Sahi Suriye gülistanlık neden dönmüyorsunuz?

rasthaber

Rasthaber –  İnsan medeniyeti ve varlığını tehdit eden şahit olduğunuz ve olabileceğiniz tüm kötülüklerin kaynağı tekelci kapitalist sistemdir. Serseri mayınların, zararlı haşerelerin, yabani otların ve tüketip yok eden çekirgelerin efendisi Tekelci kapitalist sistemi teşhir etmeden, onu hedef almadan, onu besleyen kolları kesmeden sağlıklı insan merkezli bir milli medeniyet inşa etmeniz, mevcut olanı korumanız, ıslah etmeniz asla mümkün olamayacaktır. Emperyalizm, Siyonizm, Vahhabizm, Faşizm sistemin üst çatısını oluştururken onun en zehirli salgısı ve yabani otları milletlerin içine zerk edilen serseri mayınlardır. Uyuşturucu, LGBT, pornografi, pembe diziler, kayıt dışı ekonomi (kaçakçılık), kumar, fuhuş, din ve mezhep tüccarlığı, bölücü etnik kimlik istismarı, ırkçılık, düzensiz göçler tarlanıza musallat olmuş çekirge sürüleridir.

GAFLET, DALALET VE HIYANET İÇİNDE OLANLAR

Komşunuzun tarlası işgal altındayken, ürünü talan edilirken, komşunuzun varlığı, hayalleri tecavüze uğrarken, ateş tarlayı yok ederken aynanın karşısında saçını tarayanlar gibi umursamaz olursanız ya korkak ve basiretsizsiniz ya da ülkenize, milletinize karşı tekelci sistemin hizmetinde gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içindesiniz. İnsan palayı başkasına sokmadan önce çuvaldızı kendinde deneyendir. Başkalarını yargılamadan ve sorgulamadan önce kendini yargılayabilen ve sorgulayabilendir. Kabahati, suçu, sorunların kaynağını yabani ellerde aramadan önce kendi tarlasındaki yabani otları ayıklayabilendir. Kıssadan hisse İnsan duygudaşlık, yani empati, kendisini başkasının yerine koyabilmeyi yapabilendir. ABD, İngiltere ve İsrail’in Büyük Oklava Projesinde (BOP) 1950’den itibaren, kısa dönemli istisnalar hariç, başta Irak ve Suriye olmak üzere hükümetlerimiz komşularımıza karşı tekelci kapitalist efendilerin hizmetinde oldular.

DÜŞMAN ATEŞİNİN KİBRİTİ OLDULAR

Komşularımızın tarlaları yanarken, ürünleri talan edilirken, gelecekleri karartılırken aynanın karşısında oturup saçlarını tarayan umursamaz olmadılar. Aksine o tarlayı yakan yabani zararlı düşman ateşinin gönüllü kibriti olduk. Benzini olduk. Komşularımıza karşı düşmanın eli, gözü, kulağı, muhbiri, rehberi olduk. Tarlayı düşmanla birlikte yağmaladık. Tarlasını söndürmek isteyen komşularımıza çelme taktık, engel olduk, komşularımızdaki haramilerle, gaflet ve hıyanet içinde olanlarla yoldaş olduk. Hep birlikte düşman bayrağı altında bazen “demokrasi ve hürriyet”, bazen “komşularımızdaki otoriter ve diktatörlük rejimleri ile mücadele”, bazen “ekonomik refah ve toplumsal huzur”, bazen “Allah için cihat etmek ve cenneti kazanmak için” Büyük Oklava Projesinin çelik dişleri oldular komşularımızın üstünden silindir gibi geçtiler. İçinde oldukları uşaklık, gaflet, delalet ve hıyaneti örtbas etmek ve milleti kandırmak için kullandıkları en büyük palavra “Araplar bizi arkadan hançerledi” propagandasıdır.

