NATO Kararından Hızlı Dönüş; ‘Onay İmzasını Atıp Döndü’

rasthaber
Rasthaber –  Karar gazetesi yazarı Mehmet Ocaktan, Cumhurbaşkanı
Erdoğan’ın İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya alınmasından önce “Ben görevde
olduğum sürece bunlar NATO’ya giremez. Boşuna yorulmasınlar” sözlerini bugünkü
köşesine taşıdı.

Mehmet Ocaktan’ın “Dünya bize hayran ama bizim haberimiz
yok…” başlığıyla kaleme aldığı yazısı şu şekilde:

“Türkiye’nin gerek ekonomide, gerekse dış politikada
daha doğrusu bütün alanlarda başarılı olması bu ülkede yaşayan herkesi mutlu
edecektir, aksini düşünmek asla mümkün değildir.

İsterseniz şöyle bir tahayyülde bulunalım; ekonomide refah
standartları artmış, enflasyon düşüyor, normalin dışında hiçbir şekilde aşırı
zamlar yapılmıyor, işsiz insanların sayısı giderek azalıyor, adaletin terazisi
doğru tartıyor, yargı bağımsız ve tarafsız bir şekilde tıkır tıkır işliyor,
kimse yolsuzluktan şikayetçi değil, devlet yönetiminde şeffaflık hakim,
yönetimde liyakatsizlere asla yer yok ve dış politikada dünya bize hayran…

Hal böyleyken tek tek bireyler ve muhalefet partileri bu
durumdan çok mutsuzlar… Sizce böylesine akıl ve mantık dışı bir durum olabilir
mi?

Elbette olamaz… Şimdi oturup hakkaniyetli bir şekilde şu
anda içinde bulunduğumuz hali analiz edelim.

Her ne kadar toplum nezdinde itibarını kaybetmiş olsa da
TUİK’in bile geçtiğimiz ay açıkladığı enflasyon rakamı yüzde 73. Ancak
yaşayarak biliyoruz ki gerçekte insanların yaşadığı enflasyon asgari yüzde
90’ler civarında.

Ve her gün etiketlere yansıyan zamlar fakir-fukaranın canını
yakmaya devam ediyor.

İşsizler ordusunun sayısı her geçen gün artıyor ve ellerinde
üniversite diploması olan milyonlarca genç günübirlik yevmiyeli iş bulabilirse
ona şükrediyor. Türkiye umudunu kaybeden binlerce genç ise yurt dışına kapağı
atmanın çarelerini arıyor.

Yargı bağımsızlığının üzerine siyaset gölgesi düştüğü için
adaletin terazisi artık doğru tartmıyor ve hakkının-hukukunun yeterince güvende
olmadığını gören insanlar, karanlıkta adalet aramaya devam ediyorlar.

Devletin bütün kurumları adeta liyakatsizler ordusuna
dönüştürüldüğü için ufukta ülkenin sorunlarını çözebilecek, topluma yeni
imkanlar sunabilecek güçlü bir irade de, umut da gözükmüyor…

İktidara gönül verip destekleyenler dahil toplumun bütün
kesimlerinde öylesine güçlü bir ‘yolsuzluk’ algısı var ki bu yüzden kimse
yarınına umutla bakamıyor…

Dış politikada ise akşamdan sabaha değişen kararlar yüzünden
yarınımıza ilişkin bir öngörüde bulunabilmek neredeyse imkansız hale gelmiş
bulunuyor.

Şimdi Türkiye’nin içinde bulunduğu bu tablodan gerçekten
mutlu olabilir miyiz?

Belki mutlu olanlar vardır… Muhtemelen ballı ihaleler alan
imtiyazlı inşaat şirketlerinin keyfi yerindedir, 4-5 yerden maaş alan
bürokratların, iktidarın nimetlerinden fazlasıyla nemalanan ayrıcalıklı
kesimlerin semtine henüz enflasyon ve zamlar hiç uğramamıştır. Ama bilelim ki
büyük toplum kesimlerinde ekonomik krizin yarattığı acılar ve çaresizlikler
yaşanıyor.

Hal böyleyken, yoksulluk ve çaresizlik yaşayan halkın
temsilcisi olmak durumunda olan muhalefet partileri doğal olarak iktidarı
eleştirecek ve onu çözüme zorlayacaktır.

Şimdi iktidar çevreleri ve onun her yaptığında keramet
arayan medya, NATO’nun Madrit zirvesinin faziletlerini anlatmak için müthiş bir
algı çalışması yapıyor. Öyle ki kimi kalemler “Sanki bazıları NATO ile Türkiye
arasında kriz çıkmasına üzüldüler” şeklinde analizler yaparak başarısızlıktan
başarı hikayesi yazmaya çalışıyorlar.

Oysa biliyoruz ki diplomatik müzakereler öncesi ‘kriz’
algısını bizzat iktidarın söylemleri oluşturmuştur.

Hatırlayalım, Finlandiya ve İsveç’in üyeliği konusunda
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ifadeleri herhangi bir tevile gerek olmayacak
kadar açık: “Ben görevde olduğum sürece bunlar NATO’ya giremez.

Boşuna yorulmasınlar.” O günlerde muhalefet dahil herkesin
değerlendirmesi “Türkiye NATO’ya gider ve iki ülkenin üyeliğini onaylar”
yönündeydi. Nitekim aynen öyle oldu ve Türkiye Madrit’te onay imzasını atıp
geri döndü.

Kuşkusuz sonucun böyle olacağını önceden bilmek kehanet
filan değil. Eğer Türkiye’nin Rahip Brunson ve Deniz Yücel olayında nasıl
davrandığını, 15 Temmuz’un finansörü diye yeri göğü inlettiğimiz BAE emirini
sonradan nasıl ‘kardeş’ diye kucakladığımızı, ‘katil’ diye manşetler attığımız
Prens Selman’ı devlet protokolünü aşan bir samimiyetle karşıladığımızı doğru
analiz edebilirsek, Türkiye’nin şu anda nasıl bir dış politika savrulması
yaşadığını eminim daha iyi anlarız.

Böyle bir fotoğrafa rağmen hala “dünya bize hayran”
hamasetiyle teselli bulmaya çalışıyorsak, buna söylenecek bir şey yok demektir.
Galiba her şey çok güzelmiş ama bizim haberimiz yokmuş…”

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın