’ın
hakkını arayamaması çok üzücüydü. Diğer 5 ülke de hiçbir şey yapmadı İran
halkının haklarını koruma konusunda. Öğrendiğim kadarıyla Viyana’da şu anki
eğilim İran halkının haklarının daha da gerileyeceği yönünde. Ve bunun nedeni
oldukça açık. Müzakerelerde yer alan İran hükümetinin görev süresi bitiyor. Ve
popülaritesinin en düşük seviyesinde ve halk desteğine sahip değil. Oysa İran
halkının ve onların haklarının temsilcisi olmalılardı. Ve ben bu müzakerelerin
diğer tarafına diyorum ki bu durumu suiistimal etmeyin. Eğer İran halkının
haklarını geriye götüren bir anlaşmaya varılırsa halk bunu kabul etmeyecektir.
Bence bu sorunu çözmenin tek yolu, saygı ve adalet atmosferinde görüşülüp
konuların çözüme kavuşturulması. Halka karşı çıkmak sorunu çözmez. Şu kesin ki
İran halkının iradesi dikkate alındığında bunun olumlu etkisi olur ve adaletin
tesisine yardımcı olur.
–2017 seçimlerinde de aday adayı olmuştunuz ama İran
Anayasayı Koruma Konseyi tarafından reddedilmişti bu adaylığınız. Bu kez neydi
sizi yarışa katılma konusunda motive eden?
Bu sefer adaylık başvurumu hemşerilerimden ve halkımızdan
çokça gelen talepler üzerine yaptım. O kadar çok ricada bulundular ki benim
için başka bir seçenek kalmadı. Aslında benim başvurum halkın çağrısı üzerine
oldu. Adaylığımı kabul etmezlerse oy kullanmam ve kimseyi de desteklemem
demiştim. Söylediklerimle aynı görüşteyim. Elbette herhangi bir kargaşa ya da
şiddet içeren bir eylemi desteklemem. Bu yasal bir duruş ve bu pozisyondaki
herkesin hakkı.
–Bu seçimde aday olup olmayacağı merak edilen isimlerden
biri de İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’ti. Ki kendisi daha önce de
açıkladığı üzere aday olmadı. Haftalar önce sızdırılan ses kaydında dikkat
çekici ifadeleri vardı. Öldürülen eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve
Devrim Muhafızları’nın İran’da her alanda dizginleri ele geçirdiğini, Hamaney
ile birlikte Dışişleri Bakanlığı’nı hiçe saydıklarını söyledi. Katılıyor
musunuz bu görüşlere 8 yıllık cumhurbaşkanlığınız sırasında böyle hissettiğiniz
anlar olmadı mı?
Sayın Zarif’in sözleri üzerine görüş belirtecek pozisyonda
değilim. Ama halkın karar alma mekanizmaları konusundaki kendi duruşumu ve
görüşlerimi ilan etmiştim. Bence her bir sistemde, her konuda halkın iradesi
uygulanmalı. Bence ülkemizde uygulanması gereken türdeki reformlar da bunlar.
–Dış politika ile devam edelim. Türkiye ile ikili
ilişkiler ve bölgede hızla değişen dengelere dair görüşlerinizi de merak
ediyorum. Geçtiğimiz günlerde bir röportaj verdiniz ve İran ile Suudi Arabistan
arasında yürütülen müzakereleri desteklediğinizi belirttiniz. “İran,
Türkiye ve Suudi Arabistan yan yana durursa ve birlik içinde hareket ederse
bölgenin çehresi tamamen değişir. Bu çok kolay gerçekleşebilir” dediniz. Bunları
açar mısınız biraz? Nasıl bu kadar kolay?
Bence devletler ve milletler arasındaki ilişkilerde temel
prensip dostluk ve işbirliği olmalı. Ve bizim bölgemizde Suudi Arabistan,
Türkiye ve İran çok önemli ve öne çıkan ülkeler. Dostluk ve kardeşlik
atmosferinde birlik olmalı ve işbirliği yapmalıyız. Sizce de İran, Türkiye ve
Suudi Arabistan bir araya gelirse bölgenin çehresi değişmez mi? Bence bundan
başka yol yok. Bu 3 ülkenin liderleri bence sonunda birlikte olmaları gerektiği
sonucuna ulaşacak ve birbirlerinin yanında duracaklar. Bölgedeki liderlerle
dostane ilişkilerimi düşünürsek bence bu işbirliği çok kolayca yapılabilir ve
çok pozitif şekilde bu yönde ilerler çünkü bölge çatışmaların eşiğinde ve bunu
kızıştıranlar da binlerce kilometre uzakta.
–Son olarak dünyayı saran koronavirüs salgını ve Ruhani
hükümetinin salgınla mücadele performansını nasıl değerlendirdiğinizi sormak
isterim. Hatırladığım kadarıyla siz virüsün biyolojik silah olduğunu, bir
laboratuvarda üretildiğini düşünüyordunuz. Hala bu görüşte misiniz ve sizce ne
yapılmalı?
Evet laboratuvarda bir süre sonra üreticilerin kontrolünden
çıkan bir virüs olduğunu söyledim. Bence salgınla mücadele toplu uluslararası
işbirliğini gerektiriyor. Tabi bir çok ülke imkanlarını kullanarak bunu alt etmeyi
başardı.
–Röportajımızı noktalamadan önce Türk halkına Türkçe bir
mesaj vermek ister misiniz?
Türk halkı onların her birini çok sevdiğimi iyi biliyor.
Onları medeni misafirperver kişiler olarak tanıyorum. Türk halkı tarihi boyunca
tüm dünya için özgürlük, adalet istedi. Her zaman kendimi Türk halkının yanında
hissettim. Ve bence Türk halkı özgür ve adil bir dünyanın inşasında kilit rol
oynayacak. Allah’tan bütün Türk arkadaşlarımıza selamet isterim.