Bizi, yani bağımsızlık, egemenlik, hürriyet, kardeşlik sevdası ile millet olmak isteyen bizi arkadan İngilizler, Almanlar, Ruslar, Fransızlar, Siyonistler, Vahhabiler, onlarla işbirliği yapıp hıyanet içinde olan Türkler, Arabiler, Kürtler, Çerkezler hançerledi. Bu hülyamızı kâbusa dönüştürenler ve bizi halen arkadan hançerlemeye devam edenler esas düşmanı gizleyip önümüze zavallıları atan, onları düşman gösteren zihniyetler, kalemlerdir. Kürt ve Alevi nefreti ve düşmanlığı misali Arabi düşmanlığını da yayan hükümetler ABD, İsrail, İngiltere ve NATO hizmetinde olanlardır. Bu görevi efendilerinin telkinleriyle ifa etmişlerdir. Zira Türk milletinin asli unsurları olan, cumhuriyeti birlikte kuran Türk, Kürt, Arabi, Alevi, Sünni halkın tek vücut olmaları, zinde ve diri olmaları tekelci kapitalist sistemin en korktuğu hadisedir. Milleti var edeni din, mezhep ve etnik temelde parçalamak için ırkçı faşist söylem ve eylemleri besleyen tohumları toprağa zerk ettiler.

MEDYA KURULUŞLARININ ROLÜ

Özellikle medya kuruluşları bu yabani hedefin gerçekleşmesinde esaslı bir rol üstlendi. Doğan Medya Grubun Hürriyet gazetesi kendisini Atatürkçü ve Türk Milliyetçisi olarak propaganda etti. Bu minvalde olan veya rol icabı yazanları bünyesine kattı. Baş sayfanın başköşesinde Türk bayrağı içinde Atatürk resmi altında “Türkiye Türklerindir” oltası ile Türk Milliyetçiliğini avlayan en sinsi yem ile süsledi. Türkler, Arabiler ve Kürtler birlik ve dirlik içinde olduklarında ABD, İngiliz ve Avrupa Emperyalizmi, İsrail Siyonizmi, Suudi Vahhabizmi nefessiz ve takatsiz kalır, Bereketli Hilal coğrafyamız ile yıldızı Kıbrıs’ı hiçbir barbar yabani kuvvet istila edemezdi. Bu birlik ve dirliğin olmaması için Türk, Arabi ve Kürt düşman olmalıydı ve öyle kalmalıydı. Milliyetçi projeler ile Millet parçalanırken bu sefer devreye Mezhep projeleri girdi. Türk, Arabi ve Kürt Milliyetçileri birbirlerine karşı yabani ve düşman-i davranırken ve bu terbiye ile beslenirken, Milleti din ve mezhep projeleriyle parçalamak için Ilımlı Süslüman Projesi (ISP) Büyük Oklava Projesinin (BOP) hizmetine sokuldu. Müslüman, (Şii, Sünni, Alevi) Mesihi, Musevilerin birliği, dirliği ve kardeşliği hedef tahtasına kondu. Ülkemiz ve coğrafyamız 50 senedir mezhep düşmanlığı ve çatışmaları sebebiyle kan kaybediyor.

Türklerde Arabi, Arabilerde Türk, Kürtlerde Türk ve Arabi, Türk ve Arabilerde Kürt düşmanlığı tekelci kapitalist sistemin en kıymetli projesidir. Onun uşaklığını yapan mahalli Türk, Arabi ve Kürt hükümetler de yetersizliklerini, basiretsizliklerini, hırsızlıklarını, liyakatsizliklerini örtbas etmek için bu düşmanlığı körüklediler. Kendilerine yönelmesi gereken derin öfke patlamasını, kendilerinin ödemesi gereken bedeli millete yönelttiler ve millete ödettirdiler. Hürriyet, Milliyet ve benzeri amiral gazeteler Arabi düşmanlığını besleyen, mezhep çatışmalarını besleyen edebiyatı, tekelci kapitalist sistemin tüm pisliklerini ve faşist değerlerini yaygınlaştıran her şeyi yaptılar, her Allah’ın günü bu konuları işlediler.

