Şehit Lider’in geçen yıl 4 Haziran’da yaptığı konuşmanın dönüm noktası, İmam Humeyni ekolü açısından “milli bağımsızlık” kavramını yeniden ve net bir şekilde tanımlamasıydı. O, bağımsızlığın dünyadan kopmak ve uluslararası ilişkileri kesmek anlamına geldiği yönündeki yanlış algıyı kesin biçimde reddetti.
4 Haziran, İran halkının tarihî hafızasında yalnızca takvimde bir gün değildir; aynı zamanda çağdaş dünya tarihinin akışını değiştiren yüce ideallere bağlılığın tazelendiği bir dönüm noktasıdır. Ancak bu yıl, bu hüzünlü yıldönümü daha derin bir yalnızlık ve daha büyük bir özlemle karşılanmaktadır.
Bu yıl İmam Humeyni’nin (r.a.) vefat yıldönümüne hazırlanılırken, onun hikmet sahibi halefi ve sadık takipçisi olan “Devrim’in Şehit Lideri”nin yokluğu, kutsal türbesinde her zamankinden daha fazla hissedilmektedir.
Geçen yıl bugünlerde (4 Haziran 2025), Şehit Lider, İmam Humeyni’nin türbesinde yaptığı son konuşmasında derin ve stratejik mesajlar vermişti. Bugün bu konuşma yeniden incelendiğinde, bunun sadece dönemsel bir hitabe değil; kapsamlı bir manifesto, siyasi ve ilahi bir vasiyetname ve çağdaş tarihin zorlu dönemeçlerinden geçmek için hazırlanmış temel bir yol haritası olduğu anlaşılmaktadır. Bu yazı, yaklaşan 4 Haziran vesilesiyle bu kalıcı doktrinin ana hatlarını analitik bir bakış açısıyla yeniden ele almaktadır.
Yeni Dünya Düzeni ve İmam’ın Düşüncesinin Uluslararası Boyutu
Şehit Lider konuşmasına, İmam Humeyni’nin manevi şahsiyeti ile günümüz dünyasındaki büyük dönüşümler arasında bağ kurarak başladı. Aradan otuz yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, İmam’ın düşüncesinin dünya üzerindeki etkisinin hâlâ canlı ve etkin olduğunu vurguladı.
Yeni uluslararası düzeni değerlendirirken, küresel güçlerin kabul etmek istemediği bazı gerçeklere işaret etti: çok kutuplu bir dünya düzeninin oluşması, süper güçlerin gözle görülür şekilde gerilemesi, Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel nüfuzunun zayıflaması ve siyonizme yönelik benzeri görülmemiş bir toplumsal tepkinin yükselmesi.
Ona göre, Avrupa ve Amerika’nın merkezlerinde bile genç kuşaklar ve halklar, Batı’nın maddi değerlerini reddeden bir yöne doğru ilerlemektedir. Güç dengelerindeki bu değişim, İmam Humeyni’nin yıllar önce ektiği direniş ve bağımsızlık tohumlarının ürünüdür ve Şehit Lider, bu mirası koruyarak İran’ı yeni düzenin istikrar merkezi hâline getirmiştir.
Batı’nın “Şaşkınlığı” ve Benzersiz Bir Olgu Olarak İslam Cumhuriyeti
Geçen yılki konuşmanın en önemli bölümlerinden biri, Batı dünyasının İslam Devrimi karşısındaki psikolojik ve siyasi durumunun analiziydi.
Şehit Lider, Batı’nın hiçbir zaman silah ve mali imkânlardan yoksun bir din âliminin bir milleti seferber ederek, Doğu ve Batı’nın tam desteğini alan güçlü bir rejimi devirebileceğini düşünmediğini ifade etti.
Ancak Batı’yı asıl şaşkına çeviren ikinci gelişme, uzlaşmacı bir yönetim yerine “İslam Cumhuriyeti” sisteminin kurulması oldu. Batılı çevreler, devrimin ilk yıllarında Batı yanlısı grupların iktidara gelmesiyle yeniden nüfuz alanı açılacağını umuyordu. Ancak İmam Humeyni’nin tamamen dini ve bağımsız bir sistem kurma konusundaki kararlılığı bütün hesaplarını bozdu.
Şehit Lider, düşmanların İran’a yönelik derin kin ve komplolarının tam da bu noktadan sonra başladığını belirtti.
Terörden Dayatılmış Savaşa Uzanan Binlerce Komploya Karşı Direniş
Konuşmasının başka bir bölümünde, İran’a yönelik düşmanlıkların boyutuna değinen Şehit Lider, son iki-üç yüzyıl içinde hiçbir devrimci sistemin İslam Cumhuriyeti kadar yoğun komplolarla karşılaşmadığını söyledi.
