7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanacak NATO Zirvesi, yalnızca ittifakın gündemindeki meselelerin ele alınacağı rutin bir toplantı olmayacak.
Zirveye giden süreçte Avrupa’nın önde gelen düşünce kuruluşları, strateji merkezleri ve yayın organlarında yürütülen tartışmalar, NATO’nun artık eski NATO olmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Soğuk Savaş döneminde NATO’nun varlık nedeni netti.
Ortak tehdit Sovyetler Birliği’ydi, lider ABD’ydi ve ittifakın stratejik yönelimi konusunda ciddi bir görüş ayrılığı yoktu.
Bugün ise durum tamamen farklı.
NATO’nun karşı karşıya olduğu temel sorun dışarıdaki rakiplerden çok, içerideki farklı gelecek tasavvurları.
DÖRT AYRI NATO
Avrupa’daki tartışmalara bakıldığında en az dört ayrı NATO anlayışının ortaya çıktığı görülüyor.
İngiltere, Polonya ve Baltık ülkelerinde etkili olan Atlantikçi çevreler, NATO’nun temel görevinin Rusya’yı caydırmak olduğunu savunuyor. Onlara göre ittifakın önceliği Doğu Avrupa güvenliği ve ABD’nin Avrupa’daki askerî varlığının sürdürülmesidir.
Fransa merkezli çevreler ise farklı düşünüyor.
Onların gündeminde “Avrupa stratejik özerkliği” var. NATO’nun devam etmesini istiyorlar, ancak Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığının azaltılmasını ve kıtanın kendi askerî kapasitesini geliştirmesini savunuyorlar.
Almanya’da daha farklı bir yaklaşım öne çıkıyor.
Berlin çevreleri NATO’nun korunmasından yana olmakla birlikte, ittifak içinde Avrupa liderliğinin güçlendirilmesini ve savunma yükünün giderek daha fazla Avrupalılar tarafından üstlenilmesini istiyor.
İtalya ve İspanya gibi Güney Avrupa ülkeleri ise başka bir gündeme sahip.
Onlara göre NATO’nun tüm dikkatini Rusya’ya yöneltmesi doğru değildir. Akdeniz, Orta Doğu, enerji güvenliği, göç hareketleri ve Kuzey Afrika kaynaklı istikrarsızlıklar da ittifakın öncelikli konuları arasında yer almalıdır.
Bunlara son yıllarda giderek güçlenen bir başka eğilim daha ekleniyor.
Özellikle Anglo-Amerikan strateji çevrelerinde NATO’nun Çin’i de kapsayan küresel bir güvenlik örgütüne dönüştürülmesi gerektiği savunuluyor. Buna karşılık Fransa ve bazı Avrupa ülkeleri NATO’nun Hint-Pasifik’e taşınmasının ittifakın asli görevini belirsizleştireceğini düşünüyor.
Ortaya çıkan tablo açık: Herkes NATO’yu farklı bir yöne çekiyor.
ANKARA ZİRVESİ’NDE ORTAK HEDEF ÇIKMAZ
Aslında bu durum içinden geçtiğimiz çok kutuplu dünyanın temel özelliğinden kaynaklanıyor. Eski dönemin katı blokları çözülüyor.
Aynı devletler bir alanda rakip olurken başka bir alanda işbirliği yapabiliyor. Bir ittifakın üyesi olan ülkeler, karşı cephede görülen devletlerle enerji, ticaret, teknoloji veya güvenlik alanlarında ortaklık kurabiliyor.
Günümüz dünyasında çıkarlar önceki dönemin kamplarının disiplininin önüne geçiyor.
Bu nedenle Ankara Zirvesi’nden NATO üyeleri arasındaki görüş ayrılıklarını giderecek ve ittifaka yeni bir stratejik istikamet kazandıracak bir oydaşma çıkması mümkün değildir. Ankara’da görülecek olan, ortak hedefler etrafında kenetlenmiş bir ittifaktan çok, farklı merkezlere doğru çekilen, üyeleri arasında tehdit tanımları ve öncelikleri giderek ayrışan bir yapıdır.
Zirve sonunda yayımlanacak bildiriden bağımsız olarak asıl gerçek budur.
Ankara Zirvesi, NATO’nun yeniden birleşmesinin değil, çok kutuplu dünyanın koşullarında eski bütünlüğünü sürdüremeyen Atlantik sisteminin stratejik çözülmesinin ilanı niteliğinde olacaktır.