BÖLÜCÜ SÖYLEMLERLE DÜŞMANLAŞTIRMA PLANI

Milleti ve devleti asıl tehdit eden zararlı yabani idareciler, milliyetçi ve mezhepçi söylemlerin arkasına saklanarak çatışmaları kışkırtarak, organize ederek iç düşmanlar yarattılar. Yetmediği durumlarda komşu düşmanların yarattığı tehditler söylemi üzerinden Türk Milletini komşu ülkelerin tümüyle düşman ettiler. Tekelci kapitalist sistemin Suriye için tanzim ettiği, Emperyalizm ve Siyonizm’e hizmet eden malum projelerde görev almayı kabul eden önceki ve 2002 sonrası hükümetler üç aşamalı bir oyunun görevlisi veya taraftarı oldular. İlk bölümünde iyi komşu, dost, kardeş, dindaş, ticaret, sızma ve Suriye’yi içten fetih, ikinci perdede Truva Atı, üçüncü merhalede açık saldırı görevlerini ifa ettiler. Suriyeli Mülteciler konusu bu projelere hizmet etmek için var edildi. Zira Suriye’de henüz çatışmalar yok iken Suriye sınır bölgelerine Suriye’den gelecek asker ve polisler ile siviller için kamplar hazır hale gelmişti.

Suriye ve Esad meselesini kısa bir zaman içinde halledeceklerini var sayarak mültecilerin sınırlı sayıda geleceklerini, 80 bini aşmaları halinde insani sebeplerle müdahale hakkının oluşacağını hesapladılar. Hesaplarında yanıldılar veya yanıltıldılar. Savaş daha şiddetli hale geldikçe, birden fazla güçlü aktörler devreye girdikçe ve uzadıkça, yıkım, ölüm, yoksulluk arttı. Bu tablo milyonların ülkeyi terk etmesinin sebebidir. Hükümet bu projenin merkezindeydi. Ana Muhalefet aynanın önünde saçını taramaya devam etti. Suriye savaşında tüm taraflar gibi mülteciler de Büyük Süslüman ve Oklava Projesinde kullanılan çarkın dişleriydi. Mülteciler ABD, İsrail ve NATO için kıymetliydi. Suriye Savaşı çıkmaza girdikçe kıymetten düştüler. Ama Erdoğan hükümeti için halen kıymetliler.

MÜLTECİLER NEDEN DÖNMÜYOR?

Besledikleri, korudukları, vatandaş yaptıkları Suriyelileri, Esad’ı devirmek için sahada eğittikleri, silahlandırdıkları örgütleri, içte ve dışta maddi, manevi, askeri getirim olarak görüyorlar. Masada ABD, PKK, Esad ile savaş ve müzakerelerde önemli bir kart. Örgütlerin liderleri mevcut Suriye’den memnun. Zira legal illegal sınır ticaretini kontrol ediyorlar. Milyarlarca dolarlık bir pasta var. Bu pastadan Türkiye tarafında yiyenlerin sayısı az değil. Mevcut haliyle Suriyelilerin ezici çoğunluğu Türkiye’den ayrılmayı istemez.  Şam, Lazkiye ve Halep’ten yotuberler, siyasiler, basketbolcular istedikleri kadar eğlenen, yüzen, gülen, lokantaları dolduran, nargile keyfi yaşayan insanların videolarını yayınlasınlar, ekmek, benzin temel ihtiyaçlar bedava sağlanıyor desinler, burası güvenli ve rahat neden dönmüyorsunuz, demek ki mesele güvenlik, aş ve iş değil mesele Türkiye’yi istila etmeleri, milli değerlerimizi bozmaları iddiaları bazı kesimlerde prim yapsa da dönmeyeceklerdir. 

Zaten onların bu şartlarda gelmeleri de ciddi ekonomik sorunlarla debelenen Suriye devleti için de hiç uygun görülmemektedir. Arabileri ülkemizdeki tüm sorunların, işsizliğin, barbarizmin (Suriyeliler ve Arabilerden önce İsviçre idik onların gelmesiyle mağara toplumu olduk algısı yaratılıyor) , Atatürk heykeli üzerine çıkıp resim çektirenler, Sahilde nargile içen, Denizde diz boyu külot ile yüzen erkekler, tecavüzcüler, Haşhaşiler, Uyuşturucu  baronları, Oligarklar, Şiddet ve terör seviciler, Türk kimliğine tehdit oluşturanlar, Atatürk ve laik cumhuriyetini yıkanlar, Eğitimi bozanlar ve Türk milletini cahil bırakanlar,  işi gücü çocuk yapmak olanlar, yağmacılar, haramiler, rüşvetçiler, kaçakçılar velhasıl kelam ülkemiz dünya medeniyetini tehdit edenler Kürtler ve Alevilerdi şimdi Suriyeliler ve Arabiler. Bu ifadeler ve suçlamalar Almanya’da yaşadığım yıllarda cahil, kibirli ve NAZİ zihniyetinde olan Almanlar, siyasi yetkililer ve medyasında harfiyen Türkler için söylenirdi. En çok sevdikleri tanımlama da “sarımsak yiyiciler, alt koltukları kokanlar” ifadesidir. 