Bu komplolar arasında devrimin ilk yıllarında etnik ayrılıkçılığın teşvik edilmesi, üniversitelerde sol grupların silahlandırılması, Saddam Hüseyin’in desteklenmesi, ayrıca Şehit Mutahari, Şehit Beheşti, Şehit Müfettih, Şehit Recai ve mihrap şehitleri gibi devrimin önemli isimlerine yönelik suikastlar yer aldı.
Bu terör zincirinin günümüzde de nükleer bilim insanlarının ve genç devrimci aktivistlerin öldürülmesiyle sürdüğünü ifade etti.
Bunlara ek olarak ağır ekonomik yaptırımlar, Tabas’taki doğrudan askeri saldırı girişimi ve kum fırtınası olayı ile İran yolcu uçağının düşürülmesi gibi olayların da aynı düşmanlık zincirinin parçaları olduğunu belirtti.
Şehit Lider, bu faaliyetlerin arkasında yalnızca terör örgütlerinin değil, dünyanın en güçlü istihbarat üçlüsü olan CIA, MI6 ve Mossad’ın bulunduğunu söyledi ve İslam Cumhuriyeti’nin bütün bu baskılara rağmen daha güçlü ve daha kararlı bir şekilde yoluna devam ettiğini vurguladı.
“Milli Bağımsızlık” Kavramının Açıklanması ve Uzlaşma Doktrininin Reddedilmesi
Geçen yılki konuşmanın en dikkat çekici noktası, İmam Humeyni’nin düşünce sistemine göre milli bağımsızlığın yeniden tanımlanmasıydı.
Şehit Lider, bağımsızlığın dünyadan kopmak veya uluslararası ilişkileri kesmek anlamına gelmediğini söyledi.
Ona göre bağımsızlık; İran halkının kendi ayakları üzerinde durması, büyük güçlere dayanmaması ve kendi kararlarını kendisinin vermesi demektir.
Bu çerçevede şu ifadeyi kullandı:
“İran milleti Amerika’nın yeşil ışığını beklememeli ve onun kırmızı ışığından da korkmamalidir.”
Ayrıca, İmam Humeyni’nin genç nesillere aşıladığı “Biz yapabiliriz” anlayışını milli kimliğin temel unsurlarından biri olarak değerlendirdi ve düşmanların sürekli olarak bu özgüveni yok etmeye çalıştığını belirtti.
Hatta, Umman’daki dolaylı görüşmeler gibi bazı diplomatik süreçlerde ABD’nin önerilerinin tamamen bu “Biz yapabiliriz” ruhunu hedef aldığını ifade etti ve İran’ın bilim, savunma ve teknoloji alanındaki ilerlemelerinin bu özgüven sayesinde gerçekleştiğini vurguladı.
İslam Ümmetine Son Çağrı ve Siyonizmin Çöküşüne Dair Öngörü
Şehit Lider’in son konuşmasındaki küresel bakış açısı, Filistin ve Gazze meselesinde İslam ülkelerinin sorumluluğuna odaklanıyordu.
Açık bir dille, artık tarafsız kalma ve hesap yapma döneminin sona erdiğini, sessizliğe yer olmadığını söyledi.
Siyonist rejime ister ilişkileri normalleştirerek ister yardım yollarını kapatarak destek veren her hükümetin, bunun tarihî ve ahlaki sorumluluğunu taşıyacağını belirtti.
Ayrıca, siyonist rejime güvenmenin hiçbir ülkeye güvenlik sağlamayacağını, çünkü ilahi yasalar gereği bu rejimin çöküş sürecine girdiğini ve bu sonun çok uzak olmadığını ifade etti.
Maneviyat ve Direniş; Ümmetin İki Kanadı
Şehit Lider’in geçen yılki konuşması anılırken onun manevi yönüne değinmemek mümkün değildir.
Konuşmasının başında, Arefe günlerinin yaklaşmasına işaret ederek gençleri İmam Hüseyin’in Arefe duasından ve İmam Seccad’ın Sahife-i Seccadiye’deki 47. duasından azami ölçüde yararlanmaya çağırdı.
Bu yaklaşım, İmam Humeyni ve Şehit Lider’in düşünce sisteminde siyaset ve direnişin hiçbir zaman dua, kulluk ve maneviyattan ayrı olmadığını göstermektedir.
Bugün İslam Devrimi’nin kurucusunun vefat yıldönümünde, o bilge ve şehit liderin yokluğunun hüznünü yaşasak da, onun yazılı ve sözlü manifestosu önümüzde durmaktadır.
Yol açıktır: İlkelere bağlı kalmak, milli bağımsızlığı derinleştirmek, “Biz yapabiliriz” anlayışını canlı tutmak ve küresel güçlerin görünen ihtişamından korkmamak.
Bu, Şehit Lider’in kanıyla İmam Humeyni’nin idealleri arasında kurulan ahittir ve İran halkı da bu onurlu bayrağı, gerçek sahibine teslim edileceği güne kadar taşımaya devam edecektir.
Emir Ali Fethi/snn.ir
Not: snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