HARCAMAYI SEVEN TURİSLER MÜLTECİ OLDU

Savaştan önce ülkemize yüzbinlerce Suriyeli gelirdi. Onlardan medeni, paralı, efendi, cömert, Avrupalı ve Rus turistler gibi pis ve pinti olmadıklarını, harcamayı seven terbiyeli, modern Arabiler diye bahsederdik. Türklerin kendilerini en yakın hissettiği diyardır Suriye. Atatürk’ün en çok önem verdiği topraklardır. Medeniyetin beşiği olarak telakki ettiği ve milli kurtuluş mücadelemizin ilk gizli cemiyetlerini inşa ettiği yurttur. Türklerin en rahat, huzurlu ve kazançlı olduğu ülke Suriye idi. Suriye, Erdoğan, kabinesi ve siyasi heyetlere eşlik eden tüccarlara ne istediler de vermedi? Ne istediler de alamadılar? Siz, Suriye’de terör örgütü olarak kabul edilen Müslüman Kardeşler Örgütü mensubu dışında 2011 senesine kadar Türkiye, Avrupa veya Arabi ülkelerinde hiç Suriyeli mülteci tanıdınız mı? Avrupa, Amerika kıtasında,  Asya’da, Afrika’da ve Türkiye’de göreceğiniz Suriyeli turisttir, yatırımcıdır, tüccardır, işletmecidir veya öğrenci ve akademisyendir. Dünyanın en zor imtihanı olan Amerika Tıp Bordu imtihanlarında en başarılı doktorlar Filistinli, Suriyeli ve Lübnanlıdır.

SURİYE’Yİ EHLİNE SORUN

Neden mülteci veya göçmen olsun ki? Suriye, ekonomik ve uluslararası ticarette en hızlı büyümeyi yaşayan ülkeydi. Kendi kendine yeten, dış borcu olmayan müreffeh bir ülkeydi. Mevcut tablodan Erdoğan hükümeti birinci dereceden sorumludur. Mültecilerin suistimal edilmeleri, toplumsal çatışmalar için provoke edilmeleri, Türk, Arabi, Kürt Alevi, Sünni düşmanlığına yol açacak söylem ve eylemlerde bulunan herkes birinci dereceden sorumludur. Bu tablodan en büyük hazzı tekelci kapitalist sistem alır. Millet Don Kişot misali asli sorunlarla uğraşacağına, bu sorunların kaynağı ile mücadele edeceğine ve kaynağı besleyen zihniyeti teşhir edeceğine, soğanın kabuğuyla enerjisini tüketmektedir. Suriyeliler ülkeleri en azından 2011 öncesi şartları sunmadıkça, Suriye’ye dönmeyeceklerdir. Çünkü Suriyeliler Suriye’yi bu iki günlük gezginlerden çok daha iyi tanımaktadır.

Suriye Ümit Özdağ’a, İlay Aksoy’a, youtuberlere ve onlar üzerinden bu propagandayı yayan “muhalif” solak medyaya sorulmaz. Suriye ehline sorulur. Evet, Suriyeliler vatanlarına dönmelidir. Onlar da inanın herkesten daha çok istiyor. Hadi empati yapalım ve Türklerin bugün Suriye’den daha iyi durumda olan Türkiye’ye neden Avrupa’dan, Arabi ülkelerden, Afrika’dan, Amerika kıtasından dönmediklerini, neden daha iyi durumda olan Türkiye’den çıkmak için çaba harcadıklarının cevabı var mı? Varsa o cevapları Suriyeliler için de kullanınız.   

aydınlık

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın